Surp Yerotutyun Ermeni Klisesi

Surp Yerotutyun Ermeni Klisesi
25 Temmuz 2017 tarihinde eklendi, 627 kez okundu.

Sivrihisar Ermeni Kilisesi

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde bulunan Surp Yerortutyun (Ermeni) Kilisesi 1650’de inşa edilmiş olup, 1876’da yangın sonucu zarar görmüş ve 1881 senesinde Patrik Nerses Varjabedyan döneminde mimar Mintes Panoyat tarafından yeniden inşa edilmiştir. Kilise, Ermeni mahallesinin orta kısmına saat kulesinin eteklerine yapılmıştır. Tamamı taş işçiliği olup yerel taş imalidir. Yapımında pek çok Türk de çalışmıştır. Anadolu’nun en büyük 3 kilisesinden biridir. 1400 m2’lik alanda inşa edilmiş olup uzun yıllar bakımsız kalmıştır. 2009 yılında Belediye imkanları ile kısmen de olsa salonu kullanılır hale getirilmiştir. 2001 yılında onaylanmış bir restorasyon projesi ise daha sonra uygulamaya geçirilerek Kültür Bakanlığı tarafından 2010 yılında restorasyon çalışmaları başladı. Ancak restorasyonda Çan Kulesi ile kulenin ana yapısını bağlayan kemer dikkate alınmamıştır. Yapı, kültür ve toplantı amaçlı pek çok hizmete elverişli haldedir.

1853-56 Kırım Savaşında, padişah Abdülmecid fermanı ile Kırım ve Kafkasya’dan göçmen olarak, Sivrihisar’a yerleşen Ermeniler toplam 4177 kişi olup 360 hane mevcuttu. Sivrihisar’ın kuzeyine hisar ile Baba çeşmesi arasına Yazıcıoğlu kalesi ve kayalığın eteklerine yerleşmişler. 1916 yılında topluca Suriye’ye dönüyorlar. Oradan da pek çoğu Fransa ve Marsilya’da yerleşmişlerdir. Az sayıda da olsa İstanbul’da varlığı bilinmekte. Ermeniler Sivrihisar kültürüne ciddi katkıda bulunmuşlar. Özellikle el sanatında (kuyumculuk), terzilik (bayan), bağcılık ve yemek çeşitleri halen sürdürülmektedir. Kendi adlarını taşıyan bağ ve bağ evleri (gavurkoyu) hamamları halen mevcuttur.

Not: Kilise hakkında Vikipedi sitesinde geçen Ermeniler ile ilgili “soykırım” iddiası ise tamamen yanlış ve kabul edilemez.

ARAŞTIRMALAR KAPSAMINDA YAPININ TARİHÇESİ, KONUMU, MİMARİ ve SÜSLEME ÖZELLİKLERİ

Kilisenin iki tarafında çan kuleleri bulunmaktadır. Kızıl kesme taştan yapıldığı için Kızıl Kilise de denilen yapı belli belirsiz fresklerle bezelidir. Kilisenin arka kısmında vaftiz odası, güney kısmında papaz odası bulunuyor. Kilise’nin kitabesinde şunlar yazılıdır: “Cemaat üyelerinin yardımlarıyla kutsal üçlü (SURP YERORTUTYUN) adına bir kilise inşa edildi.

Konum: Kevser sokak. Surp Yerortutyun Kilisesi, Sivrihisar İlçe merkezinin kuzeybatısında, Yazıcıoğlu Kalesi’nin güneyinde, ilçe yerleşiminin daha dışında konumlanmış olan Gavur Hamamı’nın da güneydoğusundadır. Kilisenin doğusunda ise saat kulesinin de üzerinde konumlandığı yüksek kayalık alan bulunmaktadır.

Tarihi

Surp Yerortutyun Kilisesinin batı cephesinde bulunan üst sıra pencerelerin kilit taşlarına sayıların tek tek yazılmasıyla inşa tarihi verilmiştir. Buna göre yapının inşa tarihi 1881 yılıdır. Kilisenin batı giriş kapısı üzerinde Emenice yazılmış olan kitabesinde ise; günümüz Türkçesiyle; “Cemaat üyelerinin yardımlarıyla kutsal üçlü (Surp Yerrortutyun) adına bir kilise inşa edildi. Patrik Nerses hükümranlığında, Sivrihisar’ın imanlı cemaati, Mintes Panoyat mimarın 1881’ de unutulmaz eseri Surp Yerrortutyun Kilisesi inşa edildi.” ibaresinden yapının Patrik Narses zamanında Mimar Mintes Panoyat tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Fakat önemli bir nokta olarak belirmeliyiz ki, kaynakta verilen bu Türkçe metinde Patrik Narses hükümdarlığında denilmektedir. Patrik Narses’in herhangi bir hükümdarlık dönemi olmadığı bilinmektedir. Bu bilgi de, kitabenin günümüz Türkçesine çevirisinde hatalar yapılmış olduğunu göstermektedir.

İç mekandaki sütunlardan dördünün; kuzeybatı köşeden ikinci, üçüncü ve dördüncü sütunların üzerine tamir edildiğine dair bilgiler yazılmıştır. Kuzeybatı köşeden ikinci sütunda Ermenice metinden sonra “25…” ibaresi ile “…09” ibaresi bulunmaktadır. Tarafımızdan bunun da “25… 1909” olabileceği düşünülmektedir. Kuzeybatı köşeden üçüncü sütunda ise verilen Ermenice yazının altında “19..9” tarihi görülmektedir. Tarihteki üçüncü sayı tahribattan dolayı tam okunamamaktadır fakat kalan izlere bakılarak “0, 2 veya 9” sayılarından birisi olabileceği düşünülebilir. Okunamayan üçüncü sayının “0” olma ihtimali daha yüksektir.

Kuzeybatı köşeden dördüncü sütunda ise Ermenice verilen bilgilerden sonra “1..05” sayılarını içeren bir tarih yer almaktadır. Yine tahribattan dolayı okunamayan ve hafif izleri kalan ikinci rakamın “9” olması gerektiği düşünülmektedir.

Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşamakta olan Ermenilerin dini yapıları, Osmanlı Devleti’nin koyduğu kurallar çerçevesinde yapılmıştır. Gayrimüslimlerin azınlıkta olmasının da etkisiyle yapıların sayısı da azdır. Osmanlı Devleti’nde yeniliklerin yoğun yaşandığı 19. yy.da ilan edilen fermanlarla gayrimüslimlerin hakları daha da artmıştır. 1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanıyla Osmanlı toplumlarında gayrimüslim olan toplulukların sosyal ve siyasal statüsü değişmiştir. Osmanlı Devleti’nde yeniliklerin yaşandığı bu dönemde, gayrimüslimler özellikle taşrada yoğun imar faaliyetlerine başlamıştır. 19.yy.’ın ilk yarısında, yeni ve değişik bir anlayışın yönetime etkimesi yeni olayların, yeni oluşumların toplum katlarına yansımasına yol açmıştır. Bu da mimarlıkta, daha çok azınlıkların bulunduğu yörelerde, yeni kilise yapılarıyla somutlaşmıştır. Araştırma konusu olan Surp Yerortutyun Kilisesi de Islahat Fermanı’ndan daha sonraki dönemde yapılmıştır. Yapı, günümüzde Sivrihisar olarak bilinen ilçede yer almaktadır.

Eskişehir Ermenileri konusunda ayrıntılı bilgi veren “Ermeni Tehciri ve Eskişehir Ermenileri” isimli tez çalışmasında, Eskişehir’de yaşayan Ermenilerden ilk bahseden kişinin seyyah Paul Lucas olduğu ve 1705 yılında Eskişehir’e uğrayan Lucas’ın Eskişehir’den 2 kilometre uzaklıkta bir köye gittiği belirtilmektedir. Burada bir tepenin eteğinde Ermenilerin oturduğu aktarılmaktadır. Eskişehir’e XIX. yüzyılda gelen seyyah J. Macdonald Kinneir’in ise şu anda Eskişehir’in bir ilçesi konumunda olan Sivrihisar’da o dönemde 400’ü Hıristiyan olmak üzere toplam 1500 insanın yaşadığı bilgisini verdiği de aktarılmaktadır. Eskişehir ve civarına XIX. yüzyılın ikinci yarısında gelen G. Perrot’un ise Sivrihisar’da yaşamakta olan Ermenilerin varlığından bahsettiği ve Sivrihisar’da bir de Ermeni Okulu bulunduğu bilgisini verdiği belirtilmektedir.

1882 yılında Eskişehir ve civarına gelen diğer gezginler Humann ve Puchstein’in, Eskişehir’in nüfusunu bir kısmı Ermeni olmak kaydıyla 10.000, Sivrihisar’ın nüfusunu ise hane olarak. 2.000 Türk evi ve Sivrihisar’ın kuzeybatısında ise 800 hanelik bir Ermeni Mahallesi olduğu bilgisini aktardığı da belirtilmektedir 9 . Bu rakamlardan da anlaşıldığı üzere Sivrihisar’da yaşayan Ermeniler XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde sayıları iyice artmış ve artık bir Ermeni Mahallesi oluşturmuşlardır. Bölge olarak bakıldığında, 19. yy.da Ermenilerin, toplum yapısında ve çevre bölgelerin etnik yapısında önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir.

Şemsettin Sami’nin yine aynı eserinde Sivrihisar’ın nüfusunun da 4.000’i Ermeni olmak üzere toplam 34.902 olarak aktardığı bilgisi verilir. Tüm bu veriler de gösteriyor ki Eskişehir ilinde XX. yüzyıl başlarına gelindiğinde tren yolunun da yapılmasıyla nüfus artısına paralel olarak Ermeni nüfusu da artmıştır. Ermeni nüfusun artmış olduğu bu bölgede, Sivrihisar İçesinde bulunan ve 1881 yılında inşa edilen Surp Yerortutyun Kilisesi, bir Ermeni kilisesi olarak dikkat çekmektedir.

Yapı Tanıtımı: Surp Yerortutyun Kilisesi, yapı kütlesi açısından doğu-batı yönünde dikdörtgen, planlanış biçimi açısından ise üç nefli bazilika planlıdır. Naosta kuzey-güney yönde iki sıra halinde dizilen ve birbirine sivri kemerlerle bağlanan dörder tane sütün ile üç nefli bir mekan oluşturulmuştur. Yapı, temelde üç nefli bir bazilikadır. Fakat yapı örtüsünde, merkeze yerleştirilen bir kubbeye, giriş ekseninde ve doğu batı yönünde yönelen beşik tonoz örtüler, yapının örtü sisteminde haç plana gidisi göstermektedir.

Batı cephe düşey olarak dört mermer plaster ile üç bölüme ayrılmıştır. Kırma taşla yapılmış olan yapının kuzey, güney ve batı cephede eksenlerine yerleştirilen, toplam üç girişi bulunmaktadır. Tüm cephelerde çift sıra pencere düzenlemesi görülmektedir. Alt sırada yer alan pencereler dikdörtgen formlu ve üçgen çökertme alınlıklıdır. Pencerelerin kilit taşlarına ise kabartma haç motifleri yapılmıştır. Üst sırada yer alan pencereler ise yarım daire kemerlidir. Bu yarım daire kemer, tuğla kemer ile evrelenmiştir. Üst sıra pencerelerin üzengi taşları ve kilit taşı yüzeyden daha yüksek görülmektedir. Aynı zamanda, pencerelerin tamamında aynı tarzda demir korkuluklar kullanılmıştır. Doğu cephedeki pencereler ise diğer cephelerdeki pencerelerden daha küçük ve mazgal pencere olarak görülmektedir. Bu pencereler beyaz renkli taşlarla çevrelenmiştir. Batı cephede alınlığa 4 yapraklı yonca formlu bir pencere yerleştirilmiştir. Bu pencere de boş alandaki monotonluğu gidermiştir.

Batı cephede yer alan giriş kapısı, yapının süsleme anlamında en zengin bölümüdür. Orta nef eksenine yerleştirilen giriş üçlü sivri kemerli düzenlemeye sahiptir. Eksende bulunan sivri kemer daha geniş, kuzey ve güney kenarlarındaki sivri kemerler ise daha dar yapılmıştır. Ortada bulunan geniş sivri kemer iki plaster arasında yer alan yarım daire kemerli giriş kapısını çevrelemektedir. Bu sivri kemer ise dıştan tuğla kemerle çevrelenmiştir. Kapı, plasterların taşıdığı kenger yapraklı başlıklarla taşınan yarım daire kemerli bir uygulamaya sahiptir. Yarım daire kemeri oluşturan taşlara, yüzeyden alçaltma ve yükseltmenin zıtlığıyla hareket kazandırılmış, kilit taşı ise zeminden daha fazla yükseltilerek yüzeyine kabartma haç motifi yerleştirilmiştir. Batı cephenin kuzey ve güney köşesinde yer alan plasterların yüzeyine, iki sıra pencerenin üzengi taşları ile aynı hizaya gelen kabartma haç motifleri yerleştirilmiştir.

Giriş kapısının kuzey ve güney yanında bulunan dört plastera oturan kemerlerin batıya doğru devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu uygulama yapı girişinde bir porç oluşturulduğunu göstermektedir. Sivri kemer içerisinde yer alan kapının iki yanında, dikdörtgen prizma kaideler üzerinde yer alması gereken iki sütunçe bulunmamaktadır. Fakat sütunçelerin üzerine oturması gereken başlıklar ise cephe ile birleşik vaziyette zıvana girintileri ile birlikte görülmektedir. Bu bölümde kenger yapraklı iyonik başlıkların üzerine oturan bir yastık üzerinde profilden S kıvrımlı ve kenger yaprakları ile kabartılarak bezenmiş olan geçiş ögeleriyle üstte ikinci bir başlığa geçiş sağlanmıştır. Bu iki yastık, başlığın diğer yandaki simetriği ile arasında yatay silmelerle birleştirilerek oluşturulan kitabe alanına ise kitabe ve rulo halindeki kitabeyi açan melekler yerleştirilmiştir. Bu bölümün üst kısmına ise iki tane kanatlı başın taşıdığı dairesel bir alanda tasvir edilen ve kutsal ruhu temsil eden bir güvercin ile bir küre üzerinde sakallı iki insan figürü kabartılmıştır.

Kuzeydeki yuvarlak haleli kişinin elinde bir haç, diğer üçgen haleli kişi ise bir yeri işaret eder biçimde tasvir edilmiştir. İki kişinin bulunduğu alanın evren, altlarındaki kürenin de Dünya olduğu tarafımızdan düşünülmektedir. Bu alanı çevreleyen bir sivri kemerin yarım kalarak, tüm giriş alanını çevreleyen sivri kemer tarafından kesildiği görülmektedir. Bu durumun, yapının bir onarım geçirdiğini işaret edebileceği düşünülebilir. Girişteki bu uygulamalar beyaz kesme taşla yapılarak yapının kırma taş mimarisinden farklılık yaratılmıştır. Batı cephede köşelerde bulunan plasterlar çatı hizasında birer sütun başlığıyla son bulurken diğer iki sütun ise çatı eğimine göre kırılmaya uğramıştır. Saçak; düz-kaval-düz-içbükey-düz silmeli frizle sonlandırılmıştır.

19.yy.da yapılan Surp Yerortutyun Kilisesi’ne planlanış bakımından benzeyen erken döneme ait yapılar farklı bölgelerde de görülmüştür. Buna en iyi örnek Constantinapolis’de yapılan Hagia Eirene Kilisesi’dir. 6.yy’a yapılmış ve en son 8. yy.da onarım geçirmiş olan kilise , üç nefli bazilikal plan oluşu ve örtü sistemindeki haç plana yönelim bakımından Surp Yerortutyun Kilisesi ile benzerlikler taşımaktadır.

Surp Yerortutyun Kilisesi ile aynı dönemde yapılmış olan Ermeni kiliseleri incelendiğinde plan uygulamalarında yakın benzerlikler de görülmektedir. 18-19. yy.larda yapılmış yakın örnekler ise Kayseri’de görülmektedir.

***

KAYNAKLAR:
Burası Sivrihisar – Naci ŞAKAR
Yüksek Lisans, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı
Derleyen/Editör: Murat Sevimbay

Etiketler:

Sayfa başına git