Arşiv

Afganistan

Afganistan

ASYA Kıtası’nın ortasında ve fizikî olarak, “Kıta’nın tavanı” denilebilecek bir ülke. Yüzölçümü 652.864 Km2, nüfusu, PAKİSTAN ve İran’da bulunan 5 Milyona yakın mülteci ile birlikte 38 – 40 Milyon olarak tahmin ediliyor.

Komşuları PAKİSTAN, İRAN, TÜRKMENİSTAN, TACİKİSTAN, ÖZBEKİSTAN ve ÇİN. (Daha doğrusu, ÇİN işgalinde bulunan DOĞU TÜRKİSTAN)

Dört mevsim görülüyor. 8000 Metreye yaklaşan dağ silsileleri var, 6000 metre rakımlı, sert iklimli yaylaları ve 200-300 Metre rakımlı, mutedil iklimli mümbit ovaları ve “ölüm çölleri” de mevcut. Yani, çok zengin bir coğrafyası var. Buna mümasil olarak ta, elbette nebatat ( bitki ) ve hayvan çeşidi açısından da zengin bir ülke.

Son senelerde kuraklık görülmekle birlikte, aslında su kaynakları epeyce zengin. Yüksek dağlardan yaz boyu eriyen kar’lar, ırmakları ve nehirleri besler.

Yeraltı zenginlikleri ise, dünyanın bütün emperyalist devletlerinin ağızlarını sulandıracak ve iştahlarını kabartacak kadar büyük. Afganlı bazı devlet adamları, yeraltı zenginliklerinin 3 trilyon dolar olduğunu söylüyorlar ise de, aslında bu rakamın birkaç kat daha fazla olması çok muhtemel. Çünkü bu ülkede bugüne kadar çok geniş kapsamlı bir “rezerv araştırması” yapılmamış ; yapılan küçük çaplı araştırmalardan elde edilen netice bile, Afganistan’ın niçin iştah kabarttığının anlaşılmasına yetiyor.

Meselâ, bugüne kadar tespit edilen yeraltı madde ve madenleri şunlar:
Altın, gümüş, bakır, demir, lityum, kobalt, boksit, kükürt, kurşun, çinko, petrol, doğalgaz, kömür, berilyum, yakut, lantan, seryum, neodimyum, uranyum… Ayrıca, nadir bulunan elementler ve çeşitli mineraller.

Halkın % 99’u Müslüman. Nüfus, ağırlık Peştun kökenlilerde olmak üzere, Tacikler, Özbekler, Türkmenler, Hazaralar’dan oluşuyor. Hepsi de her ne kadar “Müslüman” iseler de, “etnikçilik” sebebiyle, başları belâdan kurtulmuyor maalesef.

1839-1842 ve 1878-1880 Seneleri arasında, iki defa İngiliz işgaline maruz kaldılar. Fakat, görüleceği üzere İngilizler bu coğrafyada uzun müddet kalamadılar. Çünkü, şiddetli mukavemetle karşılaştılar ve geri çekilmek mecburiyetinde kaldılar.

Fakat, Afganistan’ı hiçbir zaman unutmadılar ve unutmuyorlar. Burada şu hususu tebarüz ettirmek isterim ; ben “İngilizler” dediğim zaman, bilhassa günümüz itibariyle ABD’yi de dâhil ediyorum. Çünkü ABD üzerinde İngiltere’nin “manevi hâkimiyeti” vardır. Dikkat ediniz, ABD Başkanları ve Hükümet üyeleri hep İngilizler ‘den tensip olunur.

Emperyalist devletlerin Afganistan’a alâkalarının sebebi, sâdece bu ülkenin sahip olduğu yerüstü ve yeraltı zenginlikleri değildir, kıymetli dostlarım. AFGANİSTAN aynı zamanda son derece kıymetli bir coğrafî pozisyondadır. Asya’nın yollarının “kavşak noktası” diyebiliriz. Asya’ya hâkim olmak isteyen bir güç, önce Afganistan’a hâkim olmalıdır. Çünkü bu ülke, kuzey-güney ve doğu-batı mihverindeki bütün güzergâhlara hâkimdir.

Böyle bir “hâkimiyet”, sâdece askerî üstünlük açısından ( bilhassa, hava hâkimiyeti ) değil, enerji ve ticaret sektörleri açısından da, eşsiz bir kıymet ve ehemmiyeti haizdir.

İngilizler bu kıymet ve ehemmiyeti, belki diğer milletlerden daha fazla müdriktirler. Türkiye’de 1922’den itibaren oluşturdukları “vesayet rejimi” ile, kendileri için en büyük engel olan Hilafeti kaldırttılar, LOZAN Antlaşması ile bizi çok büyük toprak kayıplarına uğrattıkları gibi, “bütün bunlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere” memleketin bütün siyasi-idari-adlî-mülkî sistemini “devrimler” ile çökerterek seküler / laik ( kökten Dinsiz – İslamsız ) bir rejim tesis ettiler.

Millî Mücadele’den sonra ortaya çıkan bu gelişmeler ile, aslında nasıl bir ihanet ve hıyanete uğradığımıza “ayıkan” insanları da, İstiklal Mahkemeleri vasıtası ile “temizlediler”.. Hatta, bazılarını mahkemeye çıkarmaya cesaret edemedikleri için, “boğdurdular” (TRABZON Mebusu Ali Şükrü Bey) , kimini de, Meclis’in içinde vurdular ( Deli Halit Paşa – Halit Karsıalan).. Ve nihâyet, kendilerinin “Muasır Batı Medeniyeti” veya “Türk Modernleşmesi” dedikleri ; amma aslında bu ülkede “esmer bir İngiliz toplumu inşa etme projeleri” yürümeye başladı.

Kıymetli dostlarım, Afganistan’dan bahsederken, birdenbire Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına ve “kuruluş felsefesine” dönmemin, elbette bir sebebi var.

İngilizler şunu çok iyi anlamışlardı: TÜRKİYE, İslam Dünyası’nda, “BAŞ” hükmündedir. Bu “BAŞ”ın içindeki beyini ele geçirirler ise, geri kalan milletleri zapt-u rapt altına almaları “otomatik olarak” gerçekleşecektir. ( Nitekim ABD’nin, FETÖ vasıtası ile Türkiye’de yapmak istediği de bu idi.. )

Bundan dolayı İngilizler, Türkiye’de 1922’de böyle bir sistemi tesis ettiler ve burada işbaşına getirdikleri “vesayetçileri” vâsıtası ile, Hindistan’a ( o vakitler PAKİSTAN ve BANGLADEŞ henüz istiklâllerini kazanmamışlardı ve Hindistan’a dâhil idiler ) ve Afganistan’a tesir etmeye gayret gösterdiler.

Mevzuya ve tezgâha henüz “ayıkamamış” olanlar, bu meyanda yapılan çalışmaları, “Mustafa Kemal’in Türk Dünyası’na olan büyük sevgisi ve sadâkati” olarak görürler.. Halbuki meselenin asıl veçhesi, Türkiye’de yapılan “seküler / laik Devrimler” in, AFGANİSTAN başta olmak üzere, Asya’daki bütün İslâm milletlerine enjekte edilmesinden ibarettir.

İngilizler, Afganistan’ı tam olarak ele geçirmek için, böyle son derece habis ve sinsi bir strateji izlemişler ve Türkiye’de de birçok kimse, bu stratejinin mahiyetini hâlen kavrayabilmiş değildir maalesef.. Bizim cenahtan olan bir kısım insanlar bile…

Tabii, günümüzde artık Türkiye’den “seküler / lâik zihniyet ihracı” yapılmıyor, kadim İslâm Medeniyetimiz ‘den beslenen adâlet ve hürriyet şuaları yayılıyor.

Afganistan’dan bahsederken, bu ülkede 1978-1989’de cereyan eden SOVYET ( RUS ) işgalinden ve ABD’nin ( NATO Şemsiyesi altında 7 Ekim 2001 – 31 Ağustos 2021 arasında cereyan eden işgalinden bahsetmemek olmaz, elbette.

Fakat hem Rus’lar, hem ABD’liler, rezil ve zelil bir şekilde geri çekilmek mecburiyetinde kaldılar. İşte bu noktada, Müslüman AFGAN Halkı’nın bu asil ve destani mücadelesini, gönülden tebrik ediyorum. Cümle şehitlerimize Cenab-ı ALLAH(C.C.)’dan rahmet, ve gazilerimize de rahmet ve mağfiret diliyorum.

AFGANİSTAN aynı zamanda, manevi iklimi de çok kuvvetli ve bereketli bir ülkedir. Meselâ ülkemizde de çok meşhur olan, tanınan ve bilinen Velîler ‘den İbrahim bin Ethem ve Şâkîk-i Belhî hazretleri, bu toprakların insanlarıdır. Bu ülkede ehl-i sünnet meşhûr tarikatlar çok yaygındır ; Nakşibendiyye, Kadiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, Çeştîyye…

Ehl-i Sâlip ( Haçlı ) hücum ve işgallerine bu kadar uzun müddetle mukavemet göstermeleri, bu topraklarda yaşayan insanların iman kuvvetlerine de delâlet ediyor. Ve bu mukavemetin bu derece “canlı” olmasının “altyapısını”, işte bu tarikatlar hazırlıyorlar.

“Tarikat” denildiği zaman, seküler / laik resmi Tarih’in “beyin yıkama” ameliyesinin tesiri altında kalmış olan bazı insanlarımız, bir tuhaf oluyorlar… Halbuki tarikat, başka bir din veya başka bir mezhep değildir; Müslüman ve ehli sünnet ve cemaattirler. Bu insanların dergâhlarında, tekkelerinde, zaviyelerinde, insan yetiştirilir. Yani bizim ilmihâl kitaplarında nazarî olarak okuduğumuz şeylerin, oralarda “pratiği” ( uygulaması ) yapılır.

TALİBAN dediğimiz ve bugün artık Afganistan’a hâkim olan insanların da, Pakistan’daki medreselerde yetişen ehli sünnet ve cemaat insanlar olduklarını işitiyoruz. Onlarla alâkalı olarak, ortada bir sürü iddialar var; bunların hiçbirisini burada zikretmeyeceğim.

Bu noktada benim rehberim HUCÛRÂT SÛRESİ 6. ÂYET-İ KERÎME’dir; fasıkların bana getirdikleri haberlere ( hele hele sosyal medyada yayınlananlara ) hemen inanmam ; tahkik ederim, araştırırım, elde ettiğim bilgiyi de kâfi görmem ; bu meselede Devletimizin bilgisine, beyanına ve tatbikatına ( uygulamalarına ) itibar ederim.

Çünkü, bilhassa son zamanlarda ortaya o kadar çok siyasetçi, işadamı, sanatçı, gazeteci, emekli büyükelçi, emekli general amiral, yeniyetme mafyacı kılıklı, Joe Bıdengiller tarafından CESÂRETLENDİRİLEN ve FONLANAN, çok eğitilmiş / az gelişmiş “burunlarından tasmalı” maymun sürüldü ki, bugün mübarek kitabımız Kur’an-ı Kerîm’e ve Fahri Cihan Peygamber Efendimiz ‘in (S.A.V.) Sünnet-i Seniyyesine en fazla ve sımsıkı sarılma zamanındayız. Zira dört bir taraftan, bu fitneci / arsız / ahlâksız gürûhun yalan, iftira, bühtan ve hezeyanlarına maruz kalıyoruz. Bu kalleş fitne rüzgârları karşısında savrulmayan, mevkiinde ve mevziisinde sabit kalan ve Okçular Tepesi’ni terk etmeyenlere ne mutlu.

Kıymetli dostlarım, Afganistan’da Taliban’ın kat’i hâkimiyetinin sağlandığı 15 Ağustos’tan sonra, şahsen benim hâlâ anlayamadığım ve çözemediğim ve muhtemelen “büyük kısmı” efkâr-ı umumiye ‘ye aksetmeyen bazı tuhaf hâdiseler zuhur etti. Elbette Devletimiz, neler kotarıldığını gördü / işitti ve orada bulunan askerlerimizi, son derece başarılı ve hızlı bir operasyonla geri çekti ( 25-26 Ağustos 2021) hemen akabinde de, o mıntıkada peş peşe 6 bombalı saldırı yapıldı, 200’e yakın insan öldü, 2000 civarında insan da yaralandı. Ölenlerden 18’i ABD askeri. Yaralı ABD askerlerinin sayısı meçhul. Taliban da, 28 mensubunun şehit olduğunu açıkladı.

Burada ben son derece habis bir tuzağın kokusunu alıyorum. TÜRKİYE adeta dakikalar ile ölçülen bir hızla hareket etti, ve bu tuzaktan kurtuldu, elhamdülillah.

Kanaatimce Afganistan’da istihbarat ağları en kuvvetli olan ülkeler, TÜRKİYE ve PAKİSTAN.

Afganistan’ın bundan sonra alacağı “siyasi şekil” üzerinde, elleri en kuvvetli ülkeler Türkiye ve Pakistan’dır. Bu ikili ‘ye, Katar’ı da rahatlıkla ilâve edebiliriz ve etmeliyiz; zira onların, Taliban üzerinde ciddî bir tesirleri olduğu görülüyor.

Afganistan’da siyasi birliğin tesisinde “arıza çıkarması” ihtimâli olan ülke, İran’dır. İRAN zaten daima Batılıların İslâm Dünyası’ndaki “maymuncuğu” vazifesini yapmıştır. Bu noktada ABD’nin ve İngiltere’nin İRAN ile “müttefik” pozisyonuna gelmeleri ve Afganistan’ı yıllarca sürecek bir iç savaşa sürüklemeye çalışmaları, hiç te sürpriz olmayacaktır.

Böyle bir istikrarsızlığa TÜRKİYE-PAKİSTAN-KATAR elbette karşı çıkacaklar ve icap eden her tedbiri de alacaklardır. Tabii, böyle bir vaziyette Rusya ve Çin’in alacakları pozisyon da merak edilmekle beraber, onların ABD – İNGİLTERE – İRAN (bunlara Hindistan’ın da dâhil olması pek muhtemeldir) mihverinin “karşısında” yer almaları beklenir.

Bölge ile ALMANYA, FRANSA, S. ARABİSTAN, B.A.E. ve İsrail de “çok ilgileniyorlar” amma, bunlar “baş aktör” mesabesinde değiller. Fakat, destekledikleri cenah lehine ciddî bir avantaja vesile olacaklarını da inkâr edemeyiz.
Şu anda TÜRKİYE dâhil herkes, Afganistan’da suların durulmasını ve resmin netleşmesini bekliyor. İnşallah yeni Can’lar zayi olmadan, uhûlet ve suhulet ile orada bir istikrar temin edilir.

Esasen Taliban’dan da, Kabil’i ele geçirdikleri 15 Ağustos’tan beri Türkiye’ye karşı gayet mutedil ve hürmetli mesajlar geliyor. Devletimiz de elbette bu mesajları karşılıksız bırakmıyor. Aramızdaki bu güzel iklim ‘in membaı ve mesnedi, aynı inanç ve imânın mensupları olmamızdır. Binâenaleyh, karşılıklı bu muhabbet ve hürmet tavırlarının içi gayet doludur.

ABD’nin iddia ettiği “DEAŞ’ın HORASAN kolu” falan, bunlar yine ABD’nin kurduğu terör örgütleridir ve bir zamanlar Türkiye’de de büyükelçilik ( ?!!! ) yapmış olan “EYP, bombalama, suikast, toplumsal fitne çıkarmak” gibi konuların “uzmanı” olan John Bass’ın imalatıdır ! Hatırlayınız, bu herif-i nâşerif, TÜRKİYE tarafından “Persona non grata” (istenmeyen adam) ilan edilmesine ramak kalmışken, ABD böyle bir “prestij kaybını” göze alamadı ve bu herifi apar topar Türkiye’den çekti ve Afganistan’a büyükelçi olarak tayin etti. Aynı habis faaliyetlerine orada da devam etti ki, tafsilatı uzundur.

Şimdi ABD’lilerin DEAŞ HORASAN GRUBU dedikleri örgütü, bu alçak herifin kurmuş olması pek muhtemeldir. ABD, 26 Ağustos’ta yapılan bombalı saldırılarda, kendi rolü belli olmasın diye 18 askerini “feda” etti. Aynı zamanda, güya bu örgütle mücadele edebilmek için ( ?!!! ) meşru bir zemin kazandı ! Bu zemini ilerde kullanmak isteyecektir.

Kıymetli dostlarım, AFGANİSTAN üzerine paylaşım yapacağıma dair, neredeyse bir ay önce söz vermiştim ; fakat araya bazı problemler girdi, internet sıkıntıları yaşadım, yazdığım ve neredeyse bitirmek üzere olduğum yazı, bir anda sayfamda kayboldu falan derken, nihâyet nasip bugüne imiş.

Her şeyde bir hayır vardır elbette. Belki o yazıyı paylaşmamış olmam çok daha hayırlı oldu; zira o günlerde TÜRKİYE ve oradaki askerlerimiz hakkında son derece endişeli idim ve bu hissiyatım ve psikolojim, yazıya da aksetmişti. Okuyan insanlar üzerinde de son derece menfi bir tesiri olacaktı ; elhamdülillah, Rabbimiz onu paylaşmama izin vermedi.

Bugün itibariyle, elbette çok daha ümit-var ve hatta neşeliyim. Bardağın dolu tarafı daha fazla ve bardak ta, “bizim elimizde” inşallah. Vaziyeti ben böyle görüyorum, Cenab-ı ALLAH (C.C.) yanıltmasın inşallah. Afganistan’da siyasi birliğin ve istikrarın temin edilmesinin, Türkiye’mize ve bizimle beraber hareket eden müttefiklerimize, “tahmin edilemeyecek kadar” faydaları olacak inşallah, kıymetli dostlarım.

Son olarak, bazılarının bu meselede “ne işimiz var Afganistan’da ?!” repliğinden başka bir görüş ve düşüncelerinin ve “dertlerinin” ve “ufuklarının” ve “mefkûrelerinin” olmadığını, ibretle görüyoruz. Bunlara, ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, Rusya’nın, Çin’in, Hindistan’ın, İran’ın ve hatta İsrail’in, Afganistan’da ne işlerinin olduğunu sormanızın bir faydası da olmaz ; yapacağınız tartışma, sizi sâdece yorar. Hiç uğraşmayın.

Onların yaptıkları, klasik manada siyasi tenkit/eleştiri falan değil ; düpedüz, dışardaki “sâhiplerinden” aldıkları talimatları yerine getiriyorlar !

MHP Genel Başkanı muhterem Devlet Bahçeli’nin, Devletimiz ‘in “âli menfaatlerinin” bahis mevzuu olduğu her meselede olduğu gibi, AFGANİSTAN meselesinde de “büyük resmi” gayet net ve hızlı bir şekilde görmesi ve gayet kararlı bir şekilde Cumhurbaşkanımız ve onun liderliğindeki Hükümetimiz ‘in yanında yer alması, her türlü takdirin fevkindedir ve Türkmen beyimizin siyasi ferasetini ve “Devlet Adamlığı” cevherini ve kalitesini bir defa daha ispat etmiştir.

Rasim Duman.
05 Eylül 2021 – Kayseri.

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Afganistan