Blogspot

Akıldan Kalbe Yolculuk

Akıldan Kalbe Yolculuk

İMAM-I MÜBİN VE KİTAB-I MÜBİN

İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin, Kuran-ı Kerim’de geçen kavramlardır. Bediüzzaman da “zerre” (molekül) konusunun içinde bu iki kavramdan söz eder. Bu asra kadar birçok tefsirci, bu kavramları tam olarak açıklayamamıştır. Çünkü bunların açıklanabilmesi için “Parçacık Fiziği” bilgilerine ihtiyaç vardı. Fakat ilginçtir, bu bilgiler yeni yeni son yıllarda doğrulanıyor olmasına rağmen, Bediüzzaman bunlardan haberdarmış gibi “Zerre” bahsi ve birçok ilgili risaleyi yazmıştır.

İman-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin ilmi İlâhînin unvanları olarak kabul edilir. İmam-ı Mübin, gayb âlemine, yani görünmeyen âleme bakar. Bediüzzaman İmam-ı Mübin’in program, fihriste ya da bir düsturlar mecmuası olduğunu söyler. Bütün programın yazıldığı bir bilgi arşividir. Kitab-ı Mübin de görünen âleme, yani şehadet âlemine bakar. Bediüzzaman Kitab-ı Mübin’i “İlim ve emirden ziyade kudret ve irade-i İlahiyenin bir unvanı, bir defteri, bir kitabıdır” şeklinde tanımlar.

Bu iki kavram niçin “Zerre” bahsine alınmıştır? Ne alâkası vardır? Görünen dünya ile görünmeyen dünya, görünen bilgiler ile görünmeyen bilgilerin olduğu zerrelerin hareketiyle anlaşılır. Görünen ve görünmeyen dünyanın bağlantıları kuantum dinamiği ile kurulabilir. Çünkü İmam-ı Mübin’deki bilgiler dalga fonksiyonu olarak yazılmıştır.

Evrende bilgi ışıktan daha hızlı gider. Demek ki ışık hızından daha hızlı olan bir ruhsal gerçeklik vardır. Fiziğin test edemediği deney-üstü diye bilinen gerçeklik İmam-ı Mübin’dir. Kuantum dinamiğine göre bilinçli gözlemci olduğumuzda; baktığımızda var olup, bakmadığımızda yok olduğu belirtilir.

Evrende bilginin ışıktan daha hızlı enerji olduğunun ortaya çıkması, görünmeyen âlemin bilgi olduğunu gösterir. Bu da kâinatta Allah’ın Alim isminin tecellisini gösterir. imam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin’in ilmi İlâhînin unvanlarından olduğunu söyleyen Bediüzzaman, ‘tahavvülat-ı zerrat’ konusunu bu iki kavramla birlikte analiz etmiştir.

MÂNÂ-YI HARFİ BAKIŞINI KULLANARAK MATERYALİZMİ ÇÜRÜTTÜ

Bediüzzaman Said Nursi, Allah’ı tanıyıp anlamak için isimlerini tek tek ele almış; hikmeti, iradeyi, kuvveti, ilmi, kayyumiyeti sorgulayarak bu asrın dilini bulmaya çalışmıştır. Bunu yaparken görünmeyen bilgileri görünür hale getirmiştir. Aslında bu bilgiler Kur an-ı Kerim’de vardı, fakat görünmüyorlardı. O konuda zihinsel emek vererek, o zor şartlarda tefekkür yolculuğuna çıkararak o bilgileri çağın insanının algılamasını sağladı. İslam âleminde Allah’ın isimlerinin bu derece ayrıntılı anlatan bilgilerin olmamasının sebebi, ancak bu asırda bu derece anlaşılabilir seviyeye geldiğini gösterir.

İnsanlarda, soyut ve somut düşünce farkı vardır. Somut düşüncede elmayı kesen bir insan çekirdeği görür, soyut düşünen insan ise elmanın çekirdeğinin içindeki elmayı görür. Çekirdekteki DNA düzenini, oradaki elma programını ve içindeki elmayı görür. Çekirdeğin içindeki elmayı görmek için DNA’ların, kimyasal harflerin bilinmesi gerekir.

Bu çağda bu bilgiler bilindiği için, Bediüzzaman onların isim anlamlarını değil (manayı ismi), harf anlamlarını göstermiştir (manayı harfi). İsim anlamında sadece “Bu bir elmadır” görünürken, harf anlamında ise “bu elmanın evrenin Yaratıcısı tarafından verildiği, elmanın bir kodunun olduğu ve onu kodlayan birinin olduğu, elmanın kâinat kitabının harfi anlamım taşıdığı” yazılıdır. Yani manayı harfiyle bakılınca, o harf kendi anlamı dışında, yazılan bir yazının anlamını da taşıyan harf olarak görülmeye başlanır.

Somutun içinde soyutu gösterebilmek, diyalektik materyalizmin temelini sarsacak bir bakış demektir. Somut düşüncenin insanı yanıltacağını, soyut düşüncenin insan için önemli olduğunu anlatan Bediüzzaman, Allah’ın isimlerinin görünmeyen böyle bir anlamı olduğunu ortaya koyarak, DNA’nın görünür hale gelmesi gibi, kâinat kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in de bir bakıma DNA’sını görünür hale getirmeyi başarmıştır.

***

Türkiye’de düşünce dünyasına ve akademik hayata etki eden görünmez yasaklardan biri, Bediüzzaman Said Nursi ile ilgilidir. Ona karşı 1920’lerin ortasında devlete hâkim olan güçlerce başlatılan psikolojik Savaş’ın artık sona erdiğini söylemek hâlâ daha mümkün değildir. Dolayısıyla, Bediüzzaman ve eseri hakkında neredeyse doksan senedir yürütülen bu psikolojik savaşın ürettiği yaftaları aşan, onu ve eserini anlamaya dönük iyiniyetli bir çaba, bu çabanın sahibi için hâlâ daha ‘tehlikelidir.

Türkiye topraklarında doğup büyümüş olmakla birlikte siyaset sosyolojisi alanında dünya çapında bir otorite haline gelmiş Prof. Dr. Şerif Mardin’in Religion and Social Change in Modern Turkey: The Case of Bediüzzaman Said Nursi isimli çalışmasının Türkçe ’de Bediüzzaman Said Nursi Olayı başlığıyla yayınlanmasından sonra maruz kaldığı ‘mahalle baskısı,’ bunun en çarpıcı örneğidir. Prof. Mardin’in TÜBA’ya, yani Türkiye Bilimler Akademisine kabul edilmemesinin sebebi, bizatihi bu akademinin yetkili isimlerince açıklandığı üzere, Bediüzzaman hakkında olumsuz bir önyargıyla başlamayan bir akademik çalışma ortaya koymuş olmasıdır.

Halbuki, Bediüzzaman’ın hayatı ve eseri, hangi alanda uzmanlaşmış olursa olsun, her akademisyen için ilgi çekici, araştırmaya değer bir yön barındırır. Bir İslâm âlimi olarak Bediüzzaman’ın İslâmî ilimler alanında söyledikleri, tefsirden kelama, hadis usulünden fıkha, bütün İslâmî ilimler yelpazesi için son derece dikkate değer bir niteliktedir.

Aynı şekilde, bir Müslüman âlim olarak onun ortaya koyduğu ontolojik inşa ve sunduğu kâinat tasavvuru, pozitif bilimler alanında çalışan bilim erbabı için, ufuk açıcı bir çerçeve içermektedir. Özellikle de bilim felsefesi bağlamında söyledikleri, ziyadesiyle dikkat çekicidir. Bediüzzaman Said Nursî’nin ‘insana dair söylediklerinde psikoloji, psikiyatri ve pedagoji başta olmak üzere insan bilimleri, ‘insanlara dair söylediklerinde ise sosyal bilimler açısından çok çarpıcı yönler vardır.

1911 doğumlu Marshall McLuhan, kendisini iletişim biliminin en önemli ismi kılan iki kavramlaştırmadan biri olarak dünyaya ilişkin ‘küresel köy’ benzetmesini 1960’larda yaptığı halde, Bediüzzaman 1922 yılında yazmış olduğu Mesnevî-i Nuriye’de “küre-i arzı bir köy hükmüne getiren medeniyet-i hazıra ‘dan söz etmektedir.

Albert Einstein’ın izafiyet teorisinden haberdar olmasının mümkün olmadığı bir vasatta Miraç hakikatini zamanın ve mekânın izafiliğine dair harikulâde bir saat örneğiyle açıklamakta; kuantum fiziğinin henüz gün yüzüne çıkıyor olduğu, buna karşılık Türkiye’de katı bir Newton fiziği öğretiminin hüküm sürdüğü bir dönemde ‘tahavvülat-ı zerrat’ formülasyonuyla atom altı dünyalara dair manidar bir bakış sunmakta; Freud’un ‘ego,’ Jung’un ‘I/ben’ kavramından bağımsız bir şekilde, tamamen İslâmî miras üzerinden çarpıcı bir ‘ene/benlik’ yaklaşımı getirmektedir.

Ülkemizde psikiyatri denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olarak Prof. Dr. Nevzat Tarhan, işte bu isimlerden. Onun Bediüzzaman’ı ve eserini anlamaya yönelik, birbirini tamamlayan iki çalışması, umarız akademik camianın Bediüzzaman araştırmalarına yönelmesi için çığır açıcı bir işlev görür.

eml - Akıldan Kalbe Yolculuk

Metin Karabaşoğlu

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Akıldan Kalbe Yolculuk