26 Eskişehir Şehrengiz

Denizköpüğü Taşı

Lületaşının Tarihçesi

meerschaumLületaşıyla ilgili anlatılan bir efsane şu şekildedir: Bir yaz günü Karatepe mevkiinden civar köylere gitmekte otan bir delikanlı yere oturup yemek yemeğe başlamış. Birden ayakucunda gözüne takılan bir delikten önü sıra ile kalkıp bir taşı yuvarlayıp çıkaran bir köstebek görmüş. Köstebek bu taşta oynamaya başlamış. Delikanlı bu taşı atıp bıçağı ite başlamış kesip oynamaya. İlk bıçak sürtmesinde dünyasında görmediği duymadığı bir ses “Ah insanoğlu! Bana kıymasaydın. ” demiş. Taş yere düşünce ayın on dördü gibi güzel bir kız olmuş. Sonra ufalmış yuvarlak ve tostoparlak bir hale gelmiş. Delikten yuvarlanıp içeri girmiş. Delikanlı kalkıp o deliği başlamış açmaya. Günlerce devam etmiş yedi kat aşağıya kadar inmiş. Köylüler delikanlıyı boğulmuş olarak bulmuşlar. Elinde sıkı sıkı tuttuğu birkaç taş duruyormuş. Bu taşlar lületaşları imiş. Böylece lületaşı bulunmuş olur.

19. yüzyılda Eskişehir’de Avrupa’nın hasretle beklediği bir ham-maddeyi  çıkaran ve sadece Viyana’da 1000 biblo oyuncusunu, birinci sınıf heykel sanatçısını meşgul ve ihya eden, seçkin piyasa yaratan bir sektör vardı. Eskişehir’den yollanan hammaddenin adı buradakilere göre “Lületaşı – Eskişehir Taşı – Estika Madeni – Patal veya Aktaş” idi. Batılılara göre ise Mağnezyum silikat veya sepiyolit veya Denizköpüğü taşıydı. Suda yüzen, batmayan bu taşın insan hayatına girişi, tarihin başlangıcına doğru gider.

Yani çok eski çağlardan beri bilinen, kullanılan, istifade edilen bir güzel malzemedir ve esas memleketi Eskişehir’dir. Dünyanın başka bir takım yerlerinde de tek-tük bulunmasına rağmen kalitelisi burada çıkartılır.

Bir zamanlar şehrin ekonomik dinamiğini lüle taşı sağlıyordu. Çoğu zaman olduğu gibi, kökünün burada olmasına, zahmetinin burada çekilmesine, buradan çıkarılmasına rağmen Eskişehir’den sekiz-on müslim-gayrimüslim tacir veya komisyoncu, işin kaymağını paylaşıyordu. Burada tasnif ederek, sandıklayarak gümrüğe teslim ediyorlar, Viyana’daki şubeleri onları alıp – işleyip piyasaya sürüyordu. Bu işi yapan 19. yüzyılda, yani 1800’lerin başında Eskişehir’de çalışan, bu işten karnını doyuran 10.000 maden çıkarma işçisi vardı. Eskişehir’in çevresine yayılmış 16 irili-ufaklı ocak çevresinde işçi mahalleleri teşekkül etmişti. Kaynaklar o tarihlerde 6.000 işçi evinin “Lületaşı çıkarıcılarına”, yani “patalcılara” tahsis edildiğini kaydederler. Bu istihraç ve ihracattan Eskişehir ekonomisi 1873’te 84.000 Osmanlı lirası kazanmıştı ve bu para o zamanlar büyük bir hareket sağlamıştı.

10.000 işçinin çalışıp çıkardığı taşlan Kuyumcuoğlu Mösyü Hristaki, Mösyü Mihailaki, Sava Efendi, Mösyö Hampo, Karnik Agopyan, Ohannes Efendi, Andonaki Efendi, Cemalcizade Halil Ağa, Hacı Kemanzade Mustafa Ağa, Mihalıçlı Hüseyin Ağa’lar tasnif edip sandıklara yerleştiriyorlar ve gümrüğe teslim ediyorlardı. Gayrimüslim tacirlerin bu işe tahsis edilmiş yurt dışı şubeleri vardı. Yerliler yabana dil bilmedikleri için bu imkândan mahrumdular. Alış fiatları belliydi. Fakat kaça sattıklarını bilen yoktu.

Eskişehirli yerli tüccarın gözü açılır gibi oldu ve 20. yüzyılın başında Viyana’da temsilci bulundurmaya başladılar. Artık büyüklüklerine göre “sıramalı – birimbirlik – pembeli – cilalı dökme – ünit ve cılız dökme” sandıkları yerli tüccar aileler tarafından ihraç edilmeye başlandı. Daha sonra bir gelişme daha yaşandı. Sanayi odası yöneticisi Mümtaz Zeytinoğlu bir girişimde bulundu ve ham lüle taşının ihracatını yasak ettirdi. Bu karar Eskişehir’e yeni bir imalat sektörü kazandırdı, kentte, lüle taşı işleyen atölyeler gelişmeye, ustalar ortaya çıkmaya başladı.

pipo-kutusuReşit Rahmeti Arat, Berlin’de Türkiyat çalışmaları yapıyordu. Bir gün çalıştığı enstitünün kütüphanesinde bir Turfan yazmasına rasladı. Kendi adaşı olan bir araştırmacının, G.R. Rahmetî’nin “Uygurların Hekimliği Üzerine” adlı bu yazma ilgisini çekti. Kitabı Türkçeye çevirdi ve kitaplığına kattı. Eskişehir’de yapılan bilimsel bir toplantıda Prof. Dr. Osman F. Sertkaya bu eseri izleyicilere tanıttı. Kitapta, Eskişehir’i ilgilendiren ve lüle taşının tarihi çok ötelere uzatan önemli bilgiler vardı.

Lüle taşının değeri, kolayca işlenebilen, işlendikten sonra sertleşen ve daha önemlisi, nikotinin çoğunu sinesine çeken bir “pipo taşı” olmasından kaynaklanmıyordu. Başka ve önemli özellikleri vardı. Çin yazmaları Budist metinlerinde lüle taşına “denizköpüğü taşı” diyorlardı ve Çin ile sıkı alış-verişte olan komşuları Türk boylarının dilinde adı “Taloy Köfiği veya Derya Köfiği” idi. Bu derya köpüğü ilaçtı. Dövülüp toz haline getirildikten sonra, mersin meyvesi ve sirke ile karıştırılıp kulağa damlatılırsa kulak ağrılarını ve akmalarını önlüyordu. Yine bu tozun mısır şekeriyle karışımı gözdeki aksuyu (katarakt) tedavi ediyordu. Yazmalarda bu taşın, daha birçok rahatsızlığı sağaltan özelliklerinden bahsediliyordu. Yani tütün içmede sağladığı avantaj, en hafif özelliğiydi. Nitekim tütün 15. yüzyıldan sonra bilindiğine ve yaygınlaştığına göre ve Derya Köfiği 6. yüzyıldan bu yana bilindiğine ve kullanıldığına göre, demek ki sadece nikotin tutmada kullanılmıyordu bu taş. Bu sebeple lüle taşı adı onu tam olarak anlatıyor olamaz.

Avrupalı dillerde onun adı denizköpüğü taşı”nın o dillere tercümesi şeklindedir.

Denizköpüğü taşı, bünyesinde bulundurduğu “zeolitik su” sebebiyle, çıktığında nemli, yumuşak ve kaygandır. Açık havada suyunu kaybeder ve renkleri daha beyazlaşır, dirençleri artar. Yumuşak ve hafif olması sebebiyle kolayca işlenebilir. Eskişehir’de bir müze, bu malzemeden yapılmış binlerce enteresan sanat eserini sergiliyor. Yerli ve yabancı birçok usta, gerçekten usta işi oymalarla pipoların üstüne harikalar kondurmuşlar. Mitolojik malzemelerden erkek-kadın kahramanlara, popüler isimlerden gemi ve komik tiplere varıncaya kadar birçok figür gidip denizköpüğü taşından yapılma pipoların üzerine oturmuşlar. Görülmeye değer bir hal olmuş.

LÜLETAŞI İŞLEMECİLİĞİ »

Kaynak: ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011

eml

Facebook Sayfa