Sivrihisar Kültürü

Efsaneler ve Menkibeler

SİVRİHİSAR YÖRESİNDE ANONİM HALK EDEBİYATI ÜRÜNLERİ

SİVRİHİSAR EFSANELERİ

Efsane terimi Türk dünyasının hemen hemen tamamına yakınında benzer şekillerde kullanılmaktadır. Ayrıca “Rivayet” ve “Hikaye” kelimeleri de coğrafya özelliklerine göre farklı şekillere girerek görülmektedir.

Kelimenin aslı Farsça “Fesane” dir. Türkçe’mizde dini özelliklere sahip metinlere “menkıbe” denilmektedir. Yunancadan dilimize geçmiş olan “Mitos ve Mit” kavramları da efsane kavramıyla yakından ilgilidir. Türkiye Türkçesinde efsane kelimesinin yanı sıra “söylence” kullanılmaktadır.

Günümüzde dini efsaneler veya velilerle ilgili efsaneler dediğimiz dal daha önceleri “menkıbe” başlığı altında değerlendirilmiştir.

Sivri (Yalıncak Baba) Efsanesi

Sivrihisar’ın Karkın köyünde köyün batı yönünde Karaburhan yolu üzerinde sivri tepesi bulunmaktadır. Tepe sivri bir şekilde olduğu için bu ismi almıştır. Bu tepede çoğunlukla meşe ve çam ağaçları bulunmaktadır. Tepenin en yüksek yerinde ise Yalıncak Baba diye bilinen bir evliyanın yattığı söylenmektedir. Bu sivri tepesine ait köyde ve civar köylerde şu efsane anlatılmaktadır.

Bir gün Müslüman- Türk ordusu tam da bu sivri tepenin üzerinde dört bir yandan kafir ordusu tarafından kuşatılır. İki taraf arasında çetin bir mücadele geçer. Fakat kafir ordusu üstün gelmeye başlayınca Türk ordusu komutanı Allah’a şöyle dua eder; “Allah’ım beni ve askerlerimi bu kafirlerin eline bırakma bizi burada ağaç eyle” der. Bunun üzerine komutan ve askerleri Allah’ın hikmetiyle meşe ve çam ağaçlarına dönüşür. Şimdi bu tepe üzerindeki ağaçların asker olduğuna inanılmaktadır. Köy halkı tarafından bu tepedeki ağaçlara bir kutsallık atfedilmiştir. Bu tepeden bir ağaç ya da bir dal kesenin başına mutlaka kötü ve olumsuz bir olay gelmektedir. Bu yüzden sivri tepedeki ağaçlara hiçbir şekilde zarar verilmez.

* * *

Gelin Kaya Efsanesi

Karkın köyünün kuzey tarafında Dumluca köyü yolu üzerinde “Gelin Kaya” olarak bilinen bir yer mevcuttur. Kayaya bakıldığında eteği (gelinliği) olan bir kadın heykelini andırmaktadır. Köyde ise bu kayanın efsanesi şu şekilde anlatılmaktadır;

Genç bir kız gelin olur. Düğün tutulur, eğlenilir, yenilir ve içilir. Daha sonra gelin kız at arabasına bindirilerek bir köyden diğer köye gitmek için yola çıkılır. Yolda giderken işte bu “Gelin Kaya”nın olduğu yere gelince önlerine gavurlar çıkar. Düğün alayındaki herkesi öldürürler. Geline kötülük yapmak için yaklaştıklarında ise gelin Allah’a şu şekilde dua eder: “Allah’ım beni bunların eline bırakma, beni taş et” der ve gelin kız o an taşa dönüşür. Kayaya baktığımızda aynı gelinlik giymiş kıza benzemektedir. Fakat 3-4 sene evvel define arayıcıları tarafından altında altın madeni olduğu iddia edilerek patlatılmış ve yok olmuştur.

* * *

İbibik Kuşu Efsanesi

İbibik kuşunun tepesi (ibiği) aynı tarak gibi dişli dişlidir. Sivrihisar’da ibibik kuşunun efsanesi şu şekilde anlatılmaktadır;

Bir zamanlar adamın birisinin karısı ölür. Adam, küçük yaştaki kızı ile yaşamaya devam eder. Bir müddet sonra adam başka bir kadınla evlenir. Eve gelen üvey ana küçük kıza eziyet eder, döver ve hor görür. Kız bu durumu babasına söylerse de adam inanmak istemez. Yine günlerden bir gün üvey ana kızın saçlarını örmek için tararken kızın kafasına tarakla vurur, kızın saçlarını hızlı hızlı yolarak taramaya başlar. Canı çok acıyan kızda: “Allah’ım beni kuş et” diye yalvarır. Bunun üzerine kız kuş olup uçar. O sırada tarakta başında bulunduğundan tarak ibik şeklini alır. İbibik kuşunun başındaki ibiğin bu tarak olduğuna inanılmaktadır.

* * *

SİVRİHİSAR MENKIBELERİ

ŞEYH OSMAN

Sivrihisar medreselerinin yetiştirdiği büyüklerdendir. Âlim ve bilgin şeyh Rüstem’in oğludur. Âlim ve şair olup hattatlıkta da çok üstün bir meziyete sahip, birçok yazma Kur’an bulunduğu bir nüshasının da İstanbul’da müzede olduğu bilinmektedir. Siyasete ait bir eseri de Diyarbakır kütüphanesinde bulunuyor. Nakşî tarikatının İç Anadolu’ da yetişmiş büyüklerindendir.

Şeyh Osman Efendi yolculuğa çıkar. Cöngel köyünde bir odaya misafir olur. Köy halkı kendisine izzet ikram ederler. Sohbet esnasında orada bulunanlara hitaben;

-“Bana bir yer verin” der. Köylülerde;

-“Hay hay hocam. Sana bir yer verelim” derler. Şeyh Osman:

-“Siz beni yanlış anladınız. Ben sizden mezar yeri istiyorum” der. Orada bulunanların şaşkınlığı esnasında rahmeti rahmana kavuşur. Köy halkı kendisinin vaziyeti üzerine defnedip bir de türbe yaparlar. Cöngel köyü halkı bu âlim ve veliye hürmet ve tazim göstererek halen yâd etmektedirler.

ÇUBUKÇU SOFU MEHMET HOCA

Sivrihisar’da sofu hoca olarak bilinen Mehmet Hoca, Sivrihisar medreselerinde yetişmiştir. Cafer-i Tayyar medresesinden icazet aldığı bilinmektedir. Aynı medresede hocalık da yapmıştır. Yaşamını coşkun bir vecd içinde ibadet ve taadla geçirmiş züht sahibidir. Yakın çağda yaşadığı için kerametleri hala konuşulmaktadır.

Bir gün komşusu olan bir genç kadın, pişirdiği dolmadan hocaya da vermek ister. Dolmayı bir kaba koyarak getirip hocanın kız kardeşine:

-“Hocama dolma getirdim” diyerek don taşının üzerine koyar ve gider. Hoca:

“- Orada kalsın getirme” der. İkinci gün kabı almaya gelen kadın, dolmanın yenmeyip sıcağı ile durduğunu görür ve:

-“Hocam, dolmayı neden yemedin?” diye sorar. Hoca cevaben:

Kızım; sen bu yemeği eşine danışmadan ve söylemeden getirdin. Bir daha kocanın rızasını almadan hiç kimseye bir şey verme” diyerek hem kerametini izhar eder hem de bir aile mefhumunun önemini işaretliyor.

Bir başka menkıbesi ise;

Sofu Mehmet Hoca, mübarek günlerde Sivrihisar’da metfun olan mübarek zatların mezarlarını gezer, ruhlarına okurdu. Yine böyle bir gün yanında bulunan ormancı Mehmet Efendi isimli bir zat ile kabirleri dolaşırlar. İftar vakti yaklaşır. Ziyaret edecekleri sadece Cafer Tayyar kalır. Arkadaşı: -“Hoca, hemen gidelim, top atılacak” der. Hoca: -“Kardeşim, şu koca Arap’a da okuyup gidelim. Koca Arap bize iftarlık azıkta verir’ der. Arkadaşı içinden hocaya istihzan ederek: -“Hoca da tuhaf adam kabir de yatan ölünün yemeği mi olur?”. Birlikte Cafer Tayyar’ın ruhuna okuyup geriye döndüklerinde iki kap yemek üzerinde buğusu tütmekte… Hoca arkadaşına: -“Sana demedim mi? Koca Arap’ın bize ikramı olur diye” der ve yemek ile oruçlarını açıp oradan ayrılırlar.

ALİ DEDE

(ALİ EVLİYA) : (H.840-M.1436) Ahi Baba diye anılması onun Ahilerin başı olması muhtemeldir. Karamanoğlu İbrahim’in askerleri tarafından şehit edilmiştir.

Karamanoğulları Emirdağ’a gelir buranın halkına eziyet eder. Şehri yakar yıkar. Oradan Beypazarı’na çıkarak burada da halka eziyet eder şehri yağmalar. Karamanoğullarmm Sivrihisar’a doğru hareket ettiğini öğrenen Sivrihisar halkı çoluğuyla çocuğuyla Sivrihisar kalesine sığınırlar. Karamanoğlu hisarı ablukaya alarak açlıktan ve susuzluktan bunaltarak mağdur duruma getirmişti. Bu durum karşısında kale dizdarı (komutan) ve şehir uluları bir araya gelerek kadın ve kızları Karamanoğluna teslim etmemek için geceleyin kalenin “Uğrun” kapısından çıkarak Mudurnu’ya göndermeyi uygun bularak, kendileri de ansızın kaleden çıkış yaparak Karamanoğlu ile savaşa katıldılar.

O zaman Ali Dede denilen veli bir zatın “Uğrun” kapıdan kadın ve kızları çıkarmakta iken, ‘etrafına baktığı sırada kayalar arasında pusu da bulunan Karamanoğlu askerleri Ali Dedeyi yakaladılar. Hemen başını kesmek suretiyle şehit ettiler. Ali dedenin başı gövdesinden ayrılınca gövdesinin üstünde dönerek yüksek sesle “KELİME-İ TEVHİD” etti. Bu hali gören karamanlıların nefesleri tutularak neye uğradıklarına şaşırdılar. Hemen dedenin mübarek başını alıp, Karamanoğlu İbrahim’e götürdüler. Ali dedenin başı Karamanoğlunun önünde bir nice zaman “KELİME-İ TEVHİD” getirdi. Durumu Karamanoğluna anlattılar. “Uğrun” kapıdan dışarı çıktığını, bunlarda karşı gelerek Ali dedeyi tuttuklarını. Hisardaki halkın çağrışarak (O, kişiyi öldürmeyin. VELİDİR). Dediklerini ve bunlarında Ali dedeyi öldürdüklerini öldürenin ellerinin kuruduğunu merhumun başı gövdesinden ayrı düştükten sonra cesedinin üzerinde nice zaman dönerek (LA İLAHE İLLALLAH) diye söylendiğini arz ettiler. Bu kişilerin anlattıklarını dinleyen Karamanoğlu, başın hala hareketini görünce kam başına sıçradı. (Bre herifler beni eren hışmına uğrattınız) diyerek Ali dedeyi şehit edenin boynunu vurdurdu ve mübarek insanın başını LARENDE’ye götürerek türbe yaptırdığı, Ali Babanın mübarek cesedini Sivrihisar’ın Saat kulesinin doğu kısmında Sobacı oğlu Baha efendinin kapısı önüne defin ettiler. Ali Evliya olarak bilinir.

Mezar Yeri: Saat kulesinin doğu kısmında Akçabey çeşmesinin yanındadır.

* * *

Sivrihisar da efsaneye (menkibe) konu olan başka zatlar da vardır. Bunlar;

ŞEYH BABA YUSUF

HAMDİ BABA

AZİZ MAHMUD HÜDAİ

ŞEYH İBRAHİM

ŞEYH SEYDİ İBRAHİM MAHMUT

ŞEYH AHMET EFENDİ

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014
Sivrihisar’ın Somut Olmayan Kültürel Mirası

Sivrihisar Efsaneleri
Sivrihisar Menkibeleri

Facebook Sayfa