Tarihi Sivrihisar Evleri

Geleneksel Türk Evleri

Geçmişi binlerce yıl geriye giden Anadolu, 11. yüzyılda yepyeni bir kültürle tanışmış, sönükleşmeye başlayan sanat ortamı yeni bir solukla alevlenmişti. Zira bu yüzyılda Orta Asya steplerinden kopup gelen Türklerin fethederek kendilerine yurt edindikleri bu topraklar, tarihi olduğu kadar kültürel alanlarda da büyük canlılığa sahne oluyordu.

Türkler yerleştikleri bu yeni yurtlarında, doğrudan taklitçiliğe düşmeden; kökleri Orta Asya’ya uzanan kültür ve sanatlarını Anadolu’nun zengin kültür teknesinde yoğurarak, onu kendine has bir çizgide geliştirme başarısını göstermiştir. Orta Asya geleneklerinden derin izler taşıyan Anadolu Türk sanatı ve mimarisi bunun en güzel örneklerini sunmaktadır. Türk sanatı içinde özgün kimliğiyle önemli bir mimarlık türü olan ‘Türk Evi’ de böyle bir oluşumun ürünüdür.

gravurTürk Evi; insan yaşamının, insani değerlerin ve aile huzurunun mimariye yansıdığı bir konut tipidir. Onu, ‘kimlikli bir halk mimarisinin yaşam biçimi ve zevk anlayışına göre şekillenişi’ şeklinde de tanımlayabiliriz. Böyle bir şekillenişte iki önemli unsur dikkati çeker: Bunlardan biri onun dışa bakan yönü; diğeri, içe dönük yüzüdür. ‘Dışa bakan yönü’ derken konutun fiziki dış yapısı ve çevresi ile olan ilişkisi akla gelmektedir. Belli ölçüde ‘mahremiyet’ kavramıyla özdeş­leşen içe dönük yüzü ise, oda içindeki yaşam düzeninden başlayarak, onun sofaya açılımı, katlar arası bağlantısı, hizmet birimlerinin ko­numu, hayat ve yeşil bir iç bahçeyle bütünleşen mimari kuruluşu düşünülebilir. Bunların her biri, aile içi huzurun sağlanmasında önemli unsurlar olarak plânda yerlerini alır; Türk insanın yaşamından, yaşama zevkinden, inançlarından ve geleneklerinden derin izler taşır. Çoğu kez kendine has yöresel özelliklerine ve çeşitli doğal etkenlere karşın ortak bir motifin oluşumu bu sayede gerçekleşerek Türk Evi dediğimiz konut tipinin kimliği belirir.

Bu evler genelde mimar ve mühendisler tarafından değil, halkın içinde geleneksel yöntemlerle mesleğini öğrenen usta ve sanatkârlar tarafından inşa edilmişlerdir. Onun içindir ki, ‘geleneksel Türk Evi halkın ortaya koyduğu bir yapı türüdür’; denilebilir.

Çok geniş bir coğrafyaya yayılan böylesine bir halk mimarisinin nasıl oluştuğu konusu pek çok araştırmacıyı düşündürmüştür. Kuşkusuz, yukarıda da değindiğimiz gibi Türkler ata yurtları olan Orta Asya topraklarında geliştirdikleri kendi kültürlerini 11. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu topraklarına da taşımışlardı. Fakat, Türk Evi dediğimiz oluşumda, getirilen unsurlar nelerdi? Diğer yandan daha önce Anadolu’da yaşayan Hitit, Frig, Lyd, Roma, hatta daha gerilere gidildiğinde Truva ve Çatalhöyük’e uzanan kültürlerin buna katkısı ne idi? Yine Anadolu’da Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerinin, aynı zamanda onların çağdaşı da olan Bizans’ın ve diğer bir kısım küçük yerli toplulukların Türk kentlerinin şekillenişinde ve Türk evlerinin oluşumunda ne gibi etkileri olmuştu?… Günümüzde bu türden sıralanabilecek soruların cevabı artık eskisi kadar karmaşık ve bilinmezler olarak görülmemektedir.

Son yıllarda çok sayıda araştırmacının hem Türk kenti, hem de Türk Evi’ne yönelik araştırma ve yayınları, böyle soruları belli ölçüde aydınlatacak boyuta ulaşmış bulunmaktadır. Ancak, halen Türklerin Anadolu öncesi, hatta Anadolu’ya yerleştikleri ilk devirlerdeki evleri hakkında henüz sınırlı bilgiye sahip olduğumuz da bir gerçektir. Bu konularda yazılı kaynakların aktardıkları ile birkaç saray ve köşk yapısından başka elimizde fazla somut örnek bulunmamaktadır. Orta Asya’da yapılacak yüzey araştırmaları ile kazılardan elde edilebilecek veriler Türk Evi’nin kaynağı ve gelişim tarihinin aydınlatılması açısından hayati önem taşımaktadır. Fakat, diğer yanda halen Anadolu’nun yaşayan kültür mirası içinde ayrı bir öneme sahip olan tarihi evleri de bütünüyle tespit edilip incelenebilmiş değildir. Oysa bu miras sürekli tahrip ve yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır.

Geleneksel eski evlerin günümüzde yüz yüze olduğu sorunlar, mevcut olanları incelemeyi, rölöve plânlarını almayı, hatta resimlerini çekmeyi bile oldukça güçleştirmekte; kimi yapılarda bilime kazandırma ve belgelendirme adına bunları yapabilmek olanaksız hale gelebilmektedir. Özellikle son on beş yıldır Türk Evi araştırmalarında ciddi güçlüklerle karşılaşılmakta, bazı evlere girilmesine sahipleri tarafından izin verilmediğinden yapılan incelemeler de sınırlı kalabilmektedir. Onun için Türkiye’de yaklaşık 70-80 yıl önce Türk Evi gerçeğini fark eden ve bu konudaki araştırmaları sistemli bir şekilde başlatan Sedat Hakkı Eldem’e bugün çok şey borçluyuz. Ondan sonra da bu işe gönül verenler, Türk evi’ni yaşatmak için çeşitli etkinliklerde bulunmuşlar; her gün biraz daha kaybolan bu mirası yayınları aracılığıyla bizlere taşımayı amaçlamışlardı.

Türk Evi araştırmalarındaki sorunları göz önüne alarak artık çok iyi biliyoruz ki, bilim adamları bu çalışmalarını çeşitli güçlükleri aşarak ortaya koyabilmişler; büyük özveri ile elde ettikleri bilgi ve dokümanları; kitaplar, makaleler ve bildiriler şeklinde bilime kazandırmışlardır. Bu eserlere şöyle bir bakıldığında —ilk çalışmalar bir yana— daha 20-30 yıl önceki yayınlarda ele alınan eski kentlerin bile pek çoğu itibariyle bugün değişim geçirdiği; tanıtılan eski konutların ise büyük ölçüde artık yerinde olmadığı görülmektedir. Gelinen noktada, içinde bulunduğumuz çağın akışında yaşanan bu hızlı değişimler, eski Türk evleri konusunda yapılan çalışmaları kısa zamanda adeta birer belgeye dönüştürmüştür. Bu durum, çehresi her gün biraz daha değişen geleneksel kent kimliğimiz ve ev kültürümüze ilişkin çalışmaların önem derecesini göstermesi yanında, onların ne kadar hızlı tükenme noktasında olduklarını açıklaması bakımından da ürkütücü bir manzara sergilemektedir.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Facebook Sayfa