Sivrihisar Haberleri

Hafız Yurdanur Usta

– ARABACI HAFIZ YURDANUR USTA VE ARABACILIK ZANAATI –

Geçmişten günümüze zanaatlarımızı ele aldığımız “Sanat ve Zanaat” köşemizde, daha önce kaybolmaya yüz tutan mesleklerden bazılarını ele aldık. Bu yazımızda, özellikle Sivrihisar’da kaybolmuş mesleklerden arabacılığı ele alacak ve bir zamanların en gözde ve en çok itibar edilen mesleklerinden biri olan arabacılık zanaatının dünü ve bugününe kısaca göz atacağız. Ayrıca, Sivrihisar’ın arabacılarını ve bu mesleğin önemli ustalarından merhum Hafız Yurdanur ustamızı daha yakından tanımaya çalışacağız.

ARABACILIK NEDİR

İnsanların ihtiyaçları, yeniliklerin hayatımıza girmesine, yeni buluşlara sebep oluyor. Konumuza esas olan arabalar da ulaşım ve taşıma işlerimizi kolaylaştırmak üzere ahşap ve demir aksamlarıyla tasarlanmış tekerlekli araçlar olarak, bir dönem toplum hayatımızda önemli yer tutmuştur. Bu gruba, tek veya çift atın koşulduğu arabalar, yaylı arabalar ve faytonlar ile büyükbaş hayvanların çektiği arabalar giriyor. Söz konusu arabaların yapım ve onarımı işlerini yaparak, geçimlerini sağlayanlara da arabacı diyoruz.

ARABA NASIL YAPILIYOR

Bir arabada, dingil, kasa, tekerlek, yay, ok gibi kısımlar oluyor. Arabanın en önemli aksamı tekerleridir. Teker yapımında dişbudak ağacı kullanılıyor. Tekerin ortasına sonradan üzerine metal çemberler geçirilen başlık bulunuyor, dışında ahşaptan (buna, “ispit” deniliyor) çember bulunuyor, başlık ile ahşap çember arasına ahşap parmaklar yerleştiriliyor, sonra da dış kısmına demir çember(şına) geçiriliyor… Arabanın alttaki ahşap bölümlerinde gürgen, kasalarında ise genelde çam ve kavak ağacı kullanılıyor. Tabii olarak arabaların makaslı, makassız ve yaylı oluşuna göre ayrı ayrı yapılış tarzları var. Araba kasalarına renk, renk çiçek, yaprak desenleri veya manzara resmi yapılıyor. Ne yazık ki, arabacılık zanaatının kaybolmaya yüz tutması, saraçlık (koşumculuk), nalbantlık, demircilik ve araba boyacılığı gibi birbirini destekleyen zanaatların da gerilemesine sebep olmuştur.

ARABACILIĞIN TARİHÇESİ

Arabanın serüveni, tekerin icadı ile başlar. Kaynaklarda tekerin icadına ilişkin herhangi bir tarihe rastlanmamış ise de yapılan kazılarda, M.Ö. 3000’li yıllarda Sümerler dönemine ait olarak elde edilen rölyef ve heykellerde arabaları görmekteyiz. Arabalar, barış zamanlarında ulaşım ve taşıma işlerinde kullanılırken, özellikle eski dönemlerde yapılan savaşlarda düşmanın korkulu rüyası oldu. M. Ö. 1000’li, 2000’li yıllarda yapılan savaşların sanki tanklarıydı arabalar…

Osmanlıda, Tanzimat Dönemine kadar yalnızca padişahlar, şeyhülislamlar binek aracı olarak fayton ve landon denilen ağır ve gösterişli arabalara binerlerdi. Rumeli göçmenleriyle yaylı arabalar yurdumuza girdi. Bu arabalar, “Aynalı körük olmazsa ben gelin gitmem” gibi türkülere ve “Yaylı geliyor yaylı,
Bizi de alsa bari, bizi de alsa bari.
Ayşe saraya çıkmış,
Doğru söylese bari, doğru söylese bari… ” gibi şarkılara konu oluyordu.
“Araba devrilirse yol gösteren çok olur.”
“Kimin arabasına binerse onun düdüğünü çalar” gibi pek çok atasözü ile kültürümüzde de yer almıştır.
Kurtuluş Savaşımızın simgesi haline gelen öküz ve manda gibi hayvanların çektiği “kağnı”lar da artık günlük hayatımızdan çıktılar.
Arabalar, zaman içerisinde yeni tasarımlarla geliştirilerek günümüze kadar gelmiş ise de motorlu taşıtların çıkması ile eski önemini kaybetmiştir.
Günümüzde, arabalar kısmen de olsa bazı bölgelerde taşımacılıkta kullanılıyor, faytonlar da turizm bölgelerinde turist taşıma işlerinde kullanılıyor. Ayrıca, minyatür araba yaparak geçimini sağlayanları da görüyoruz.

SİVRİHİSAR’DA ARABACILIK

Sivrihisar ‘da arabacılığın çok geçerli olduğu dönemlerde, arabacılara verilen değerde bir o kadar fazlaydı. O dönemlere tanıklık edenler; Sivrihisar’ da arabacıların, arabalarıyla gösteriler yaparak bayramlara katıldıklarını ve sinemalarda ve tiyatro gösterilerinde arabacılara özel yer ayrıldığını anlatırlar.

Merhum Ahmet Kılıçaslan kitabında;
“1935-1945 yılları arasında Sivrihisar’da 4 tane arabacı vardı, ( sonraki yıllarda, bu sayı artmıştır.) Arabacı esnafı o devirlerde birbiriyle rekabet halindeydi… Sivrihisar’da yapılan at ve öküz arabaları Eskişehir’den gelen arabalardan daha sağlam ve daha güzeldi… Hafız Yurdanur ustanın yaptığı arabaların zillerinin sesi ta Yukarı Kepen’den gözükür, gözükmez duyulurdu. “Hafız’ın yaptığı arabalar geliyor.” derlerdi. İşte ustalık buradaydı. Maharet çelik saça su vermekteydi… Daha sonraları kamyon, kamyonet, kaptı kaçtı ve traktörler çıktı. At arabalarının da papucu dama atıldı…” diyor,

ARABACI HAFIZ YURDANUR USTA

Sivrihisar’da arabacılık denilince; birbirinden değerli arabacılar arasında ilk akla gelen ve zanaatıyla adeta özdeşleşen merhum Hafız Yurdanur ustamızdan özellikle bahsetmemiz gerekiyor.

Hafız Yurdanur Usta, sanatı, kaabilyeti, çalışkanlığı, mesleki bilgi ve tecrübesi ile mesleğini zirveye taşıyan, teknolojiye, yeniliklere açık zihin yapısıyla geleceği görebilen ve bileğinin hakkıyla adının önünde “Arabacı” yazdıran ender ustalardan biridir.

Hafız Yurdanur Usta’yı anlatmaya, merhum Ahmet Kılıçaslan’ın “Sivrihisar Örf ve Adetleri” kitabından devam edelim;

“Uzun boylu, kumral, bıyıklı, narin yapılı, başına fötr şapka giyerdi, önünde sahtiyandan kısa arabacı önlüğü vardı, önlüğünü çıkarmadan çarşıyı dolaşırdı, çok zeki idi, çok hırslı çalışırdı… Ben çocukken onun yaptığı arabalara hayran kalırdım… Poyra ve ispit dışında, arabanın dingil, makas, zil taşı, şına, ok demiri, yatak, yastık gibi demir aksamları ve ağaç kısımlarını kendisi yapardı… “

Hafız Usta, aynı zamanda, toplumun mutluluğunu gözeten, doğru bildiği sözü eğip bükmeden söyleyen kanaat önderlerindendir. Sivrihisar’da Sanat Okulu’nun açılması için öncülük etmiştir.

Arabacı Hafız Usta, öngörüleri olan bir insandır, gerçekten de o meşhur; “beyler, saman devri bitti, duman devri başladı.” sözü ile gelişen teknoloji ve sanayiye işaret etmiş, geleceğin enerjiye dayalı olacağını vurgulayarak, eşsiz bir öngörü örneği sergilemiştir.

Bir başka anektod ise şöyle ; devrin siyasileri Sivrihisar’a gelir, halkın dertlerini dinlemek üzere bir kahvehanede toplantı düzenlerler. Vatandaşlar isteklerini siyasilere iletirler, siyasiler not alırlar, toplantı esnasında söz alan Hafız Yurdanur Usta, bir masanın üzerine çıkar ve siyasilere teşekkür ederek söze başlar ve benim de sizlerden bir isteğim var diyerek şunları söyler ; ” Sayın mebuslarım, arkadaşlarımızın isteklerini not aldınız, istirham ediyorum, sizler de sigara kutusuna not alıp sonrada bu notu giderken arabanın camından atanlardan olmayın!” der ve yerine oturur. Hafız Usta, yine kendisi için bir şey istememiş, hemşehrilerinin hakkını gözetmiştir o gün…

1918 yılında Sivrihisar’da dünyaya gelen Hafız Yurdanur Usta’nın annesinin adı Emine, babasının adı Bahri’dir. Hafız Usta, en verimli çağında daha 48 yaşında iken, 1966 yılında vefat etmiştir. Kabri Kumluyol Mezarlığındadır. Mekanı Cennet Olsun.

SİVRİHİSAR ARABACILARI

Sivrihisar’ın değerli ustaları arabacılarımız;

Hafız Yurdanur ve kardeşi Hüseyin Yurdanur, Rıza Küçük ve oğulları Recep, Selahattin, Sadık ustalar, Mehmet Evcimen, Necati Evcimen, Zeki Sevimli, Dağlıoğlu Ahmet Kaya, İhsan Aynacı, Halil Bayramoğlu, İsmet Hoş ve ortağı “Coni” usta, Kemal Hızlı, Muzaffer Avcı, Kamil Ataseven, Remzi Taşdelen ve ortağı “Kör” Mustafa usta, Kepenli Kemal ve Süleyman Sarıkaya ustalar, Hilmi usta, Kemal Bitirgen, Ömer Osman usta, Şefik ve oğlu Davut ustalar, İhsan Altın, Hasan usta, Necmettin usta, Nafiz Akoğlu, Celali İleri, Çiçekdanın Hasan Özçiçek, Zimzimin İsmail Demirkol, Kemal Köfteroğlu, Nafiz usta, Salih Kocakılıç.

(Adını unuttuğumuz ustamız varsa affola. Bildirildiğinde memnuniyetle ilave edeceğiz.)
Ustalarımızdan ahirete intikal edenlere Allah’tan rahmet niyaz eder, Hayatta olanlara sağlık ve saadetler dilerim.

TEŞEKKÜRLER

Heykeltıraş Metin Yurdanur, Hafız Yurdanur ustanın oğludur. 1998 yılında “Devlet Sanatçısı” ünvanının alan, Heykeltıraş Metin Yurdanur’un Türkiye’de ve çeşitli ülkelerde sayısız eserleri vardır. Metin Yurdanur’un sanata yönelmesinde ve başarılı bir heykeltıraş olmasında, babası Hafız Yurdanur ustadan etkilendiğini görüyoruz. Nitekim, kendi ifadesiyle, daha küçük yaşlarda iken, babasının sanat aşkı ile atölyesinde bulundurduğu antika materyallere duyduğu ilgi ve Sivrihisar’da bulunan üç boyutlu formdaki eserlere olan ilgisi gelecekte onun heykeltıraş olması için esin kaynağı olmuştur.

Yeri gelmişken, Sayın Metin Yurdanur’a Sivrihisar’ın tanıtımı ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak üzere, açtığı “Açık Hava Heykel Müzesi” ve “Kültür Sanat Evi ve Heykel Bahçesi” için teşekkür ederiz.

Bu vesile ile ayrıca, yazıma katkıda bulunmak üzere, bana ustamızın fotoğraflarını gönderen Hafız Yurdanur’un kızı Sayın Sevim Erdinç Hanımefendiye teşekkür ederim.

Saygılarımla. Yaşar YURTDAŞ

Add Comment

Click here to post a comment

logo

Facebook Sayfa