Mesut Akdağ

Her Şeye Değer Olan

Şu hayatımızda elimizdekilerin veya kazandıklarımızın kaybolmasından, kaybetmekten korkarız.

Bu korkularımıza birçok madde ekleyebiliriz. Ailemizi, dostlarımızı, işimizi… Ama o korkularımızın zihinlerimizden ve üzerimizden gitmesi için hiçbir şey yapmayıp sadece elimiz kolumuz bağlı olarak bizleri korkutmalarına seyirci kalırız. Hatta ve hatta o korktuklarımızın gerçekleşmesi için elimizden geleni yaparız. Bazen de umursamayız. Bu korkularımızın bizi yönetmesine çaresizlik içinde izin veririz.

Korkular hayatımıza yön verir. Bunu hayatımızın her safhasında görürüz. İş hayatımızda terfi alamamaktan, yabana atılmayacak çalışma ve gayretlerimiz ile ortaya çıkardıklarımızın görülmeyerek boşa gitmesinden korkarız. Sosyal çevremizde ve toplumda ayıplanmaktan, hor görülmekten, dışlanmaktan korkarız. Ahbap ilişkilerinde dostlarımızın bizi terk edip gitmesinden korkarız. İster iş hayatımız olsun, ister aile hayatımız, ister komşuluk ilişkilerimiz, isterse de dostluk ilişkilerimiz olsun, sahip olduğumuz her şeyin kaybolmasından korkarız. Bu korkularımızdan kendimizi koruyabilmek için kendimiz olmaktan çıkar, toplumun baskısı altında ezik yaşayan birisi haline geliriz.

Bu korkularımıza daha büyük olan bir korkumuzu daha ekleyelim; imtihan korkusu. Hayatımız bir imtihandır. En büyük imtihan Allah’ın imtihanıdır. Allah bizleri imtihan eder. Aldığımız nefesten içtiğimiz suya kadar her anımız her dakikamız bir imtihandır. Dünya hayatında da çeşit çeşit sınavlara giriftar oluruz. Mesela bir işe girmek isteriz, imtihanla gireriz. Hadi bir işe başladık diyelim, orada da imtihan olunuruz. Dostluk kuracağız ilk önce imtihana tabi tutularak dost halkasına dahil oluruz.

İşte her anımız her dakikamız imtihandır. Bu imtihandaki korkumuz dünyada işimizi ve dostlukları, ahirette de cenneti kazanamama korkusudur. “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (Bakara 2/155) ayetinin üzerinde durduğu ilk imtihan konusu, korkudur. İmtihanın asıl kaynağı korkudur. Aç kalmaktan, mallarımızın eksilmesinden, ürünlerimizin afetle telef olmasından korkarız. Korkularımız, hayatımızın her safhasını sarmış vaziyette bizi yönetmektedir.

Bu korkularımızın ana kaynağı olan asıl endişemiz insanların bize olan güvenini kaybetmemizdir. Sahip olduklarımızın dostluklarımızın, işimizin, ailemizin, malımızın, mülkümüzün elimizde kalmasını sağlayan en büyük etken güvendir. En başta biz Allah’ın güvenini kazanırsak, yani Allah’ın razı olduğu kullardan olursak cennete gireriz. Ailede bireyler birbirinin güvenini sağlar ve korursa o aile bireyleri her zaman, iyi günde de kötü günde de birbirlerine kenetlenerek hiç bırakmazlar.

Sosyal hayatımızın her alanında sıkı ilişkilerin ve sağlam yapının ana sebebi güvendir. Toplum içinde yapılan bütün işler güven esasına dayanır. Güvenin olmadığı bir yerde güçlü ve samimi ilişkilerin varlığından söz edilemez. Atalarımız, “İnsanın en büyük serveti itibarıdır, bitmeyen servet itibardır.” demişler. İtibar, güven demektir. Kişi itibarlı olduğu müddetçe konumu ne olursa olsun çevresinde saygılı olur ve etrafındaki insanlar her konuda ona yardımcı olurlar.

İtibarı olmayan yani insanların güvenini kaybetmiş kişi toplumda kalıcı ve samimi ilişkiler kuramadığı gibi elindekileri de aheste aheste kaybeder. Bir kimsenin en büyük insanlık özelliği güvenilir olmasıdır. Bu sebeple Peygamberimiz (SAS) “(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir.” (Buhari, İman, 4/10; Müslim, İman, 65/162.) hadisi ile bu hayatta insanda olmazsa olmazın güven olduğunu vurgulamıştır.

Güvenin en önemli meziyeti ve özelliği emniyet, emin olmak ve emin olunmaktır. İnsanları birbirine sımsıkı bağlayan ve kişinin toplumdaki itibarını ve değerini yükselten en etkili fazilet emin bir kimse olmaktır.

Peygamberimiz (SAS) emin ve güvenilir kişi olduğu için daha kendisine peygamberlik gelmeden “Muhammedü’l-emîn” lakabını almıştır. Bu lakabı ve güvenirliliği sayesinde insanların gönlüne girmiş ve vazifesini bihakkın yerine getirmiştir. Düşmanları kendisi hakkında o kadar iftira etmelerine rağmen, sihirbaz gibi yakıştırmalar yapmalarına rağmen halk Peygamberimize (SAS) inanmışlar ve güvenmişlerdir.

Bir insan için en büyük hazine, bu dünyada her şeye bedel olan şey, insanların güvenini kazanması ise, bir o kadar önemli olan da onu kaybetmemesidir. Bir insan insanların güvenini kazandığı kadar kendine de güveni olursa bütün korkularını gönlünden atar. İyi bir Müslüman olmak için de güvenli ve güvenilir bir kimse olmak gerekir. Yine iyi bir Müslüman olmak içinde Allah’a güvenmek yani Allah’a tevekkül etmek gerekir.

“Artık Mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etmelidir.” (Âl-i İmran 2/122), “Öyleyse Mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (Âl-i İmran 2/160) ve “Mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Maide 5/11) ayetlerinde Allah kendisine tevekkül etmemizi istemektedir. Bunun sebebi “Müminler o kimselerdir ki, Allah’ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca rablerine tevekkül ederler (güvenirler).

” (Enfâl 8/2) ayetinde Allah, imanın en yüksek noktasına çıkmak için tevekkül etmenin gerekli olduğunu bildirmektedir. Allah’a tevekkül eden, güvenen kişinin imanı artar. İmanı artınca iyi Müslüman olur. İyi Müslüman olunca da kendine güveni artar ve insanların güvendiği, emin ve dürüst bir kişi olur. Tabii bunun akabinde de endişelerden uzak bir kimse olarak toplumda saygınlık kazanmış bir kimse haline gelir.

Bu dünya hayatında her şeye değer olan şey Allah’ın razı olduğu, yani güvendiği kul olmaktır, bizim de Allah’a güvenen, mütevekkil kul olmamızdır. Kısacası insanların güvenini kazanmak bu dünyadaki en değerli hazinedir. Dolayısıyla güven kazanmak her şeye değer olan şeydir vesselam.

mesut akdag - Her Şeye Değer Olan
Kurşunlu Camii İmam hatibi, Mesut AKDAĞ

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Her Şeye Değer Olan