Sivrihisar Haberleri

Hızır Bey

“Fatihin İstanbul’a ‘şehremini’ yani ilk Belediye Başkanı olarak atadığı ve aynı zamanda İstanbul Baş Kadısı olan Sivrihisarlı Nasreddin Hocanın torunlarından Hızır Bey Çelebi’nin zamanın büyük bir âlimi ve şairi olması da fetih günlerinden altın bir çelenk halinde önümüze düşmektedir.”

Fatih Sultan Mehmet tarafından, İstanbul’un fethinden sonra, imparatorluğun bu yeni başkentini padişah tarafından tayin edilen ilk kadı Hızır Bey olmuştur. İstanbul Kadılığı, özelliği olan bir görevdi. Adliyi işlerinin yanında İstanbul’u ilgilendiren önemli bütün işler, İstanbul kadısının görev ve sorumluluğu içinde idi.

Hızır Bey İstanbul’un ilk Belediye Başkanı unvanına da sahip bir şahsiyet olmuştur. Bu büyük şehrimizin ilk imar hareketi, Hızır Bey tarafından başlatılmıştır. Hızır Bey’in idari görevleri yanında ilmi bir kişiliği de vardı. Yabancı bir tarihçinin belirttiği gibi bir ‘ilim saltanatı” kurmuştur. Başta oğulları olmak üzere, yetiştirdiği birbirinden ünlü talebeleri, onun geleceğe dönük penceresi olmuşlar, ondan aldıklarını geleceğe doğru aktararak bir köprü görevini görmüşlerdir. Hızır Bey tarihimizin ender büyüklerinden birisi olarak, dönemine ve sonraki devirlere her yönden damgasını vurmuştur.

HIZIR BEY’İN HAYATI

Hızır Bey 6 Ağustos 1407 tarihinde, Eskişehir’e bağlı Sivrihisar kasabasında dünyaya gelmiştir. Mizahları ile ünlü Nasreddin Hoca’ya dayanan sülâleye mensup olan Hızır Bey öğrenimine babasının yanında başlamış, ondan son­ra Sivrihisar’daki medresede sürdürmüştür.

Hızır Bey tahsil hayatına Molla Yegân ismi ile şöhret bulan zatın yanında devam etmiş, akli ve nakli ilimlerin yanında, devrin önemli ilimlerini de tahsil etmiştir, öğre­nimini bitirdikten sonra da, Sivrihisar’da daha önce öğrenim gördüğü medreseye müderris olmuştur. Bu arada hocası Molla Yegân’ın kızı ile evlenmiş ve iki kız olmak üzere beş çocuk sahibi olmuştur. Hızır Bey’in üç oğlu da ilim ve ede­biyat dünyasında isim yapmışlardır.

Hızır Bey’in Fatih Sultan Mehmed ile tanışmasının, aşağıda anlatıldığı şekilde olduğu çeşitli kaynaklarda yer alır. Bu durum, görüleceği gibi, devrin ilim ve kültür hayatı hakkında bize bilgi verecek mahiyettedir.

Fatih Sultan Mehmed bir yandan İstanbul’un fethi ile ilgili planlar kurarken, diğer yarıdan fırsat buldukça çeşitli bilginleri toplayıp onlarla İlmi sohbetler yapmakladır. Bu toplantılara zaman zaman orada bulunan yabancı bil­ginler de katılır, sohbetlere renk katarlardı. Hatta bazen isim yapmış Alimlerin özel olarak davet edildikleri de olurdu.

Bu sıralarda bir Arap bilgini bir müddettir Edirne’de bulunmakta idi. Sultanın huzurunda düzenlenen ilim meclisine bu zat da davet edilir. Toplantı esnasında, Türk bilginlere çeşitli sorular sorar ve tatmin edici cevaplar alamaz. Anadolu ulemasının acz içinde kalması, Fatih i son derece rahatsız etmiştir.

Söz konusu bilgin ile “boy ölçüşecek kimse yok mudur?” diye ferman buyurunca, vezirlerden birisi kendi­sine, o sıralarda 30 yaşlarında olan ve Sivrihisar’da müder­rislik yapan Hızır Bey’den bahsederek, “ferman buyurulursa kendisini çağıralım. Umulur ki sizi memnun eder” der. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed derhal kendi­sine haber verilmesini ve geldiğinde ilim meclisinin yeniden kurulmasını emreder. Buradan, Hızır Bey’in o sıralarda dev­letin merkezi durumunda olan Edirne’de de tanındığını anlıyoruz.

Hızır Bey Sivrihisar’dan yola çıkıp Edirne’ye vardığın­da ilim ve sohbet meclisi yeniden oluşturulmuştur. Arap bilgin, daha önce Türk bilginleri söz söyleyemeyecek bir vaziyete sokmuş olmasından aldığı cesaretle, Hızır Hey gibi ufak tefek ve bir hayli genç birisinin karşısına getiril­mesi üzerine sevinir ve Hızır Bey’i alaycı bir tavırla selâm­lar. Onu da diğerleri gibi alt edeceğinden en ufak bir şüphe­si dahi yoktur.

Arap bilgin padişahın huzurunda ve kendinden son derece emin bir şekilde Hızır Bey’e sorularını yöneltir. Hızır Bey mütevazi bir şekilde önüne bakıp gülümsemektedir. Notlarını alır ve sorulan soruların hepsine teker teker ve gayet güzel cevaplar verir. Arap bilgin hiç beklemediği bu durum karşısında bir hayli şaşırmış ve tedirgin olmuş­tur.

Soru sorma sırası artık Hızır Bey’e gelmiştir. Fatih’ten izin istedikten sonra, Arap bilgine dönerek kendi sorularını birer birer sorar; fakat çoğuna cevap alamaz. Arap bilgin çok mahcup olmuştur, izin isteyerek toplantıyı terk eder. Daha sonra üzüntü içerisinde Edirne’yi de terk eder.

Sultan sonuçtan çok memnun olmuştur. O kadar ki, sevincinden ve heyecanından dolayı yerinden kalkıp ye­niden oturur. Hızır Bey’i hararetle tebrik eder. Sırtındaki kürkü çıkarıp, padişah armağanı olarak Hızır Bey’in sırtı­na geçirir.

Fatih Sultan Mehmed bu memnuniyetinin karşılığı olarak Hızır Bey’i, atalarının inşa ettiği Bursa’daki Sultaniye Medresesi müderrisliğine tayin eder. Bu safha Hızır Bey’in yükselmesinde önemli bir adım teşkil eder. Artık bizzat padişah tarafından tanınmış ve takdir edilerek ödüllendirilmiştir.

Hızır Bey Bursa’daki Sultaniye medresesinde pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Mevlânâ Kestelli, Mevlânâ Ali Arabi gibi sonradan hepsi ünlü birer bilgin olan şahısların yanında, Hocazâde ve Hayâli Ahmet Efendi gibi önce ona talebe sonra da asistan olan, pek çok değerli ilim ve fikir adamı ondan ilim ve feyz almış, kendileri de pek çok öğrenci ye­tiştirmiş, eserler vermişlerdir.

Daha sonra Bursa’daki Beyazıt medresesinde de görev yapan Hızır Bey, oradan İnegöl’e kadı olarak atanmış, nihayet Edirne’ye gelerek yeniden eğitim ve öğretim hayatına dönmüştür. Bu arada Yanbolu kadılığında bulun­duğu da kaynaklarda zikredilmektedir.

* * *

Osmanlı padişahı Sultan Mehmed uzun zamandır yap­tığı hazırlıklarını tamamlayarak İstanbul’u kuşatmış, gün­lerce süren direnme sonucunda 29 Mayıs 1453 yılında fetih gerçekleşmiştir. Artık Osmanlı İmparatorluğunun yeni başkenti İstanbul’dur. İstanbul’un fethinden bir gün sonra, 30 Mayıs 1453’de Otağ-1 Hümayunda (Padişah Çadırı) ileri gelenler toplan­mıştı. Fatih Sultan Mehmed fetihle ilgili son bilgileri almış, gerekli emir ve fermanları vermişti. Bu esnada huzurda bu­lunan Hızır Bey’e dönerek:

“İstanbul Kadısına hüküm odur ki…” şeklinde ferman buyurmakla Hızır Bey İstanbul Kadı­lığına tayin ediliyordu. Osmanlı Sultanı, yakından tanıdığı ve takdir ettiği Hızır Bey’i imparatorluğun en önemli gö­revlerinden birine tayin ediyor, ona olan güvenini en üst derecede gösteriyordu. Artık bu andan itibaren Hızır Bey’in omuzlarına büyük bir yük biniyor, İstanbul gibi bir şehrin sivil yönetiminde Osmanlı Padişahının en yakın çalışma ar­kadaşı oluyordu.

Hızır Bey’in bu noktadan sonra nasıl bir sorumluluk altına girdiğini anlayabilmek için, kadılığın ve özellikle İstanbul Kadılığının ne tür bir görev olduğunu bilmek gerekmektedir. Bu bakımdan kadılık ve İstanbul Kadılığı hakkında kısa bilgi vermek yerinde olacaktır.

KADILIK MÜESSESESİ

Çok eski bir müessese olan kadılık, insanlar arasında ortaya çıkan her türlü ihtilâfın çözülmesi ile ilgili çok önemli bir görevdir. İnsanlar var oldukça, aralarında halle­dilmesi gereken meseleler her zaman olagelmiştir. Dolayısı ile insan topluluğunun yaşadığı her yerde bu tür ihtiyaçlar kaçınılmazdır. Bu manada İslamiyet’ten önce bile, ilkel şekilde de olsa, kadılık müessesesinin mevcut olduğu bir vakıadır.

İslâmiyet ile birlikte “Kazâ” müessesesinin, daha teşkilatlı bir şekilde ortaya çıktığı bir gerçektir, önemi dolayısı ile Hz. Peygamber konu ile bizzat ilgilenmiştir. Çünkü adaletin olmadığı veya iyi işlemediği bir toplumda, huzur ve güven bulunmaz. Fertlerin birbirlerine ve devlete karşı güvenleri kalmaz; toplumda anarşi başlar.

Hz. Peygamber’den sonra gelen dört halife döneminde de halifeler, kadılık müessesesinin gereklerini yerine getirmişlerdir. Çünkü kadılık devletin düzenleyeceği ve halledeceği en önemli konuların başında yer almaktadır.

Zaman içinde İslam toplumunun sınırlan, fetihler sonucu genişleyince, kadılık müessesesini ilgilendiren işler de çoğalmıştır. Böylece gerek merkezlerde gerekse vilayetlerde kadıların görevlendirilmeleri gerekmiştir. İslam tarihinde bu gaye ile tayin edilen ilk görevli Hz. Ömer olmuştur. Bu şekilde kadılık, devlet yapısı içinde önemli bir görev olarak ilk zamanlardan beri ortaya çıkmış olmaktadır.

Bu suretle önceleri vilâyetlere tayin edilen kadılar, zamanla şehirlerin gelişmesi ve yeni yerleşim birimlerinin kurulması üzerine, lüzum görülen yerlerde ve önemli merkezlerde, zaman içinde tek bir kadı kâfi gelmeyince, birden çok kadı tayin edilir olmuştur.

İslamiyet’in ilk dönemlerinde kadılar sadece, hasımlar arasında ortaya çıkan ihtilâfları çözümlemekle görevli idiler. Zamanla İslam toplumu genişleyip geliştikçe, kadıların görev alanları da buna paralel olarak genişlemiş oldu.

Kadılık müessesesi önemine binaen Osmanlılar tarafından da benimsenmiş, daha da sistemleştirilip geliştirilmek sureti ile devletin en önemli organlarından birisi haline getirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey, devleti kurunca ilk önce Kadı ve Su başını tayin etmiştir. Bu uygulama Osmanlıların kadılık makamını, devletin temel direği olarak gördüklerinin bir ifadesidir.

***

ÖNSÖZ

Her milletin bir tarihi ve bu tarihi yapan büyükleri var­dır. Türk milletinin tarihi ne kadar haşmetli ise, onu yapan alaları da o derece büyük ve etkileyici şahsiyetlerdir. Tarihini ve onu gerçekleştiren atalarını tanımayan mil­letler. geçmiş ile bağlarını koparmışlar, gelecekleri için de doğru bir hedef seçememişlerdir. İşte bu küçük kitapta Fatih Sultan Mehmet’in ilk İstanbul Kadısı ve Belediye Başkanı Hızır Bey’i bütün yönleri ile tanıtmayı hedef aldık. İstanbul Kadılığı gibi zor bir görevi nasıl başardığını tespite çalıştık.

Aynı zamanda âlim bir kişi olan Hızır Bey gerek ço­cuktan gerekse yetiştirdiği birbirinden ünlü talebeleri ile. kendinden sonra çok etkili olmuş, devrine olduğu gibi sonraki dönemlere de damgasını vurmuştur. Hızır Bey’in elimizde mevcut tek eseri olan Suniye Kasidesinin tercümesini, olabildiğince sadeleştirerek ve as­lına uygun olarak vermeye çalıştık. Böylece ünlü bir Türk büyüğünü genç kuşaklara tanıt­maya gayret ettik. Başarabildikse ne mutlu.

Prof. Dr. Said YAZICIOĞLU
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. – 793

eml - Hızır Bey

Bu kaynak Şahin Gökdere abimizden sağlandı. Kendisine teşekkür ederiz.

Kaynaklar:

İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin ilmiye Teşkilâtı, Ankara, 1965 s. 229; M. Şerafettin, “Türk Kelamcıları”, “Darülfünun İlahiyat Fakültesi Dergisi, içinde, İstanbul, 1932, C.23, s.10,11.

Mecdi Efendi, Şakâik, s. 112,113; F. Babinger, “Hızır Bey” maddesi, s. 1010, 1011.

Rakım Ziyaoğlu, Hızır Bey Çelebi, İstanbul, 1976, *. 33,34.

Ord. Prof. Dr. Kazım İsmail Gürkan, “Fetih ve İstanbul üniver­sitesi”, Fethin 511. Yıldönümü Konferansları içinde, İstanbul, 1964, s. 11.

Franz Babinger’e göre bu bilgin Kuzey Afrika ülkelerinden birisinden gelmiştir. Bkz. Mahomet II, le Conquérant et son Temps, Paris, 1954, s. 585.

Mehmet Tabir, Osmanlı Müellifleri, İstanbul, 1971, C.I, s. 357; F. Babinger, “Hızır Bey” maddesi, İslam Ansiklopedisi. 11/ 1010; Prof. Dr. A. Süheyl Onver, İlim ve Sanat Bakımından Fa­tih Devri Notları, İstanbul, 1947, s. 21,22.

Mecdi Efendi, Tercümc-1 Şakâik-i Numiniye, İstanbul, 1269/ 1852. s. 111.

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Hızır Bey