inanç

İman Tohumu

ALLAH’A İTAAT VE RESULÜNE TABİYET-UYMA OLMADAN İMAN, İSLAM VE CENNET OLMAZ !

iman tohumu - İman Tohumu

“La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah” kelime tevhidi ile iman tohumunu kalbine ekerek İslam’a giren bir Müslümanın; güvenilir tefsirler yardımıyla Kur’an’ı anlayarak okumak suretiyle ekmiş olduğu iman tohumunu filizlendirmesi gerekir.

Bilahare filizlendirdiği bu iman tohumunu hayatının her anında ve her alanında Allah’a gönülden itaat ve Peygamberine tabiiyet (uyma, izini takip etme) suyuyla sulamalı ve ihtiyaç duyduğu besinleri vermelidir.

Yani Kur’an’daki tüm emir ve yasakları, tavsiye ve hikmetleri Peygamberimizin uygulamalarına (siyer ve sünnetine) uygun olarak gücü nispetinde yerine getirip hayatını SALİH AMEL KILMALIDIR.

Hayatını Salih amel haline getirdikten, yani hayatını – amelini Kur’an ve sünnete göre ıslah ettikten, düzelttikten) ve bunun neticesi kalbini tarladaki yabancı otlar gibi olan kötü huy ve hastalıklardan temizledikten sonra; İman tohumunun kalpte kök salarak iyice yeşermesi ve kişinin ahiret kurtuluşuna ulaştıracak Salih amelle yaşayıp ölmeyi istemesine – arzulamasına – özlemesine RECA denir.

Kişi kelimeyi tevhitle kalbine iman tohumunu ekse bile, Kur’an’ı anlayarak okumak suretiyle filizlendirmez veya filizlendirse bile hayatının her anında ve alanında Allah’a gönülden (arzuyla) itaat ve Peygamberine tabi olma suyuyla sulamaz ve gerekli besin maddelerini vermezse; Tarladaki yabancı otlar gibi olan kötü huy ve hastalıklardan kalbini temizleyemez ve kaçınılmaz olarak dünyanın geçici zevklerine dalar ki; böyle bir kişinin Allah’ın bağışlamasını istediği ve ahireti özlediğine dair iddiaları samimi olmayıp, ancak ahmaklık ve aldanmaktır.

Nitekim Tirmizi ve İbni Mace’de peygamberimizin “nefsini hevasının (dünyevi arzu ve heveslerinin) peşine takıp bu şekilde ömür tüketen kişinin bu haline rağmen Allah’tan cennet umması ahmaklıktır” buyurduğuna dair bir rivayet vardır.

Zaten Araf Suresi 168’den 170’e, Fatır Suresi 5’ten 8’e ve Hadid Suresi 11’den 15’e kadar olan ayetlerde bu durum açık olarak anlatılmaktadır.

Aslında böylelerinin durumu, Kehf Suresi 32’den 44’e kadar olan ayetlerde anlatılan, iki bahçe sahibi olup ta, aslında ahirete pek ihtimal vermemekle beraber, ahiret gerçekleşse bile kendisinin Allah’ın sevgili kulu olması nedeniyle, orada da dünyada olduğu itibarlı olacağını zan ve iddia eden adamın durumu gibidir. -Mustafa Siel-

***

PEYGAMBERE UYMAK

31- De ki; `Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.’

32- De ki; :Allah’a ve peygambere itaat ediniz.’ Eğer bu çağrıya sırt çevirirlerse hiç şüphesiz Allah kafirleri sevmez.

Allah sevgisi, ne laftan öteye geçmeyen bir iddia ne de insanın vicdanında kalan bir aşktan ibarettir. Bu sevgi, Allah’ın Resulüne bağlılık, O’nun gösterdiği yolda yürüme, O’nun yaşam biçimini gerçekleştirme ile ortaya konur.

İman da söylenen sözler, coşan duygular, yerine getirilen sembolik ibadetler değildir. İman; ancak Allah’a ve Resulüne bağlılık, Peygamberin getirdiği Allah’ın buyruklarına göre hareket etmedir.

İmam İbn-i Kesir, tefsirinde otuz birinci ayetle ilgili olarak diyor ki: “Bu ayet-i kerime, Allah’ı sevdiğini iddia ettiği halde Muhammed’e tâbi olmayan herkese karşı kesin bir hükümdür. Böyle bir iddiası olan kişinin, tüm sözlerinde ve eylemlerinde Muhammedî yaşayışı ve O’nun tebliğ ettiği dini izlemediği sürece, bunun yalancı olduğuna hükmedilir.

Nitekim Sahih (hadiste) sabit olduğuna göre Resulüllah (salât ve selâm üzerine olsun) `Kim bizim emretmediğimiz bir işi yaparsa o iş reddedilmiştir’ buyurmuştur.”

İkinci ayet hakkında ise; “De ki: Allah’a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse.. ” Yani emrine aykırı hareket ederlerse “Allah, kâfirleri sevmez. Ya da ona aykırı hareket etmenin küfür olduğunu belirtiyor. Allah bu nitelikte olanları sevmez, isterse O, Allah’ı sevdiğini iddia edip O’nu savunsun.

İmam İbn-i Kayyim el-Cezviyye, Zadu’l Meâd adlı eserinde diyor ki:

“Peygamberin gerçekten Peygamber olduğuna ve onun doğru söylediğine şahitlik eden ehl-i kitap ve müşriklerden pek çoğunun bu şahitliklerinin onların İslâm’a girmeleri için yeterli olmadığı gerçeği üzerinde düşünen herkes, İslâm’ın bunun ötesinde bir olgu olduğunu kavrayacak, İslâm’ın sırf kuru bir tanımadan ibaret olmadığını fark edecektir.

Yine, Onun yalnız tanıma ve kabul etmeden ibaret olmadığını öğrenecek, İslam’ın hem tanıma, hem kabul etme, hem bağlılık, hem itaat etme zorunluluğu hem de içiyle – dışıyla boyun eğme olduğunu anlayacaktır.”

Bu dinin öyle belirgin bir gerçeği vardır ki, bu gerçek olmadan ondan söz edilemez. Bu gerçek de, Allah’ın yasasına itaat etmek, Allah’ın Resulüne bağlanmak ve Kur’an’ın hükümlerine teslim olmak gerçeğidir. Bu, İslâm’ın getirdiği şekliyle Tevhit inancından kaynaklanan bir gerçektir. Bu da uluhiyette birlik inancıdır.

İnsanların kendisine ibadet etmesi, emrine bağlılık göstermesi, yasasının onlar arasında uygulanması, kendisiyle muhakeme olunacakları ve hükmüne razı olacakları değer ve ölçüleri belirlemesi ancak bu yegâne uluhiyetin hakkıdır. Buradan da, insanın hayatında ve bütün ilişkilerinde hakimiyeti yalnız Allah a veren egemenlikte birlik bilinci ortaya çıkar.

Nitekim, evrenin tüm işlerinin idaresinde hakimiyet yalnız ve yalnız Allah’ındır. İnsan da bu koca evrenin küçük bir parçasından başka bir şey değildir.

Surenin bu birinci dersi -gördüğümüz gibi- bu gerçeği kapsamlı, mükemmel ve net bir biçimde ortaya koymaktadır. Müslüman olmak isteyenin, O’nu olduğu gibi kabul etmekten ve kendisini teslim etmekten başka çıkar yolu yoktur.

Allah katında din, İslâm’dır.. Ve yalnız Allah’ın belirlediği şekliyle İslâm’dır. İftiracı ve kuruntu sahiplerinin belirlediği şekliyle değil. -Teymur Babayev-

***

Derleyen: Murat Sevimbay

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - İman Tohumu