Makale ve Yazılar

Kapan Hanları

KAPAN HANLARI, Osmanlı döneminde başta İstanbul olmak üzere ticaret pazarlarına sahip şehirlerde, (Sivrihisar’da) özellikle zahire türünden ihtiyaç maddelerinin alınıp satıldığı toptancı halleri, mal çardakları ve borsalarıydı.

Kapan kelimesi sözlüklerde ‘büyük terazi, kantar’ anlamında açıklanmaktadır. Latince “campana”dan Farsça’ya buradan kab-ban (kab tutan, kab ile uğraşan) şekliyle Arapça’ya geçtiği, Türkçe’ye ise “kapan” olarak girdiği düşünülmektedir. Mısır’da kantar kullanan kimseye ‘’kabbani’’, alım satım mukavelelerine nezaret eden kurumada ‘’Divanü-l kabbani’’ denirdi.

İstanbul’a gelen yiyecek ve ihtiyaç maddelerinin, ekspertiz, ölçüm, fiyatlandırma ve dağıtım işlemlerinin yapıldığı kapanlar, Haliç girişinde ayrı birer iş ve ticaret merkezi konumundaydı. Bunların en büyükleri “Yağkapanı, Balkapanı, Unkapanı”dır. Bunlar, içinde satılan malların adlarıyla anılmaktaydı. Böylece büyük tartı aletinin adı olmaktan çıkıp günümüz toptancı hallerine veya zahire borsalarına benzeyen yerlerin adı olmuştur.

Anadolu Selçuklu döneminde de görülen kapan sistemi, Osmanlı döneminde ticarete elverişli kıyı bölgelerinin, özellikle de İstanbul’un alınmasından sonra daha da gelişti. 19. yüzyılda iltizam yönteminin kapan vergileri için de öngörülmesi sonucunda kapanlarda bozulma başladı. Tanzimat döneminde İstanbul kapanlarının tümü Şehre­maneti (İstanbul Belediyesi) hizmetleri kapsamına alındı. Bir süre sonra da bu geleneksel düzen yerini Batı’daki hal ve borsa sistemlerine bıraktı.

* * *

Kapan hanlarının nasıl ortaya çıktığı, hanın nasıl işlediği, görevlilerinin kimler olduğu, burada hangi işlerin yapıldığı?

Anadolu Selçuklu Devleti’nin gücü zafiyete uğramasıyla, Osmanlılar da bağımsızlık peşinde fetihler hızla devam etti ve kısa sürede kuvvetli bir devlet ortaya çıktı.

Bu fetihler toprak kazanmaya yarıyor ve devlet toprakları genişliyordu ama devlet demek sadece toprak demek değildi. Osman Gazi ve sonraki Beyler “yaptıklarının kuru cihangirlik kavgası olmadığını” biliyorlar ve bu konuda bilgili ve bilinçli davranıyorlardı. Aynı zamanda fethettikleri bölgelerin insanlarının yaşayışını kolaylaştırıcı ve geliştirici faaliyetler de sürdürüyorlardı. Yeni yollar açıyorlar, çeşmeler, hanlar, kervansaraylar, köprüler, aş evleri, medreseler, camiler ve mescitler, hamamlar, zaviyeler inşa ettiriyorlardı. 

Bursa, Osmanlılarca 26 Nisan 1326 tarihinde alınabilmiştir. Bu tarihten itibaren şehre Orhan Gazi, Lala Şahin Paşa gibi devletin ileri gelenlerinin hanlar yaptırmaya başladığını görüyoruz. İşte bu manada Sultan I. Murad da şehrin alış veriş işlerinin düzene girmesinde önemli bir fonksiyon üslenecek olan Kapan Hanını inşa ettirdi. Ardından Sultan Yıldırım Bayezid de Ulu Cami’yi ve Bedesteni inşa ettirdi. Böylelikle Bursa şehri kuruluş devri Osmanlı Şehri hüviyetinin üç önemli yapısına kavuşmuş oldu. Bunlar, şehrin merkezî yapısı Ulu Cami, onun tamamlayıcısı Bedesten ve Kapan Hanıydı.

Müslüman Türk ve Arap devletlerinde kullanılan kapan tabiri Osmanlı’larda ilk devirlerde kapan daha sonralarda da un kapanı (kapan-ı dakik), bal kapanı, yağ kapanı vb. satılan malın adıyla birlikte kullanılmış, böylece büyük tartı aletinin ismi olmaktan çıkıp günümüz toptancı hallerini veya zahire borsalarına benzeyen yerlerin adı olmuştur. Un, yağ ve baldan başka tahıl, kahve, tütün, ipek, pamuk kumaş ve çeşitli dokumalar üreticiden satın alınarak başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerdeki kapanlara getirilirdi. Buralarda kadı naibinin nezaretinde esnaf temsilcilerinin de hazır bulunmasıyla muhtesip nezdinde mallar tartılır, ağırlık, kalite ve çeşidine göre vergi ve narha tabi tutulduktan, fiyatları belirledikten sonra esnaf aracılığıyla tüketiciye arz edilirdi.

Osmanlı Devleti genelinde var olduğunu gördüğümüz ve önemli gelir kaynaklarından olan kapanlardaki işlemler önceleri devlet adına emin, naib, kethüda gibi memurlar tarafından yapılırken zamanla ortaya çıkan mali buhranlar yüzünden kapanlar iltizama verilmeye başlanmıştır. Kapanların işleyiş sistemi üzerine şunları söyleyebiliriz; Buğday, arpa, pirinç gibi hububat dışında her çeşit yağ, peynir, işkembe, bal vb. içine alan zahire ticaretiyle uğraşanlara ‘’kapan tüccarı’’veya ‘’kapan hacıları’’ denirdi. XVIII. yüzyıl ortalarında İstanbul’un zahire ihtiyacının yüzde doksanından fazlasını bunlar karşılardı.

Kapanlara mal ve yiyecek getirme işini üstlenen büyük tüccarlara ve gemi sahiplerine ‘kapan hacıları’ deniyordu. Kapan hacıları, Osmanlı topraklarında veya dış ülkelerden yükledikleri zahire ve emtiayı İstanbul’a getirdiklerinde ilgili kapana boşaltırlar, ‘çardak’ (gümrük) işlemlerini yaptırırlardı. Kapanlardaki fiyatlandırmada genelde kapan hacılarının bildirdikleri alım fiyatı, navlun ve diğer ücretler dikkate alınarak yapılmaktaydı.

Diğer esnaf gibi birbirlerine kefalet sistemiyle bağlanmış olan kapan tacirleri ayrıca devlet tarafından denetlenir, bu kontrol üretim bölgelerinde bile sürdürülürdü. Zira taahhüt edilen malın ilgili şehre sevk edilmeyip daha yüksek fiyatla yollarda satılması bu ürünün karaborsaya düşmesine ve fiyatının aşırı yükselmesine sebep olurdu. Bunun için kapan tüccarı o bölgenin voyvodasına veya ilgili memurlarına mübâya’a miktarını ve fiyatını gösteren bir belge sunmak zorundaydı.

Kısacası, “kapan hanları”, yahut sadece “kapanlar”, işlek ticaret şehirlerinin alışverişlerinde ve pazar hayatında çok önemli ve karakteristik birer kurum olarak incelikleriyle bilinmedikçe, Osmanlı Türkiye’sinin şehirlerindeki iktisadi hareketliliği bütünü ile kavramak mümkün değildir. Selçuki Türkiye’sinin iktisadi yaşantısında şehir içindeki “kervansaraylar” fonksiyonunu, Osmanlı Türkiye’sinin iktisadi hayatında “kapan hanları” almış görünmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Sezai SEVİM

Facebook Sayfa