Edebiyat

Kar Helvası

Kar Helvası

sivrihisar masal - Kar Helvası

Zifiri karanlık yüzünden, muşamba gerili delikten, hiç bir şey görülmüyordu. Anası , bir elinde sındınışık ile bir teneke odun alıp gelinceye; kadıncağızın yazması ve omuzları akbacık olmuştu… Kümbete iki parça odun attı; kendi kendine söyleniyordu ‘Zemheri zamanı gayrı ama gıcılamada, tutar mı ki?..’

Sabahtan, akşama kadar, mandalardan süt sağmışlar, toprak güveçlerde kaynatmışlar ve iki göz evin soğuk odasına, üstleri kaymak tutması için koymuşlardı. Anasına getir götüre yardım etmekten küçük bedeni iyice yorgun düşmüştü. Döşekte en uca yattı; erken kalkmalıydı…tutacaktı…biliyordu… Yanan odunların çıtırtıları arasında, aynı kar taneleri gibi uçuşan hayaller ile göz kapakları, karanlığa perde koydular ve rüyalara daldı…

Gözünü araladı, vücudunu yavaş yavaş kaydırarak, anasından uzaklaştırdı. Yorganın altından adeta süzüldü ve yer yatağından sırtı hasır zemine değdi. Kıpırdamadan az bekledi… Sarman sessizliği ile, ayaklarının ucuna basa basa, kapıya ulaştı. Korkarak başını çevirip arkasına bir kez daha baktı. Anası, babası, ağabeyi, kardeşi uyuyorlardı. Eğildi, kapıya iç eşik olan, toprak dolu basma yastığı, küçük elleri ile geriye doğru az çekebildi. Kapının altından hafif serinlik gelmeye başladı. Henüz beş altı yaşında ya var, ya yok ve aklında da, hiç bir hareketinin sonrası… Tek bildiği, ezber ettirdikleri, kısa sureler ve dualar idi… Tam ihtiyaç duyduğu zamandı, sürekli kimseler uyanmasın diye ardı arkasına mırıldanıyordu.

Nerede ise, kapının önü, dizlerinin yarısına kar doluydu. Hayata bembeyaz bir örtü serilmiş. Tüm istediği mutluluk sadece bu kadarcıktı. Kar… Onun için sabahı sabah etmişti… Kimseler gezinmeden… Sarman bile dolaşmadan, Kocabaş üzerinde koşuşturmadan, ilk üstünde yürüyen olmak… En çok da, her adım attığında, kütür kütür gelen sesi duymayı seviyordu. Kimseler, uyanmadan avlunun hakimi olmak. Adım basmadık yer bırakmamak için hızlı hızlı yürümeye çalışıyor; bazen de olduğu yerde zıplıyordu. Ayağında ki lastikler zaman zaman saplanıp kalıyor; kar içinden kurtarıp tekrar sırılsıklam olmuş yün çoraplarının üzerine geçiriyordu…

Sesin geldiği yöne başını çevirdi. Zale Kadın iki kolunu beline kırarak dayamış, ağzında külü uzamış caara,kapıdan çığırıyordu
– Aboovv, Kız Suna, gözü gör olmayasıca…. Neeeden sen? Matçalı, ge hele buraya….
Ben kime sööölem!.. Valla delim var dediğine değer… Huuu… Sıracalı….Ben saa – napcaamı bilirim!….
Leeen herif gak…ge bak şuna!…

Kapıda Refik Ağa, oğul Mustafa, Zale Kadının arkasına dikilmiş gülüyorlar… Babası ile agasının kahkahalarından cesaretlenip, iyice yüz bulan Suna, son bir hamle yapıp kendini karların üstüne attı. Mustafa anasının homurdanmasından işin tadının kaçtığını anlayıp kardaşına doğru koştu. Yerden kaldırdı, Suna hala gülücükler atıyordu. Ağabeyi üstünü başını silkeledi, yerden bir avuç kar aldı, kardaşının yüzüne buladı…Artık birbirlerini kovalıyorlardı avluda… Porsuk çayının donduğu, kar yağdımı da, altmış santimden aşağı düşmediği, ırak zamanlar….. Biçer ise orada bir köy… Toplasan dört, beş hane çiftlik… Yıl 1941

Kar durup durup indiriyordu. Zale Kadın, tespilerin ikisinede gaş üstünden(bahçe duvarı) ve damda ulaşabildiği yerlerden temiz kar doldurdu. Güveçlerin üzerinde, bir karış tutmuş kaymakları, helkeye sıyırdıktan sonra kalan sütün içine bir avuç şeker attı. Tepsilerin ikisinide dört yanlarını ıslatacak şekilde, kadayıf şerbetler gibi şekerli sütü dökerek gezdirdi. Kirevetin (tahta kanepe) üzerine tepsileri yerleştirdi.

Öğle namazı ardına, Silocuların hanımları ile öğretmenin Aysel de, bir gün önceden ünledikleri gibi, oturmaya geldiler. Laf lafı çaldı, çay çayı karaladı, sütlü ekmek, peynir, tereyağ derken, hepcinin karnı bir güzelce doydu. Sofra tatlısız olmaz; ikinci ikram olarak tepsilerden biri ortaya geldi. İsteyen kendi önüne denk gelen yere, bir maşrafa dolusu pekmezden akıttı, yeterli gören şekerli sütle yetinip, tahta kaşıkları gömdüler içine. Eeee o zamanlar, ne Mazlumlar vardı, ne de dondurma?… Peki yedikleri bu köy tatlısının ismi?

Rahmetli Nasrettin Hocaya sormuşlar;
“Hoca, iliminle irfanınla övünürsün. Anlat bize senin ilmin, kerametin ne ola ki…”
Hoca az düşünmüş, “Var tabii ki” demiş. “Kar helvası”
“O ne ola ki?” demiş halk.
“Kış gelip kar yağınca az kar kürüyüp, bir tasa koyun, üzerine şeker, şurup, pekmez dökün afiyetle yiyin. İşte bunu ben buldum” demiş.
Hocanın dediğini yapan ahali, insanın ağzını, üstelik zaten soğukta donduran bu tattan pek memnun kalmazlar Hoca’ya şikayete giderler:
“Yahu Hoca” demiş ahali, “bu nasıl keramettir? Hem boğazlarımız dondu hem pekmezlerimiz boşa gitti!”
Hoca da cevap mı yok;
“Ben yaptım oldu, siz bilirsiniz… beceremedi iseniz pekmezleri alın gelin zayi olmasın” demiş…

Mandayı bulursanız, birileri de sağarsa, toprak göveçte ağır ağır kaynatırsanız; baçanızda da temiz kar bulursanız… Döküverin Sivrihisar nardek dövme pekmezini, afiyetle yiyin… Hasta mı olursunuz?.. Aman Rabbim korusun… O zaman Sivrihisar’dan ‘Kara Kabak’ sipariş edin, hani şu dışı siğilli, pütür pütür, tahta gibi olanlardan. Kapağını düzgün kesip açın. İçine yarım avuç şeker atın. Son örneklerinden bir tanesi yakınlarınızda var ise, bulduğunuz taş odun fırını sahibinden ricacı olun; akşam içi geçmeye başlayan fırınına ‘kabağı’ misafir edin. Sakın ha, kabağın içindeki çekirdekleri çıkarmayın, fırına çekirdekli hali ile sürün. Sabaha o güzelce pişer. Sofraya gelince ortadan vurup ikiye ayırın, kabuklarını kırıp kendinize kaşık yapın, içini güzelce bi yiyin. Parmaklarınızı yemezseniz ben, ben değilim. Çekirdekleri de afiyetle çitleyin; bana dua edersiniz… Bu da mı olmadı?… O zaman memlekette, eken söken, bıraktılar ise ‘beyaz pancarı’ bulun, toprağını temizleyin, atın yine taş fırına… ne demişler ‘ye kabağı, salla göbeği; ye keşkee, yat döşşee….’

Çocuklar mı? Onlar Biçer tren istasyonunun karşısında ki yamaçtan altlarına teneke koymuş kayıyorlar… Bir kaç Dığa, kardan adam yapıyor… Büyücee olanlar, buz tutmuş Porsuk üzerinde taş kaydırıyorlar…
Bazı şeyleri bizler görmedik; bizim gördüklerimizi torunlarımız görmemiş olacak… Zaman bir yerlerde akıp gidecek… Kim bilir? Bizimle veya bizsiz… Sağlıcakla kalın, hep ama hep sevgi ile kalın…

İlham İnan Dündar

*Gıcılamak: İnce Kar Yağması *Delik : Küçük Pencere *Sındınışık: Gaz Lambası *Akbacık: Bembeyaz *Helke: Bakraç *Caar: Sigara

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Kar Helvası