Sivrihisar Kültürü

Ölüm Adetleri

Ölüm, insan için zahiren dünya hayatının sonu ve geçiş dönemlerinin son aşamasıdır. Ölüm ilk çağlardan itibaren günümüze kadar her toplumun çaresiz kaldığı üstesinden gelinemez bir durum gibi görünürken, inançlı bir insan ölümün son olmadığını bilir.

ÖLÜM ADETLERİ VE BUNLARA BAĞLI ADETLER İNANMALAR İŞLEMLER

Sivrihisar ve yöresinde ölümü düşündüren ve hatırlatan bazı olaylar ve inanmalar söz konusudur. Halk bu inanışlarla ne zaman öleceğini ya da nasıl öleceğini tahmin etmeye çalışır. Birtakım davranışlar, olaylar sesler, rüyalar, alışılmamış durumlar ölüm işareti, ölümün ön belirtisi olarak yorumlanır. 

Hayvanlarda görülen belirtiler;

Eğer Sivrihisar’da köpek uzun uzun ve acı acı ulursa o evden bir ölü çıkacağına inanılır. Baykuşun (Hacı Kuşu) sürekli aynı evin çatısına gelip konması ve ötmesi sonucunda yine o evden bir ölü çıkacağına inanılır. Baykuş acı acı ötmeye başlayınca acı soğan atılır. Acı acıyı götürsün diyedir. Kara-karganın gelip evin bir köşesine ya da çatısına konup acı acı ötmesi sonucu o evden birinin öleceğine inanılır. Cama serçe hızlı bir şekilde gelip vurursa kötü bir olay olacağına ve acı bir haber alınacağına inanılır.

Rüyada görülen belirtiler;

Eğer bir kişi rüyasında önceden ölen yakınlarını görürse ve yakınları rüyayı gören kişiyi çağırırsa bu kişi Öleceğine inanır. Örneğin; rüyasında annesini görür ve annesi onu “Hadi, artık gel” diye çağırırsa bunun sonucunda o rüyayı gören kişi öleceğine inanır. Rüyada kazan, kefen, tabut görülürse ölüme işaret eder. Rüyada soğan (kuru, yeşil) yenirse ölüm olacağına inanılır. Bu bağlı olarak soğan acıdır, ölümde acıdır. Düşüncesi yaygındır. Rüyada kara kazan görülürse ölüme işarettir. Rüyada, çok buğday, kazan, kalabalık insan topluluğu, beyaz kalıp sabun, beyaz çarşaf, gelinlik görülünce ölüme yorulur. Rüyada yangın çıkarsa ve ateş olmadan kara duman olursa ölüme delalettir. Rüyada evin çatısı göçerse, merdivenler göçerse ölüme yorulur. Rüyada üzüm görülürse göz yaşına işaret eder. Rüyada yıldız kayarsa âlim, okumuş, bilgili insanların öleceğine inanılır. Rüyada ayakkabının ters çevrilmesi iyiye yorulmaz. Rüyada ateşte kazan ve çokça odun görmek ölüme delalettir.

Hastada görülen belirtiler;

Bir kişinin yapmadığı davranışları yapması onun kısa süre sonra öleceğine delalettir. Hasta adamın ölmeden 5-10 gün önce hiçbir şeyi yokmuş gibi iyileşmesi ve ayağa kalkması. Hastanın durgunlaşması, sakinleşmesi. Hastanın gözünü sürekli aynı yere dikmesi bilhassa tavana bakması. Kendi kendine konuşması. Çok önceden ölen annesi, babası, eşi vb. kişileri gördüğünü söylemesi ve onlarla konuşması. Ayaklarının şişmesi, parmaklarının topaklaşması. Hastanın sayıklaması.

Eşya ve diğer kişilerde görülen belirtiler;

Bir kişinin ayağının altı kaşınırsa, yakın zamanda birinin öleceğine inanılır. Eğer duvardaki çalışan saat durmuşsa, çalışmazsa birinin öleceğine inanılır.

ÖLÜMDEN KAÇINMA İŞLEMLERİ

Ölümü hatırlatan, ölüme ön belirti sayılan yerine getirilmediğinde ölüm getireceğine inanılan birtakım işlemler ve davranışlar vardır. Bunların nedeni, ölenle ilgili araç-gerecin davranışın ve durumun ölüm getireceğine duyulan korkudur bu korkudan kurtulmak ölümü uzaklaştırmak, saptırmak, etkisiz kılmak için Sivrihisar’ kimi pratikler uygulanır. Örneğin; cenazede su ısıtılan kazanın ters çevrilmesi, akşamdan sonra komşuya ateş, acı biber, soğan verilmez. Bu yiyeceklerin verilmemesinin ve alınmamasının sebebi; acı olduklarından dolayıdır. Eğer bunlar alınıp verilirse acı bir olay duyulacağına inanılır. Akşamdan sonra komşudan kara kazan ne alınır ne de verilir. Bunun sebebi kazanın kara renkte yani matem renginde olması ve ölümü hatırlatması dolayısıyla böyle bir uygulama yapılır. Geceleyin tırnak kesilmez. Tandırda pişirilen ilk ekmeği yiyenin kan sın m ya da kocasının öleceğine inanılır. Bu yüzden ilk ekmek yenmez. Hayvanlara verilir. Mezarlıktan ağaç kesilmez, kesilirse ölüm olacağına inanılır. Ölü suyunu ısıtan ateş su dökülerek söndürülmez.

HASTANIN ÖLECEĞİ ANLAŞILIRSA;

Hastanın yanında beklenir. Hastanın yanında genellikle yakın kişiler, eşi çocukları akrabaları bulunur. Hastanın ağzına zemzem suyu verilir. Ya da zemzem suyu bir pamuğa batırılarak dudaklarına sürülür. Başında Yasin okunmaya başlanır. İmam çağrılır. Tövbe ettirilir. İmam Kelime-i Şehadet getirir. Eğer hasta kelime-i şehadet getirebilecek durumda ise o da getirir. Ama getiremeyecek durumdaysa da illa kelime-i şehadet getir diye zorlanmaz. Onun yerine imam kelime-i şehadet getirir. Eğer zorlanırsa sende Kelime-i Şehadet getir denirse o da “Yok söylemeyeceği” cevabını verirse imansız ölür. O yüzden zorlanmaz. Çünkü ölüm esnasında şeytan gelir ve der ki “Canın karşılığında sana su vereyim” der. Bunun için ölenin yanında bekleyip su vermek ve Kelime-i Şehadet getirmek gerekmektedir.

Ölmeden önce hastanın vasiyeti belirlenir. Yakınlarına çocuklarına yapmaları gereken şeyleri söyler. Nereye gömülmek istediğini söyler. Annenize bakın, birbirinizle iyi geçinin diye vasiyet eder.

Hastanın son nefesini verdiği şöyle anlaşılır; can ayaklarından çıkmaya başlar, ayaklarından dizlere doğru gelir. Ayaklarına bakıldığında soğumuşsa ölmeye başladığı anlaşılır. Dizlerden bel hizasına çıkar. Burada iken korkudan ve ağırlıktan idrar kaçırma olabilir. Hasta gözlerini tavanda sabit bir yere diker. Can, göğüs kafesine gelir. Daha sonra da ağızdan “Püf’ diye çıkar. Çıkmadan önce hasta kendini sıkar ve kasar.

Bir ikinci inanış ise, hasta son nefesini verirken başını sağ tarafa çevirir ve gözünden bir iki damla yaş gelir. Bu damlaların gözünün nuru olduğuna inanılır. Eğer ki, ameli iyiyse sağ gözünden, ameli kötüyse sol gözünden aktığına inanılır. Kişi gülerek ölürse öteki dünyada Cennete, ağlayarak ölürse cehenneme gideceğine inanılır.

Ölüm olayı yakınlarına şu şekilde haber verilir; Köylerde ve şehirlerde ölüm olayı sela ile duyurulur. İmam selayı verdikten sonra ölen kişinin adını iki kere söyler ve anons yapar. Bu selayı duyan ve ölen kişiyi öğrenen komşular tanıdıklar cenaze evine gider. Ölen kişinin eğer çocukları yanında değilse, çocuklara direk baban ya da annen öldü denmez. Baban hasta oldu ya da annen ağırlaştı denir. Eğer çok ağır hasta ise ölüm bekleniyorsa ya da çok yaşlı ise anneni babanı kaybettik denir.

ÖLÜMÜN AKABİNDE YAPILAN DAVRANIŞLAR

Bir kişi öldüğü zaman üzerindeki elbiseleri çıkarılır ve temiz bir yatağa yatırılır. Varsa takma dişleri çıkarılır, çenesi tülbent ile bağlanır, gözleri açıksa kapatılır, ayak başparmakları birbirine bağlanır, cenaze kadın ise ayak ve el parmaklarına kına yakılır, parmağında yüzük, kolunda bilezik varsa çıkarılır, kolları yan tarafına uzatılır ve karnı şişmesin diye karnının üzerine bıçak, makas, satır gibi demir aletler konulur ve üzerine temiz bir çarşaf örtülür.

Eğer ki, gözü açık giderse; bu dünyada yapmak isteyip de yapamadığı işlerinin olduğu muradına ermediğine inanılır. Kişi üç aylarda veya Cuma günü ölmüşse sorgusunun ve kabir azabının az olacağına inanılır.

Ölünün bulunduğu odada pencereler açılır. Ölünün yattığı yatak örtüleri kaldırılır, değiştirilir. Yatağın kendisi de havalandırılıp, temizlenip yatağa el ile su serpiştirilir. Böyle yaparak ölünün ruhunun ve nefsinin gideceğine inanılır. Ölünün başında hemen dini kurallar uygulanmaz. Caiz değildir. Ama yan taraftaki odada Kur’an-ı Kerim ve Yasin okunarak dualar edilebilir.

Sabah ölen bir kişi öğlen namazında defnedilir. Peygamberimiz “Buluğ çağına gelmiş çocuklarınızı hemen evlendirin, ölüyü de hemen defnedin” demiştir. Ama cemaat olsun diye ya da oğlu kızı uzakta ise gelsin diye ölü bekletilir. Öğlen öldüyse ikindi namazından sonra gömülür. Cenaze gece de gömülebilir.

Eğer kişi, evinde değil de hastanede ya da başka bir şehirde ölmüşse evini son kez görsün diye evinin bahçesine ya da içine getirilir.

ÖLÜNÜN YIKANMASI

Ölüyü, yıkamasını bilen herkes yıkayabilir. İlla ki imam yıkayacak diye bir kural yoktur. Erkek cenazeyi erkek, kadın cenazeyi kadın yıkar. Cenazeyi yıkayanlara para verilir. Cenaze, bahçede garaj gibi kapalı bir yerde yıkanır. Kapalı bir yer yoksa da ağaçlar, kazıklar dikilir ve ipler çekilerek üzerlerine örtü, halı, kilim, çadır gerilerek bir yer yapılır. Cenaze burada yıkanır. Artık günümüzde belediyelerin cenaze yıkama araçları bulunmakta ve cenazeler bu araçlarda yıkanmaktadır.

Ateş yakılır ve kazanlar kurulur. Bu kazanların birinde sıcak su birinde soğuk su bulunur. Eskiden cenaze suları çeşmeden tenekelere doldurulur ve taşınırdı. Tenekeler ağzına kadar doldurulmazdı. Bunun sebebi ise; cenaze suyuna el değmesin diyedir. Teneşir denen ölü yıkama tahtası getirilir ve kıbleye doğru çevrilir. Ölünün üzerinde ameliyat bandajı, bant, pamuk varsa alınır. Ölünün yıkanacağı su ne sıcak, ne de soğuk olmamalı, ılık olmalıdır. Ilık su ile ölünün üzerine “maşraba” ya da “şaplağı” denilen taslarla su 3-4 kez baştan ayağa dökülür. Bu işlem, ölünün vücudunun yumuşaması içindir. 5-6 tane taharet bezi olur. Bu bezler ile ölüye taharet aldırılır. Ağzına ve burnuna su vermeksizin abdest aldırılır sonra üzerine su dökülerek başı ile bedeni sabunlu ılık su ile yıkanır. Sonra sol yanına çevrilerek sağ tarafı yıkanır. Ondan sonra sağ tarafına çevrilerek de sol tarafı yıkanır. Ölü oturur duruma getirilerek kamına hafifçe bastırılır eğer ölüden bir şey çıkarsa yıkanıp giderilir. Yeniden yıkanması ve abdest aldırılması gerekmez. Her yıkayış üç defadan eksik olmamalı ve boşuna su israf edilmemelidir. Yıkama sırasında ölünün saçı ve sakalı taranmaz. Tırnak, saç ve bıyığı kesilmez mekruhtur. Yıkarken kadınların göğüslerinden diz kapaklarına kadar, erkeklerin ise göbeğinden diz kapaklarına kadar olan avret mahalleri kaput bezi ile örtülür. Bu örtü ile yıkanır. İmam yıkamayı bitirdikten sonra ölünün akrabaları, yakınları çağrılır ve bunlar ölünün üzerine sırayla su dökerler. Bundan sonra ölü teneşirin üzerinde temiz havlularla kurulanır. Teneşirden indirilir ve kefenleme aşamasına geçilir.

Ölünün yıkanmasından kalan su ile yakınları, eşi, çocukları ellerini ve yüzlerini yıkarlar. Bunun sebebi ağlamamaları ve üzülmemeleri içindir. Yine su ile ölünün çamaşırları yıkanır. Geri kalan su dökülerek kazan ters çevrilir. Kazanın ters çevrilmesinin sebebi ise, bir daha ölüm olayının olmaması içindir. Ölünün yıkanması yakılan ateş, toprak ya da su ile söndürülmez. Ateş yanarak kendi kendine söner. Eğer ölünün cesedi yumuşak ise, arkasından birinin daha öleceğine inanılır.

KEFENLEME

Bu dünyadan göçerken götürülen kefen eskiden bugüne hep önemli olmuştur. Kefeni ya da kefenin parasını hazırlamaya her zaman önem verilmiştir.

Sivrihisar’da halk arasında, öldüğü zaman başkasına yük olmasın kefen telaşı olmasın ya da kendi helal parasından olsun düşüncesiyle kişinin sağlığında kefenini bir köşeye saklaması ya da bunun için para ayırması adetine rastlanır.

Kefen üç çeşittir. Sivrihisar’da kefenleme İslami kurallara göre şu şekilde yapılmaktadır;
1- Sünnet olan Kefen: Bu erkekler için “gömlek”, “izar” ve “lifafe” olmak üzere üç parçadır. Kadınlar için erkeklerin kefenine başörtüsü ile göğüs üzerine bağlanan bez ilave edilmek üzere beş parçadır.
2- Kefeni Kifaye: Erkekler için izar ve lifafe olarak iki parça, kadınlar için bunlara bir de başörtüsü ilave edilerek üç parçadır.
3- Kefen-i Zaruret: Erkek ve kadın için her ne bulunursa bir kefen yeterli olup ona sarılır. Bir zorunluluk olmadıkça tek kefenle yetinilmez.

Erkekler için üç parça olan kefen şunlardır;

Kamis (Gömlek); Boyundan ayaklara kadar har: Baştan ayağa kadar

Lifafe: Baştan ayağa kadar olan bezdir. (Lifafe, en üste geleceği baş ve ayak taraflarından bağlanacağı için daha uzun yapılır).

Önce lifafe yere yayılır. Onun üzerine de izar serilir. Bunun üzerine de gömlek olan kamis açılarak ölünün başından geçirilip gömlek giydirilmiş halde ar üzerine uzatılır. İzar, önce sol tarafından sonra sağ tarafından ölü üzerine sarılır. Bundan sonra lifafede aynı şekilde sarılır. Kefenin, açılmasından endişe edilirse, kefen bezle bağlanır.

Kadınlar için beş parça olan kefen şunlardır;

Erkeklerde olduğu gibi;

  1. Kamis (Gömlek)
  2. Baştan ayağa kadar izar
  3. Baştan ayağa kadar lifafe
  4. Göğüs üzerine bağlanan bez
  5. Başörtüsü

Ölü kadına önce gömlek giydirilir. Sonra saçları iki örgü yapılarak gömlek üstünden göğsü üzerine konulur. Bundan sonra başörtüsü yüzü ile örtülür. Sonra izar sarılır. İzarın üzerinden eni göğüsten göbeğe kadar olan göğüs örtüsü bağlanıp, daha sonra da lifafe sarılır.

Sivrihisar’da ölünün kokmaması, yanma şeytanın yaklaşmaması, Allah’ın huzuruna temiz çıkması için kefenin içine çörek otu, kına, zemzem suyu, gül suyu serpilir. Kefen, kefenden koparılan bir iple dikilir. Dikilirken ipin başına ve sonuna düğüm atılmaz. Eğer, düğüm atılırsa öteki dünyada kavuşulamayacağına inanılır.

Tabut, yapımında kullanılan malzeme tahtadır. Camilerde hazır bir tabut bulunur ve herkes defin sırasında bu tabutu kullanır.

Kefenlendikten sonra tabutun içine Sivrihisar kilimi serilir ve üzerine cenaze konur. Kilimi olmayanlar, battaniye, hah sererler. Cenaze defnedildikten sonra bu serilen halı, kilim battaniye camiye verilir ve serilir. Tabutun üzerine eğer cenaze erkek ise; şapka, cenaze kadın ise; başörtüsü, yazma, tülbent, seccade cenaze gelin ise; duvak, gelinlik cenaze şehit ise; Türk bayrağı örtülür.

Bundan sonra ölünün yakınları, komşuları tabutu omuzlayarak musalla (met) taşına getirirler.

CENAZE NAMAZI

Cenaze, yıkanmış ve kefene sarılmış olarak namazın kılınacağı yerde musalla taşma konulur. Cenaze namazına isteyen herkes katılabilir. Cenaze namazı kılmak farz-ı kifayedir. Cenaze namazı en az 2-3 kişi ile kılınabileceği gibi yalnız imamda kılabilir. Cenaze namazı kılmaya kimse gelmezse, cenaze ortada kalırsa, ölenin tüm nur net günahları o beldede yaşayan halkın üzerine yazılır. Cenaze namazını kadınlarda kılabilir. Cenaze namazının kılınması için, ölünün Müslüman olması, İslami kurallara göre yıkanmış olması, cemaatin olması, cenazenin cemaatin önünde olması, namazı kıldıracak imamın abdestli ve kıbleye karşı olması ve ölünün göğüs hizasında durması şarttır. İmam cemaatin önüne geçer ve kısa bir konuşma yapar. Bu konuşmasında ölümden, dünyanın faniliğinden bahseder. Daha sonra cemaate cenaze namazını tarif eder.

Namaz bitince imam, cemaatten ölü için helallik ister. “Haklarınızı helal ediyor musunuz?” diye üç defa sorar. Bunun üzerine cemaatte üç kere “Helal olsun” cevabını verir.

CENAZENİN TAŞINMASI

Cemaat cenazeyi musalla taşından alır ve omuzlarında nöbetleşe taşıyarak I mezarlığa doğru götürürler. Yaşlılar, çocuklar cenazenin arkasından yürüyerek mezarlığa giderler.

CENAZENİN GÖMÜLMESİ

Türk halkının inançlarına göre, ölüyü acele gömmekte, misafirlere yemek yetiştirmekte ve alınan borcu ödemekte acele etmekte hayır vardır. Sakıncalı bir durum yoksa güneş battıktan sonra güneş battıktan sonra ölü gömülmez. Ertesi sabaha bırakılır.

Sivrihisar’da bir kişi öldükten hemen sonra selası verilir. Bunun ardında mezar kazma işlemi başlar. Cenazenin yakınları mezarlığa giderek mezarın nereye kazılacağını tarif ederler. Sivrihisar’da mezar kazıcıları vardır. Bunlar para karşılığında mezar kazarlar. Kabrin boyu ölünün boyu kadar, genişliği insan boyunun yarısı kadar, derinliği ise göğsüne kadar olmak üzere kazılır.

Mezarlığa getirilen cenaze, önceden kazılmış mezarın doğu tarafına tabutla beraber konur. Kazılan mezarın içine ölünün yakınlarından iki kişi iner. Eğer ölü kadın ise; ya kocası ya kardeşi, babası onu mezara indirir. Birde kadın ölüyü tabuttan çıkarırken imam cemaate “Cemaat, arkanızı dönün, bakmayın cenaze inecek” der. Bunun sebebi de, kadının mahrem olmasından dolayıdır. Mezara indirilen cenaze, ölü evi olarak tabir edilen kısma konulur. Konulunca, kefenin ayak ve baş kısımlarındaki bağ çözülür. Ölü, sağ tarafına yatırılır ve yüzü kıbleye çevrilir. Dönmemesi için arkasına toprak konur. Sırt kısmına boydan boya tahta, kerpiç, tuğla, beton taş konularak ölü evi örülür. Aşağıya inen iki kişide yukarı çıkar ve cemaat küreklerle mezara toprak atar. Mezara atılan topraklar balıksırtı şeklinde yapılır ve su dökülür. Su dökülmesinin sebebi, toprağın oturmasını pekleşmesini sağlamak içindir.

Daha sonra cemaat bir yere oturur. İmam, Kur’an- ı Kerim ve namaz sureleri okur. Cemaat amin der. Duada bittikten sonra cemaat, ölünün yakınlarına başsağlığı diler ve gider. İmam, mezarın başında telkin vermek için kalır. İmam, ölüye annesinin ismi ile hitap eder. Örneğin; Ayşe kızı Fatma, ya da Ayşe oğlu Mehmet gibi. Burada Münker ve Nekir adlı sorucu melekler geldiğinde şaşırmasın, doğru cevap versin diye imam bazı dini ifadeler söyler. Bunlar; Rabbin Allah, Peygamberin Hz. Muhammed Mustafa, kitabın Kur’an-ı Kerim, dinin İslam, kıblen Kâbe-i Şerif diyerek ölüye hatırlatmada bulunur ve ardından çeşitli dualar okuyarak ölünün başından ayrılır.

ÖLÜM SONRASI

Ölü gömüldükten sonra cemaat dağılır, ölünün yakınları ve komşuları ölü evine giderler. O gün ölü evinde yemek pişmez. Ölü evine yemeği komşuları yapar ve getirir. Hep beraber yerler. Daha sonraki 3-5 günde komşular ölü evine yemek getirirler. Ölünün gömüldüğü ilk akşam evin bütün lambaları sabaha kadar yanar. Diğer 3 ya da 4 günde de ölünün çıktığı odanın ışığı ev halkı yatana kadar yanar. Bunun sebebi ise; ölünün evine geldiğinde evini aydınlık bir şekilde görmesi ve ölünün mezarının aslında karanlık olması bu karanlığı gidermek için ışık yakılarak aydınlığa kavuşturulmak istenmesi inancıdır. Bir de kişi öldükten sonra bir fakire gaz lambasında yakması için gaz yağı verilir. Bunun anlamı da ölen kişinin mezarının aydınlanması içindir.

Ölünün gömüldüğü akşamda dâhil olmak üzere ölü evinde yedi gün boyunca Yasin okunur. Yedinci günün sonunda dualar edilir ve Yasin okumaya gelenlere ya yemek verilir ya da ayran ve pide dağıtılır. Cenazenin 7. 40. 52. günlerinde ve gecesinde mevlit okutma geleneği vardır. 52. gününde Sivrihisar’da ve köylerinde un helvası basılır ve dağıtılır. Mevlit camide ya da evde okutulabilir. Mevlitte gül suyu, çikolata, şeker gelen cemaate ikram edilir. Cenazenin senesinde ise, yakınları ve çocukları evlatlık görevini yapmak ve ölünün ruhunu rahatlatmak için mevlit Okuturlar ve yemek verirler. Bu yemekte; bamya çorbası, etli pilav, üzüm hoşafı, pilav dağıtırlar. Bu günlerin dışında bilhassa mübarek gün ve gecelerde (Kadir gecesi, Berat gecesi, Regaip kandili vb.) mevlit okutulur. Ölü yakınları mezara, ölü gömüldükten 3 gün sonra giderler. Tabii bu gün sayısı değişebilir kimi beş gün, kimi haftasına da gidebilir. Bunun dışında bayramlarda, kandillerde, özellikle arefe günlerinde, Perşembe ve Cuma günleri mezarlar ziyaret edilir.

Sivrihisar’da 4 tane mezarlık mevcuttur. Mezarlıklarda eskiden bekçiler vardı, idi ise, bekçiler yok. Ölü defnedilince mezarın başına ve ayağına tahta dikilir, ölünün adı soyadı yazılır. Daha sonra mermerden mezar taşları yaptırılır. Bu mermer taşların üzerine ölünün, adı soyadı, doğum ve ölüm yılı, İslami tabirler Bismillahirrahmanirrahim, Hüvelbaki, Ruhuna Fatiha vb.) ve dünyanın faniliğini latan bazı yazılarda yazılır. Mezarların üzerine buğday, arpa, bulgur saçılır. Buna “saçıntı” denir. Bunun sebebi de; mezar üzerine gelen kuşların, karıncaların bu geçekleri yiyip, karınların doyurmaları ve bunun sonucunda ölenin sevap kazanması için yapılır. Yine mezarların başına ağaç, üzerlerine ise çiçek dikilir, Bunun anlamı da ağaçların ve çiçeklerin rüzgar esip sallandığı zaman Allah’ı zikredince yatan kişiye sevap yazılacağına ve kabir azabının azalacağına inanılır.

İlk 3 gün taziyeye gidilmesi gerekir. 3 günden sonra gidilirse, ölü yakınlarına acısını tekrar hatırlatacağından, onları üzeceğinden uzun zaman geçmeden gidilmesi gerekir. Başsağlına herkes gidebilir. Başsağlığında; “üzülme”, “kayırma”, Allah’tan geldi”, “Emir Allah’dan başınız sağ olsun”, “başın sağ olsun”, “Allah versin”, “Allah taksiratını affetsin”, “yattığı yer Cennet olsun”, “Allah ecir versin”, “Allah peygamber sabırlığı versin”, “Allah’tan geldik Allah’a gideceğiz” “toprağı bol olsun”, “geride kalanlarına ömür versin” gibi telkin edici sözler söylenir.

Ölünün eşyalarına “soyka” adı verilir. Bu eşyalar eskiden fakirlere, ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı. Günümüzde ise bu uygulama artık eskisi gibi görülmemektedir.

Ölüm olayı dolayısıyla düğün, demek duruma göre ertelenir ya da yapılır. Eğer nikâh kıyılmadıysa düğün günü belirlenmemişse düğün ertelenir. Ama nikâh kıyılmışsa, davetiyeler dağıtılmışsa, düğün günü belirlenmişse ertelenmez. Hem ölüyü gömeceksin, hem düğünü yapacaksın. Her ikisi de kalmaz derler.

Sivrihisar’da yas süresi 3-7 gün arasında değişir. Aslında ölü yakınları o acıyı hep yüreklerinde hissederler ve yasım ömür boyunca tutarlar. Yas süresinde ölü yakınları yeni elbiselerini giymezler, takılar takmazlar mateme bürünürler, Sivrihisar’da eskiden yas hamamı geleneği vardı. Ölü gömüldükten 3-5 gün sonra komşular ölü yakınlarını, ev halkını hamama götürürdü. Bunun nedeni de; içinin zehri dökülsün, matemi, acısı kaybolsun su gibi aksın gitsin diyedir.

Yaslı ailenin definden sonraki ilk bayramına (Ramazan, Kurban) “kara bayram” denir. Bu bayramda ölü yakınları dışarı çıkıp başkaları ile bayramlaşmaz, başkaları kendilerine gelir. Ama bu buluşmada bayram havası görülmez, sanki ilk günkü gibi acılar içinde ağlaşılır. Ev sahibi bayramlarda verilen yemek ve tatlı yerine, çay ikram eder. K-1

***

ÖLÜM HAKİKATI

Ölüm, sûreten göründüğü gibi dehşetli değil. Evet, ölüm mekanın değişmesi, ruhun serbest kalması ve hayat vazifesinin bitmesidir; fena ve yok olmak değildir. Ebedi bir hayatın başlangıcıdır.

Kur’an-ı Hakim’in verdiği nur ile ispat edilmiş ki ehl-i iman için ölüm: Hayat vazifesi külfetinden bir terhistir. Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten bir paydostur. Hem öteki aleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakiki vatanına ve ebedi saadet makamına girmeye bir vasıtadır. Hem dünya zindanından cennet bostanlarına bir davettir. Hem Halık-ı Rahim’inin fazlından kendi hizmetine mukabil ücret almaya bir nöbettir.

Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil bilakis rahmet ve saadetin bir başlangıcı nazarıyla bakmak gerektir. En basit hayat tabakası olan bitkilerin ölümü yeni bir hayatın başlangıcı olursa, hayat tabakasının en yükseği olan insan hayatının başına gelen ölüm (mevt), elbette, yer altına girmiş bir çekirdeğin hava aleminde bir ağaç olması gibi, yer altına giren bir insan da berzah aleminde elbette baki bir hayatın sümbülünü verecektir.

(Artun, 2010, 186-187)
K-1-Tahsin ALTIN Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi Merkez Folkloru -2014
D.İ.B. Kur’an Tefsiri Mektubat

Facebook Sayfa