Mesut Akdağ

Sankili Hayatlar

Sankili Hayatlar

Şu hayat dediğimiz yaşantımızda hepimizin beklentileri, umutları, hayalleri vardır. Bu umutlar, hayaller ve beklentiler için ne akıl almaz işler yaparız ya da sadece kuru bir hayal kurarak belki gerçekleşir diye olmayacak dualara el açarız çoğu kereler.

Bazen hayatın rüzgarına kendimizi kaptırıp bir oraya bir buraya sürüklenir gideriz. Bazen kendimizi bir sanki kafesine hapsedip kendi kendimizi avutup hiçbir şey yapmadan ömrümüzü tüketiriz. Sanki deriz, atılırız bir hayalin peşine.

Sanki sadece biz çok iyi biliriz, sanki bir tek biz başarılıyız bu alemde, sanki biz her işten anlarız, sanki sadece biz, her girdiğimiz işte başarılı olacağız, sanki en iyisi biziz, sanki alternatifimiz yok, sanki biz olmadan hiçbir iş olmaz, sanki en iyi ustayız, sanki en zeki, akıllı olan biziz, sanki dünyanın en güçlü adamı biziz, sanki dünyanın en güzel insanı biziz.

Sanki bizden daha doğru kişi yok, sanki herkes bize muhtaç biz olmadan hiçbir şey tam olmuyor, sanki bu dünyada ebedi kalacağız, sanki her ne kazanırsak kazanalım bizimle ebede kadar kalacak, sanki en iyisini biz yaparız, sanki en iyi biz konuşuruz, biz yazarız, sanki en iyi biz amir oluruz , biz yönetiriz, sanki her şeyin en güzelini biz hak ederiz, sanki, sanki, sanki…

Sanki şeffaf benlik duvarında, gurur parmaklıklarında, narsistlik hapishanesinde kendimizi esir etmişiz. Her zaman ve daima biz haklıyız, biz biliriz ve biz yaparız. Gözümüz kendimizden başkasını görmez halde tam ben merkeziyetçi bir hayat yaşıyoruz. “Kendisine Allah’ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir.

İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!” (Câsiye 45/ 8) ayetinde de görüldüğü üzere bizleri sankiye mahkûm eden kibir ve büyüklenmemizdir. Kibir, bizi kendi küçücük cirmimize bakmadan dünyaya hatta ve hatta kendisini yaratan Allah’a büyüklük taslayarak şu geçici dünyadan geçip gidiyoruz.

Kendimizi dünyaya öyle kaptırmışız ki; kazandıklarımızın, ilmimizin, aklımızın, bilgi ve tecrübelerimizin ve daha nice sahip olduklarımızın Allah’ın bir lütfu olduğunu unuttuk. “Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!” (Mü’minun 23/55) ayeti ne güzel ifade ediyor. Halbuki, bunca nimet bizlere birer imtihan vesilesi olarak veriliyor.

Aklımızdan başlayarak ilmimiz, zekâmız ve bilgilerimiz hep imtihan. Kazandıklarına şükredecek mi? Firavun, Nemrut ve Karun misali kibirlenip küfran-ı nimet mi edecekler? Allah yolunda mı yoksa kendi menfaatine mi kullanacaklar?

Kibir, sanki duvarlarını ördürerek bizi kendi benliğimize hapseder. Allah’ın bize verdiği tüm kabiliyet ve maharetleri kendimizden bilip başkalarını beğenmeyip sanki biz en iyisiyiz, sanki biz başarıyoruz ve sanki sadece biz biliyoruz. Başkalarına hak tanımıyoruz. Onları küçümsüyoruz. Bizden ne kadar iyi olurlarsa olsunlar mutlaka takacağımız bir kulp buluruz.

Evet, böyle sanki deriz, hemen her istediğimiz, her başladığımız olacakmış gibi hiç düşünmeden gözü kapalı atlarız. Netice, sanki şöyle olacak, böyle olacak dediklerimiz bir türlü olmuyor. Hayal kırıklığı ve sonumuz hüsran oluyor.

İşte, sanki gemisine yüklediğimiz temelini sağlam atmadığımız, tabanını doldurmadığımız her kalkıştığımız iş, sonunda batacaktır.

***

Mesut AKDAĞ

mesut akdag - Sankili Hayatlar

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Sankili Hayatlar