Blogspot

Seksenler Dizisi

Seksenler Dizisi

rasim duman - Seksenler Dizisi

TRT’NİN SEKSENLERİ NE DEMEK İSTİYOR?

Kıymetli dostlarım, teknik konuları yazmak hiç sıkıntı vermiyor, hiç yorulmuyorsunuz; icap eden bilgileri topluyorsunuz, teyit ediyorsunuz, doğruluğundan emin olduktan ve toplanan bilginin “dört başı mamur olduğuna” kanaat getirdikten sonra, sular seller gibi yazıyor ve paylaşıyorsunuz.

Bazı şeyleri yazmak bu kadar kolay olmuyor; zamanı ve zemini, mevcut şartları, parametreleri, muvazeneleri kollamak ve gözetmek mecburiyeti var. “Farz-ı ayn” olan “MÂRÛFU EMR, MÜNKERİ NEHY” var amma bunu yaparken de “fitneyi uyandırmama” mesuliyeti var..

Böyle meseleleri yazmadan önce günlerce ve bazen de haftalarca tereddütler / ihtilâçlar içinde kalıyorum; “Acaba kaş yapayım derken, göz mü çıkarmış olurum? Acaba kendi cenahıma ‘dost ateşi’ mi açmış olurum? Acaba karşı tarafın eline koz vermiş mi olurum? Acaba yeni bir fitneye sebep mi olurum? Yapmasam / yazmasam bir vebali olur mu? Bu sefer de ‘haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan’ mı olurum? Acaba ‘zulme rıza’ mı göstermiş olurum? Bu sıkıntıları / arızaları dile getirmenin / önüne geçmenin başka bir çaresi / yolu / metodu yok mudur?”

Beynimin / zekâmın / aklımın / muhakememin / mantığımın / zihnimin bütün kapasitesini teksif etsem bile, işte bu “tahditler” sebebiyle “gönlümden geçenlerin tamamını” gene de aksettiremiyor, yazamıyorum; bazı şeyleri yutuyor, yutkunuyorum; “kol kırılıyor, yen içinde kalıyor.”

Dünyanın en büyük ve en “mega” projelerini peş peşe yapıyoruz; otoyollar, köprüler, barajlar, nükleer santraller, havalimanları, deniz limanları, gemiler, uçaklar, füzeler saymaya hakikaten takat yetmez güzel ve mükemmel işler…

86 Senelik hasretimiz hicranımız Ayasofya’mıza kavuşuyoruz, seküler / azgın azınlık güruhun “kurtarılmış bölge” gibi gördüğü Taksim’e mimarinin şahikalarından bir câmiyi konduruyoruz, İstanbul’un en yüksek tepesine (Çamlıca) yine mimarinin ve ihtişamın şahikalarından bir câmiyi konduruyoruz, biraz ilerisine 369 Metre yüksekliğinde kule dikiyoruz, onun biraz ilerisine en büyük bayrak direğimizi yapıyoruz, katsayı ve başörtüsü zulümlerini kaldırmışız, şimdi hatırlayan bile yok…

Elbette çok mutlu oluyoruz, çok seviniyoruz, bütün bunları yapan ve yaptıran Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, onun “nefesleri kesilmeyen, trenden inmeyen, ters rüzgârlar karşısında savrulmayan cesur / vefalı / sadık / gayretli / fedakar yol arkadaşlarına en kalbi teşekkür, takdir ve tebriklerimizi sunuyoruz, onları destekliyoruz, arkalarındayız, sahip çıkıyoruz ve sahip çıkmaya da devam edeceğiz inşallah.

Evet, bir teşbih yapmak gerekir ise, denizlerden ve okyanuslardan geçiyoruz, elhamdülillah. Amma ve lâkin, hiç olmayacak ve inanılmayacak bir şekilde, yarım metrelik derelerde de boğuluyoruz, maalesef…

Milli Eğitim, en çok “boğulma vakalarını” yaşadığımız sektör; amma bugünkü yazımın konusu, bu sektör değil; sadece birkaç satır dokundurup geçeceğim. Sağlık ve Adalet Bakanlıklarımızda da “aysberg’ler” var; amma onlardan da bahsetmeyeceğim. Mevzu, Kültür Bakanlığımızın kapsama alanında TRT…

Yiğidimizi öldürmeden önce hakkını verelim, benim dışardan takip edebildiğim ve gördüğüm kadarı ile Kültür Bakanımız hakikaten çok iyi yetişmiş, mümeyyiz vasıfları olan, çok gayretli, çok çalışkan, harbi, hasbi, samimi ve mütevazi bir insan. Rabbim hayırlı işlerinde muvaffak eylesin inşallah.

Kıymetli dostlarım, ilim sahibi olmak, siyasi mesuliyetin ihraz ve deruhte edildiği vazifeler için elbette bir “lazımedir; amma, kâfi değildir. Muvaffak olabilmek için, biraz tecrübeye – daha doğrusu, pişmeye ihtiyaç vardır. Binaenaleyh, Kültür Bakanımızın, tecrübe kazandıkça, ilerde çok daha faydalı olacağına inanıyorum.

Bu hakkı teslim faslını peşin olarak yaptım ki, bundan sonra yapacağım tenkitlerin, “art niyetli / yıkıcı” olduğu zannedilmesin inşallah.

Evet, TRT Kültür Bakanlığımızın mesuliyet sahasında olan bir müessesemiz. Yaşım itibariyle, TRT’nin 1970’li / 80’li / 90’lı senelerdeki yayınlarını çok iyi bildiğim için, bugün bulunduğu vaziyet ile mukayese imkanına da sahibim. Binâenaleyh, şunu söylememiz mümkündür: TRT Büyük ölçüde “yerli ve milli” olmuştur.

Buradaki rezervime dikkatinizi çekmek isterim; TRT “büyük ölçüde” yerli ve milli olmuştur amma, hiç küçümsenmeyecek ölçüde de, hâlâ eski seküler zihniyetin arızaları ile maluldür.

Film veya dizi seyretmek için fazla vaktim olmuyor. Vurdulu-kırdılı / tabancalı-bıçaklı / çok fazla gürültü olan / aldatmalı – kalleşlikli / sokak ağzı pespaye muhaverelerin istimal edildiği, mafyavari şekilsiz şemailsiz tiplerin rol aldığı, dakika başı cinayet işlenen, müteakiben şantajların, tecavüzlerin, cinsel istismarların “oynandığı” filmler, tüylerimi diken diken ediyor, midemi bulandırıyor, sinirlerimi de alt üst ediyor, izlemiyorum. Özel kanallarda bu tür diziler mebzul miktarda; adeta sari (bulaşıcı) bir hastalık gibi.! TRT’de de bu tip diziler/filmler yayınlanıyor mu, bilmiyorum.

Vaktim olursa, mizahi tarafı ağır basan dizilere bakıyorum; onlardan bir tanesi de, TRT’de yayınlanan “Seksenler” dizisi. Fakat bu dizi ‘de, başından beri dikkatimi çeken bir şey vardı: Bizim seksenli yıllardaki hayatımızda “İslami” hiçbir motif yok mu idi yahu! Bu dizi ‘de, bu milletin Müslüman olduğuna ve hayatımızı tanzimde İslami kriterleri uyguladığımıza, inançlarımıza, ibadetlerimize dair hiçbir şey göremiyorum.!

Son iki bölümde verilen “subliminal mesajlar”, bu dizi hakkındaki şüphelerimde tamamen haklı olduğumu ortaya çıkardı: Bu diziyi yapanların, yazanların, destekleyenlerin ( Günay Yayınları. Bu yayınlar ve sâhipleri hakkında gece kısa bir internet araştırması yaptım; maalesef hiç te müspet (olumlu) bir şey ile karşılaşmadım) gayet sinsi bir “ajandalarının” olduğu anlaşılıyor ve ben bu gizli ajandayı deşifre ettim, elhamdülillah.

Seksenler dizisi ile Türkiye’de “İslamsız bir Türk toplumu” inşa edilmeye çalışılıyor !

Tafsilata girersem, bu yazı “okunamayacak kadar” çok uzar; şu kadarını söyleyeyim: Entel/dantel görünüşü ve cıvık tavırları ve konuşmaları ile “öğretmen “den çok, “palyaço/soytarıyı tedai ettiren ve biraz da Albert Einstein’a benzetilmiş bir lise öğretmeninin, öğrencilere yaptığı kitap / yazar / şair tavsiyeleri, “dizinin hakikatte hangi maksada matuf bir “sinsi/kalleş proje” olduğunu gayet net bir şekilde ortaya çıkarıyor.!

Bu “söz ‘de öğretmen / Öz’de fikri tasmalı” diyor ki: “Bırakın da çocuklarımız Sağ’ı da okusunlar, Sol’u da okusunlar, her Görüş’ten, her fikir ‘den nasiplensinler, nihayetinde doğru yolu kendileri bulsunlar.! Kulağa ne kadar da hoş geliyor. “Çocuklar özgür olsunlar”

Meselâ şöyle mi?

Çocuk hastalandı; önünde böcek ilâcı da var, gül şurubu da… İkisinin ambalajında da ben faydalıyım yazıyor, o kadar. Hangisinden şifa bulacağına dair, biz de hiçbir şey söylemeyelim, “sakın böcek ilacını içme, aksi halde zehirlenirsin ve iki dakika içinde can verirsin” demeyelim, çocuk ikisini de içsin, – ölmez de sağ kalırsa – hangisinin zehir, hangisinin ilaç olduğunu böylece öğrenmiş olur!

Seksenler dizisinde, çocuklarımıza verilen “subliminal mesaj” ve ilka edilen sakil mantık, budur işte, kıymetli dostlarım. Üstelik te, çocukların önüne “böcek ilâçları” konulurken, “gül şurubuna tekabül eden hiçbir şey konulmuyor; burada da ayrı bir “hin’lik” yapılıyor. Yani, “sağ” ve “sol” olarak gösterilenlerin hepsinin yolu da, aynı istikamete çıkıyor; Cenâb-ı ALLAH (C.C.)’ın “hak yolundan ve o yolun “yolcularından” zerre kadar bahsedilmiyor!

Keza, Çağatay isimli dizi karakterine yapılan düğün ‘de, hiçbir “İslâmî motif ve merasim” yok! Câmi yok, imam yok, nikâh yok, dua yok, şükür yok. Hatta, gelin hanımla yapılan dans ile, bu ülkede aziz milletimize 1922’den itibaren zorla empoze edilen İngiliz kültürü pekiştiriliyor

Kıymetli dostlarım, yazı uzadı, farkındayım; affınıza sığınarak Kültür Bakanımıza ve TRT Genel Müdürümüze şu çağrıyı yapıyorum: Efendiler! Yerli ve millî şuur sâhibi olmak demek, “hassasiyet radarlarını ve sensörlerini” 24 saat – 360 derece açık tutmak demektir. Mesuliyetinizin ve salahiyetinizin bulunduğu her yer, size “emanettir ve buralarda, milletimizi ilzam eden her yanlış söz ‘de ve işlenen her yanlış fiil ‘de, vebaliniz vardır.!

Vazifenizi yapınız, denizleri, okyanusları geçmişken, bizi de kendinizi de derelerde boğmayınız. Sineği küçük görmeyiniz; bir tencere çorbayı içilmez hâle getiriyor.!

Böyle “sakarlıklar” yüzünden, insanlarımız ne nükleer santralleri görüyorlar, ne Avrasya’ları, ne Marmaray’ları.!
Sayın Milli Eğitim Bakanımız, en büyük aysberg ‘in üzerinde siz oturuyorsunuz amma, hiç te “endişeli-dertli” bir görüntünüz yok! 100 Okulda Koç’un Arçelik’i ile ortak proje uyguluyorsunuz amma, bu projede “İmam Hatip Okulları’nın bulunmamasını şart koşmuş Koç’lar! Ve siz de bu “şartı kabul etmişsiniz! Şahsi izzet, haysiyet ve şerefiniz sizi ilgilendirir, ona bir şey demiyorum amma, “makamınız” bu millete aittir; o makamın izzet, şeref ve haysiyetini korumak zorunda idiniz!

Ana okullarına masum sabiler olarak teslim ettiğimiz çocuklarımız, üniversitelerden hippi / ateist / satanist / seküler / laik Kemalist mankurtlar olarak çıkıp geliyorlar.! diye feveran ediyorduk. Meğer bu iş daha “ana okullarında” başlıyormuş, çocuklarımız daha 5-6 yaşlarında iken “avuçlarımızın arasından” kayıp gidiyorlarmış ta, haberimiz yokmuş yahu.! Sizin bundan haberiniz var mı, sayın Milli Eğitim Bakanımız!

Sahi sayın Bakanımız, bu Günay Yayınları nedir, ne değildir, hiç incelediniz mi? Bunların yayınları “Talim-Terbiye Kurulu’ndan onay almış mıdır? Seksenler dizisinde “gerçek ajandaları” İSLÂMSIZ TÜRKLÜK olan bu yayınların, aynı zehirli subliminal ( şuuraltı ) mesajları, bu kitaplarında da verdikleri “muhakkak” olduğuna göre, çocuklarımız için “faydalı olacaklarına” siz de inanıyor musunuz.

Milli Eğitim müfredatımız ve okullarda çocuklarımızın önlerine konulan kitaplar “yetersiz” mi ki, bir de bu tip “sözde takviye” yayınlar ortaya çıkıyor? Çocuklarımızı ve velilerimizi, bu tip “yayın mafyalarının” tasallutundan niçin kurtarmıyorsunuz! Niçin müfredatı ve kitapları “yeterli” hâle getirmiyorsunuz? Yoksa ortada sizin de dâhil olduğunuz – veya olmadığınız, amma böyle bir “mafya” ve böyle bir “soygun” var ve herkesin gözlerinin önünde! – al takke – ver külâh oynaşmaları mı var?

Kıymetli dostlarım, bu “milli ‘siz ve eğitim ‘siz” Bakanlığımız hakkında söyleyebileceğim daha çok şey var da, bu kadarla iktifa edelim…

Son olarak şunu arz edeyim: Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarımızın “kapsama alanlarında” seküler / …. / …….. bozuk zihniyetlerin “imalatı”, el’an devam ediyor maalesef. Selâm ve dua ile kıymetli dostlarım.

eml - Seksenler Dizisi

Rasim Duman
26 Temmuz 2021 – Kayseri

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Seksenler Dizisi