Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Selman-ı Farisi

Yıllar süren meşakkatli arayışın sonunda aradığı Hakikat’i, Hz. Peygamber ve Onun getirdiği evrensel mesaj’da  Kur’an’da ve İslâm’da bulmuştur. Allah Rasûlü onun için şöyle söylemiştir: “Hakikat Merih yıldızında dahi olsa, Selman onu bulur.” (Hadîs-i Şerîf)

Sivrihisar’ın Mâneviyât Dünyasında Yer Etmiş seçkin ve meşhur sahabelerden biridir. İran asıllı olup İsfahan’ın Cayy kasabasında doğmuştur. Diğer rivayete göre doğum yeri Ramehürmüz’dür.

Doğum tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Müslüman olmadan evvelki is­mi Mabah bin Buzahsan’dır. Müslüman olduktan sonra Selman ismini almıştır. Künyesi Ebu Abdullah’tır. Ona nesebi sorulduğunda “Ben Selman bin İslâm’ım” demiştir.

İslâm’dan önce, İran’da Mecûsî bir ailede doğan Selmân -ı Fârisî, gençliğinin ilk yıllarında, karşılaştığı Hristiyanların ibadetlerine ilgi duyarak çevresinde yetiştiği Mecûsîliği ve baba evini terk edip, hakikati bulmanın gayreti içine girmiş, Hristiyan din adamlarının peşinde uzun yıllar dolaşmıştır. O, bu yolculuklarının birinde saldırıya uğramış ve sonunda köle olarak da satılmıştır. Ama o, bu arayışından asla vazgeçmemiştir.

İran’dan ayrıldıktan sonra bir ticaret kafilesiyle Şam’a varır. Sonra sırasıyla Musul, Nusaybin, Anadolu topraklarında Sivrihisar (Âmuriye). Son Peygamber’in Tevrat ve İncil’deki vasıflarını, Eskişehir-Sivrihisar (Âmuriye)’daki râhipten öğrenmesi üzerine, Hicaz topraklarına ve nihayet Medine-i Münevvere’ye doğru yola çıkmış, yolda saldırıya uğrayıp köle olarak satılmıştır. Yıllardır özlemini çektiği o kutlu müjdeye ulaşmak için meşakkatli kölelik hayatına göğüs gererek yıllarca bekleyen Selmân-ı Fârisî, Hz. Muhammed (s.a.v) ile Medine’de karşılaşarak Müslüman olmuştur.

Hz. Selmân, hicret’in beşinci yılına kadar köle olarak yaşamıştır. Bundan dolayı o, Hendek savaşından önceki gazalara iştirak edememiştir: Müslüman olduktan sonra gerçek hürriyetine kavuşmuştu ama henüz maddi köleliği sona ermemişti. Daha sonra efendisiyle anlaşarak ve diğer sahabe-i kiramın da yardımıyla maddi hürriyetine de kavuştu. Peygamberimiz onu sahabeden Ebu’d-Derdâ ile, bir başka rivayette Huzeyfetü’l-Yemânî ile kardeş yaptı. Bundan sonra Suffe Ashâbı içinde kendisini ilme vermiştir. Hz. Selmân, sahâbiler arasında Peygamberimize yakınlığı ile temayüz etmişti. Her vakit Resulüllah’ın hizmetinde bulunur, Hâne-i Saâdetine girip çıkardı. Gece geç vakitlere kadar Peygamberimizle sohbet eder, nübüvvet mektebinden feyz alırdı. O, İslâm’ı ve onun sunduğu tevhid akidesini doyasıya yudumlamış, içine sindirmişti. Kendisinde Câhiliye inancını çağrıştıracak her şeyi şiddetle reddederdi.

Selman-ı Farisi’nin (r.a.) Mecusiliğe bağlı olan ve evinde bir ateş-gede bulunan, büyük bir çiftliğe sahip aileden çıkıp, hak din arayışı içinde; Müsned-i Ahmed’deki rivayete nazaran kendisinin naklettikle­rinden öğrendiğimize göre Şam, Mu­sul’da arayışlar silsilesi içinde tabi oldu­ğu Nusaybin’deki bir zatın, vefatından evvel tavsiyesi üzerine, bu zatın vefatını müteakip Amuriyye (Anadolu’da Sivrihisar) geldiği ve tavsiye edilen o zata da tabi olduğu, o esnada davar ve sığır olarak mal edindiği, onun ölüm hastalığında, kimin yanma gitmesini vasiyet edeceğini sorduğunda cevaben “oğlum dünya­ da artık bizim mesleğimiz üzerine hiç kimseyi tanımıyorum ki ona git diyeyim. Lâkin din-i İbrahim ile ba’s olunacak peygamberin zuhuru pek ziyade yaklaşmıştır. O peygamber Arap toprağında zuhur edecek ve iki taşlık arası nahlistandır. (hurmalıktır) O peygamberin de ba­zı alametleri vardır. Ezcümle hediyeden yer, sadakadan yemez, iki küreği arasında hatem-i nübüvvet (peygamberlik mührü, nişanı) vardır. Çaresini bulur, o diyara gidebilirsen git” deyip vefat ettiği­ni anlatıyor.

Selman-ı Farisi Hazretlerinin, tarihi yol üzerinden Sivrihisar’a gelen Ben-i Kelb kabilesinden bir kervana, hayvanlarını satarak Hicaz’a gitmek üzere dahil olduğu, fakat kervan sahibince paralarına el konup, ayrıca köle olarak satıldığı, köle iken önce Şam yönünde Medine’ye yakın Vadil Kur’aya, sonra Medine’ye götürüldüğünü, Medine’de Peygamberimiz (s.a.v) ile müşerref olduğu ve kendisine evvelce beyan edilen alametlerin mevcudiyetini müşahedesi üzerine, müslüman olduğu, azad olmasını müteakip başta Hendek Savaş’ında olmak üzere büyük yararlılıklar gösterdiği ve Hz. Ali’nin (r.a.) beyanı ile Peygamberimiz (s.a.v)’in onun hakkında “Selman bizdendir. O bizim ehl-i beytimizdendir” dediği “aranızdaki konumu Lokman Hekim gi­bidir, ilk ve son kitabı okumuştur, sonu olmayan bir denizdir” dediği keza “ona evvelkilerin ve sonrakilerin ilmi verilmiştir. Onda bulunan bu ilme ulaşılamaz” dediği rivayet olunmuştur.

Çok büyük takva sahibi olarak tanınır. Sufiler Selman (r.a.)’ı Ashab-ı Soffe ile birlikte tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler. Selman (r.a.) Peygamberimizin berberi olup, Selman-ı Pak da denir. Sakal-ı şerifleri o muhafaza et­miştir.

Medain Valiliği yapmış, Hicri 36 yılında Medain’de vefat etmiştir. Bağdat’ın 30 km. doğusunda IV. Murad’ın tamir ettirdiği caminin içindedir. Onun 250-300 sene yaşadığı şeklinde rivayetler vardır. İbn-i Hacer Zehebi’nin, rivayetlerini değerlendirerek onun ancak 80 yıl yaşamış olacağını kabul eder.

Sivrihisar’da Yetişen Ünlüler
Kaynaklar:
Orhan KESKİN – Bütün Yönleriyle Sivrihisar
Prof. Dr. Ali ÇELİK – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fak.

Facebook Sayfa