Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Şeyh Seydi İbrahim Mahmut

Şeyh Seydi İbrahim Mahmut, Yıldırım Bayezid devrinde yaşamış, keramet sahibi bir zattır. Ölüm ve doğum tarihi bilinmiyor. Sivrihisar İbikseydi köyünde olup köyün ismi İbikler iken şeyhin ismini alarak İbikseydi olmuştur. Şeyh Seydi tahsilini Sivrihisar Medreselerinde tamamlayarak İbikseydi ve çevresindeki köylerde irşat görevini ifa etmiştir. Keramet sahibi bir İslam alimi olduğu anlatılan menkıbelerinden anlaşılmaktadır. Bunlardan en meşhuru ve halen tazeliğini koruyan Timur’la geçen bir olayını aktarıyoruz:

Olay Yıldırım Bayezid ile Timurlenk arasında yapılan Ankara Savaşından sonra Timur ordusunun, İbikler yaylasının bulgurluktaki çayırda konakladığı sırada geçmiştir. Seydi İbrahim Mahmut’un irşatlarından hoşlanmayan bazı dinsizler, Timur’un huzuruna çıkıp, burada bir derviş var bizi rahatsız ediyor, diyerek bir takım yalanlarla SEYDİ’yi pıstırmak istediler. Timurlenk bunların yalanlarına kanarak:
-O dervişi huzuruma getirin diye emir verir. Askerler; bir taşın üstünde abasının yırtıklarını dikmekte olan Seydi’ye. Timur sizi çağırıyor. Haydi gidelim. Dediler. Şeyh Seydi:
– Şu aba’nın yırtıklarını dikip varayım.
Askerler peki diyerek Timur’a geleceğini bildirdiler. Aradan bir saat geçer. Şeyh bir türlü gelmez. Dinsizler:
– İşte efendimiz sizin emrinizi de dinlemedi diyerek Timur’u bir kat daha gazaba getirirler. Askerlere tekrar emir verir :
– Benim emrimi dinlemeyen o dervişi tez getirin.
Askerler eve geldiğinde. Şeyh Seydi ibadet etmektedir.
– Bize söz verdiğin halde niye gelmedin, deyip Şeyh Seydi’ye hakaret yağdırırlar. Şeyh :
– Müsaade edin biraz azık alayımda gidelim. Dağarcığına biraz unla birlikte, Ardıç, Ahlat ve karaçalı cinsinden birer odun ve bir miktar da arpa alarak Timur’un yanına gelir. Timurlenk öfke içindedir.
– Benim emrimi niçin dinlemez. Tez gelsin dedim de niye gelmedin? Seydi İbrahim sırtındaki aba’yı göstererek:
– Huzurunuza şu yırtık aba ile çıkmamak için yamayıp da huzurunuza geldim. Ama siz buyurun demediniz; Timur ise “hayır gelmediniz” der; Şeyh Seydi İbrahim:
– Bir saat önce çadırınızın direğine baykuş olarak konan bendim… Bu sözlere büsbütün gazaplanan Timurlenk :
– Bana keramet dersi mi vereceksin? Şeyh Seydi :
– Müsaade edersiniz kerametimi göstereyim der. Timur:
– Peki göster bakalım…
Seydi İbrahim Timur’a kerametini göstermek için işe koyulur. Önce bir ateş yakıp üzerine çömleği koyar. Biraz su ile getirmiş olduğu unla beraber çorba pişirir. Getirdiği arpayı da bir yere döküp üzerine abasını örter.
Timur’a:
-Askerlerine emir ver çorba pişti dağıtayım. Atlarınızın da arpasını vereyim…
Timur :
-Be adam pişirdiğin bir çömlek çorba ortaya koyduğun iki avuç arpa sen delirdin mi?.. Şeyh Seydi :
– Siz merak etmeyin yeterde artar bile… Peki öğleyse diyerek borazan çaldırıp askerleri toplar.
Seydi çorbayı dağıtmaya başlar… Tenceredeki çorba hiç eksilmez… Timur heyecan içinde hayretten gözleri açılır… Bir yandan da atlara arpa dağıtımı başlar. Askerler arpayı bitirmek için inat ederler… Seydi askerlere sakın abayı kaldırmayın dediği halde bir asker bu ne biçim şey diye abayı kaldırır. Buna kızan Seydi İbrahim :
-İlahi asker elin kurusun diye kalbinden buğz ve dua eder.
Az sonra abayı kaldıran askerin eli iki kıvrım olunca
Timurlenk :
– Sen gerçek bir keramet sahibi kişisin. Dile benden ne dilersen.
Senden bir dileğim var şu ocağın altında yanan odunlardan üçünü oturduğum yerden atayım. Bunların düştüğü yerin arasında kalan yerlerin âşarı benim tekkeme kalsın. Timur, Seydinin bu isteğini derhal kabul eder… Seydi karaçalıyı atar. Karabayır’a düşer. Boz ahlatı atar Karkın la Karaburhan’ın arasına düşer. Ardıç ağacını da atar oda Sarıkavak Köyünün altına düşer.

Ardıç ve boz ahlat halen yeşil olarak duruyor. Ardıç ağacının yarısının beli kamburlaşmış, altından geçenler bel ağrısından kurtuluyor. Un çorbasını pişirmek için aldığı su ile yıkananlar da sıtma ve bazı illetlerden kurtuluyor.

Bu inanış; halen o çevrede devam etmekte olup mezarı da hürmete mazhardır. Seydi İbrahim; Timur’un bitmek tükenmek bilmeyen ihtirasını bu şekilde yüzüne vurarak her şeyin biteceğini ancak Allah aşkına yapılan bir işin, daim kalacağını vurgulayarak ona güzel bir ders verir.

“İPEK” Mİ “İBİK” Mİ?

Asırladır “İpek Seydi” olarak anılan ve zâviye/dergâhı olan bir Hak Erimizin diyarı “İbik Seydi” olarak anılmaktadır. Halen resmi kayıtlarda ve bizden önce yayınlanan yayınlarda “İbik Seydi” olarak geçmektedir. Köy Camii kitabesinde, Osmanlı Arşiv ve vakıf kayıtlarında ise “İpek Seydi” olarak yazılıdır.

Add Comment

Click here to post a comment

Facebook Sayfa