Makale ve Yazılar

Sivrihisar Ulu Cami Tarihi Halıları

– SİVRİHİSAR ULU CAMİNİN TARİHİ HALILARI –

T.B.M.M. Milli Saraylar Daire Başkanlığının, 1994 yılının son günlerinde İstanbul da Mehmet Ali Paşa Sarayında tarihi halılarla ilgili bir sergi açmıştı. Açılışa Milli Saraylarda görevli İsmail Bey’in daveti üzerine; eşimin mesleği olması hasebiyle birlikte katılmıştık. Sergideki bana göre ilginç olayları ve eleştirilerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Açılışa Dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, Ünlü tiyatro sanatçısı Haldun Dormen ile birlikte katılmıştı. Açılış ve kokteyl ve sergi gezisinde protokol uygulanmamış, Erdal İnönü’nün adı anons edildiğinde sadece salondakileri selamlamakla yetinmişti. Erdal İnönü ve Haldun Dormen diğer davetlilerden farksızdı. Kokteylde yanı başımızdaki masadaydılar. Her ikisi de kibar, mütevazı ve nüktedan davranışlar içindeydiler. Yaklaşık iki bin davetliden sadece yüz kadarı Türk’tü. Tarihi halılar incelenirken bende katılan yabancıların tamamına yakınının konuyla ilgili uzman oldukları yönünde kanaat oluştu.

Sergide, Anadolu’nun en büyük ahşap direkli Camilerinden Sivrihisar Ulu Cami’nin Tarihi Halılarının en değerli ve en eski halılar olduğunu öğrendik. Çok yıpranmış olan bu halılar özenle aslına uygun olarak tamir edilmişlerdi. Bunlar dışında değerli Konya ve İran halıları da vardı. Rehberimiz uzun uzun Sivrihisar halılarının özelliklerini anlattığında bizleri hayran bırakırken; hem kendisi hem de bizler yorulmuştuk. Bu nedenle kokteyl masamıza geri dönerek mola verdik.

Kokteyl masasında sohbet koyulaşırken masamıza yüzleri asık iki genç geldi. Bizlere davetiye veren İsmail Bey telaşlanarak geçlere sordu:

– Hayrola ne oldu?

Gençler kulaklarına kadar kızarmalarına rağmen anlatmak istemediler. Ancak İsmail Beyin ısrarı üzerine Üniversiteden bölüm başkanıyla karşılaştıklarını, bölüm başkanının buraya nasıl geldiklerini, davetiyeyi nasıl temin ettiklerini sorduğunu ve fırça yediklerini sıkılarak anlattılar. Daha sonra bu gençleri İsmail Bey bizlere tanıştırdı. İkisi de oğlunun arkadaşı olup; Marmara Üniversitesinde Güzel Sanatlar Bölümünde yardımcı doçent olarak çalışıyorlarmış. Bu gençleri İsmail Bey davet etmiş. Keşke güzel sanatlardaki tüm akademisyenler katılabilseydi!!

Gençlerin maruz kaldığı harekete masada bulunanların tamamı üzülmüş, masada matem havası esmeye başlamıştı. Bu durumu dağıtmak, konuyu başka taraflara taşımak maksadıyla biraz aşırıya kaçabilecek espri yaptım. Masadakiler gülüşürken gençler sadece tebessüm edebildi. Gençlerden birisi:

– Siz ne iş yapıyorsunuz?
– Demiryolcuyum
– Hasanoğlan İstasyonundaki tarihi binayı yıkanlardan yani?
– Hasanoğlan da tarihi bina mı vardı?

Genç akademisyen kendisinin Hasanoğlan da doğduğunu, anne ve babasının öğretmen olduğunu, burayı çok sevdiğini, demiryolundaki tarihi binalara karşı aşırı ilgisinin olduğundan bahsederek, yıkılan binaya kendi evinin yıkıldığı gibi üzüldüğünü anlattı. Kendisine Haydarpaşa’daki tarihi demir-yolu binalarını gezdirme sözü vererek konuyu kapattık. İşte tarihi yapılara verdiğimiz değer bu kadar. Akademisyenler mi? Dün onlara fırça atıyorduk. Bu konuda kendimizi çok geliştirdik. Artık işten atıyoruz. Hızımızı alamazsak birde hapislerde çürümeye terk ediyoruz.

Sergideki kalan zamanımızda Konya ve İran halıları hakkında bilgi aldık. Ancak Eskişehir – Sivrihisar Ulu Cami’nin tarihi halılarının bıraktığı büyüleyici etkiyi üzerimizden atamadık.

Sivrihisar Çal Dağının uzantısı olan volkanik bir kaya kütlesinin eteğinde, gökyüzüne doğru yükselen sivri kayalıkların gölgesinde sanayi ve ticaret yönünden gelişememiş, kurak tarım yapılan şirin bir ilçe. Gelişememesinde elindeki tarihi değerleri değerlendirememenin etkisi büyüktür.

M.Ö. 5000 yılına kadar uzanan Kalkolitik Çağ’la tarihlenen Sivrihisar sadece yöresinde değil, şimdilik Orta Anadolu’da bilinen ilk ve tek örnek olması bakımından önemlidir. Arkeolojik araştırmalar Sivrihisar yöresinin Tunç çağları boyunca yoğun olarak iskan edildiğini gösterir. Bölge, Demir Çağıının güçlü krallığı Frig’lerin de ana yerleşim sahasıdır. Sivrihisar dağlarının kayalık yamaçlarında Frig yerleşmesi ve kaya anıtlarına ait güzel örnekler vardır. Frig kralı Midas tarafından kurulan Pessinus (Ballıhisar) kenti buradadır. Dönemin ünlü Pers Kral Yolu ilçe sınırları içinde Pessinus’tan geçer.

M.Ö. 1. Y.Y. dan itibaren Roma ve Bizans döneminde ticari ve askeri önemini korur. İlçe merkezinin kuzeybatısındaki kale ve eteklerindeki yerleşmenin bu dönemdeki adı Spaleia ‘dır. Anadolu’nun en büyük kilisesi olan Surp Yerortutyun Ermeni Kilisesi var. Sonrasında Selçuklu ve Osmanlı zamanlarında önemli bir kültür merkezi olmuştur. Filozof Nasrettin Hoca, Nasrettin Hocanın babası Abdullah Efendi, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethinden sonra şehrin ilk kadısı ve Şehr-i Emin Hızır Çelebi, Yunus Emre, manevi önderlerden Selman-i Farisi, Şeyh Abdülvahhap, Seyyid Nureddin, Çandarlı Kara Halil, Sinan Paşa, Şeyh Baba Yusuf, Seydi Mahmud ve Aziz Mahmud Hüdai ve daha niceleri kültür merkezi fikrini desteklemektedir. Sivrihisar’a saat kulesi 1899’da yaptırılmıştır. Büyüktür ve ilgi çekicidir. Saat kulesi bir tepenin üzerindedir ve Sivrihisar’ın sembolüdür. Her yerden görünebilir. Alemşah (Kümbeti) Mescidi, Yeni Çifte Hamamı, Kumacık Hamamı, Zaimağa Konağı, Ermeni (Gavur) Hamamı, Hoşkadem Camisi ve Kurşunlu Camisi de Sivrihisar’ın görülmeye değer yapılarındandır.

Nasrettin Hocanın doğduğu Hortu Köyü ve evi (Nasrettin Hoca Köyü), Anadolu’nun ana tanrıçası Kibelenin baş tapınma merkezi Pessinus ve Balıkdamı Kuş Cennetini barındıran Sivrihisar ilçesi bir turizm merkezi olmaya aday olmasına rağmen ne yazık ki gerçekleştirememiştir.

Sivrihisar’ın cazibe merkezi olabilmesi için: Ulu caminin hemen yanı başına müze oluşturulmalı, başta ulu caminin tarihi halıları (Yörenin tabiri ile elin gâvuru bunları görmek için dünyanın dört bir yanından gelebilmektedir.) ve Sivrihisar’dan çıkarılarak Şehirlerin müzesine taşınmış tarihi eserler olmak üzere tüm tarihi eserler burada sergilenmelidir. Ulu Caminin, Kilisenin ve bazı tarihi binaların restore edilmesi iyi olmakla birlikte yeterli değildir. Tarihi evlerin bulunduğu merkezde mahallelerdeki tüm tarihi evlerin restore edilmesi, tarihi olmayan binaların yerine yeni bina yapılırken tarihi mimariye uygun yapılar yapılmasına izin verilmelidir. Sivrihisar’ın bağları ve bağ evleri eski cins ve mimariyle yeniden oluşturulmalı, hatta eski şarapları dış turizme yönelik eski yöntemlerle yeniden üretilmelidir. (Fransa’da Toulouse yakınlarındaki bir kalede o günkü yöntem ve malzemelerle aynı şekilde peynir üretildiğini duyunca çok şaşırmıştım) Turizmdeki gelişmeye bağlı olarak eski tadında ve yönteminde sucuk ve pastırma imalatları teşvik edilmelidir. Hisarın tepesindeki tüm tarihi eserler restore edilerek, planör, yelken kanat ve yamaç paraşütü tesisleri kurulmalı ve hizmete açılmalıdır.

Yukarıdaki önerime ilave edilebilecek çok sayıda konu olabilir. Bu konuları yazıyı okuyanların yorum olarak eklemeleri beni mutlu edecektir. Turizm en kolay para kazanılabilecek konuların başında gelmektedir. Tabii ki bu yatırımları yapabilecek yerel ve merkezi siyasileri bulabilirseniz. Ne yazık ki Sivrihisar, Cumhuriyet tarihi boyunca böyle siyasetçileri bulamamıştır. Ondan sonraki süreçte bulabilmesi umuduyla…

***

Veysel Karani Babacan

15.09.2018
(Anı ile karışık)
Haberler, facebook/veyselkaranibabacan/posts/955279977989438

1 Comment

Click here to post a comment

Facebook Sayfa