Sivrihisar Haberleri

Sivrihisar’da Terzilik Zanaatı

– SİVRİHİSAR’DA TERZİLİK ZANAATİ VE TERZİLERİMİZ –

Daha önce yaptığım paylaşımlarda, kaybolmaya yüz tutan zanaatlarımızdan bazılarını ele alarak özellikle, Sivrihisar açısından değerlendirmiş ve ustalarımızı tanımaya çalışmıştık.

Terzilik zanaatını ve Sivrihisarlı terzilerimizi konu alan çalışmalarımı da tamamladım. Sivrihisar’da geçmişten, bu yana pek çok terzi ustası yetişmiş, doğrusu bu kadar ustanın adını tespit etmek kolay olmadı. Bu isimler arasında, benim çoğunu memur veya başka meslek erbabı olarak bildiğim öyle kişiler var ki, onların da geçmişte terzi ustası olduğunu öğrendiğimde, “o da mı terziydi” diyerek, hayretimi gizleyemediğim anlar oldu.

Terzilik konusunu, Sivrihisar’da eski ustalarımız ve halen bu mesleği sürdürmekte olan terzilerimiz ile görüşerek ele aldım. Bana bu çalışmada yardımcı olan ustalarımıza teşekkür ederim. Görüştüğüm ustalarımızı kısaca tanıtıp, sonra da konuya geçmek istiyorum.

Terzi Fikret Güven, 1933 doğumlu, eski ustalarımızdan, 17 yıl terzilik yapmış, 1955-1960 yılları arasında, Sivrihisar’dan, 14 usta Hamidiye Öğretmen Okulun’da terzilik yapmış, Sivrihisarlı Ahmet Soysal da orada usta başı imiş, Fikret abi de o okulda terzilik yapmış. Daha sonra, memurluğa geçmiş, Pancar İşletmesi ve Endüstri Meslek Lisesinde çalıştıktan sonra, emekliliği gelmiş ve emekli olmuş.

Fikret Usta, birkaç nesil öncesinde, öyle hazır giyim satan dükkanların, konfeksiyon mağazalarının olmadığını belirterek söze başladı. O zamanlar, Sivrihisar’da 109 terzi dükkanı olduğunu belirtti. Çıraklığında 25 kuruş yevmiye aldığını, usta olunca aylığının 110 lira olduğunu söyledi, kaymakamın o zamanki aylığının 70 lira olduğunu da hatırlatarak…

Terzi M.Ziya Ünalan usta ile de görüştüm. 1937 doğumlu olan Ziya abi, çıraklık, kalfalık, ustalık derken 67 yıldır bu mesleğin içinde olduğunu söyledi. Terzilik yapmaya devam ediyor. Ziya abiden de terzilerimizin isimleri hakkında eksik kalan bilgileri aldım ve bana terziliğin geçmişte ve günümüzdeki durumunu anlattı.

Şu anda, Sivrihisar’da, M. Ziya Ünalan, İbrahim Çelik, Ali Özer, Şahin Akbaş, Ahmet Berberoğlu, Attila Kaya ve Vesile Batça Demir hanım terzilik yapmaktadırlar.

Terzi Ali Özer, “1970 li yılların sonlarına doğru Sivrihisar’ da 21 terzi dükkanı vardı.” diyor. Sivrihisar Terzileri Derneği, 1954 yılında kurulmuş, Derneğin kurucu üyeleri olarak kayıtlarda, Cafer Ergür, Ali Kavas, Necati Zamangil, İbrahim Kaya ve Muzaffer Gıcı isimlerini görüyoruz. Terziler Derneği, 1992 yılında berberler ve ayakkabıcılar gibi birkaç dernek ile birleşerek, oda’ya dönüşmüş. Muzaffer Aydın, Şahin Akbaş, M. Ali Anlar oda başkanı olarak görev yapmışlar, Şu anda da, oda başkanlığını Ahmet Çınar yapmaktadır

TERZİLİK NEDİR, KISACA TARİHÇESİ.

Terzilik, insanın varoluşu ile başlayan eski bir meslektir. Giyinme, barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçlardan biridir. İnsanlar önce, kemik parçalarını iğne olarak kullanarak, hayvan postu ve deri parçalarını birbirine ekleyip, giysiler yapmaya başladılar.

İlk kez, iğne ile dikiş diken ve ilk defa elbise dikip giyen Hz. İdris Peygamber (a.s.), terzilerin piri olarak bilinir. Osmanlı Döneminde, Ahilik sistemi içinde ve meslek loncaları arasında terzilik mesleğinin yer aldığını görüyoruz. Osmanlı’da terzilik çok önemli bir meslektir ve terziler bir hayli itibarlıdır. “Terzi” Arapça’daki “derzi” kelimesinden dilimize terzi olarak geçmiş ve “terzibaşı” da “derzibaşı” olarak kullanılmıştır. İlk Terzi-başı Zağanos Paşa adıyla kayıtlarda yer alıyor.

Meşrutiyetin ilk yıllarında ise teknolojik gelişmeler ve modernleşme olgusu ile batı tarzı giyim tarzının benimsendiğini görüyoruz. Zaman içinde, kumaş dokuma sanatının gelişmesi ve kumaşın kesilip biçilmesi, dikilmesi, insan vücuduna uygun forma dönüştürülmesi çalışmaları ile terzilik mesleği daha da gelişmiştir. Mesleğinin erbabı terzilerimiz, özellikle Fransa’da ve diğer Avrupa ülkelerinde aranan elemanlar haline gelmiştir. Sivrihisar’dan da Fransa’da terzilik yapanlar oldu. Bay ve bayan terzilikleri farklı ustalıkları gerektirir. Hem bay, hem de bayan terzisi olan ustalar da vardır.

TERZİLİK İŞLERİ

Terzilikte esas olarak, biçki ve dikiş olmak üzere iki işlem vardır. Terziler, kumaşın türünü, desenini dikkate alır ve müşterisinin isteği doğrultusunda, zamanın modasına uygun olarak müşterisinin ölçüsünü alır, kumaşı işaretler, kalıba uygun keser, parçalarını diker, gerekli yerlere tela yapıştırır ve teyeller, provalar yapar, son makine ve el dikişlerini yapar, kopça, düğme vb. malzemeleri diker, ütü işlemlerini yapar ve müşterisine teslim eder. Terzilikte müşteri memnuniyeti esastır.

Terzilikte, değişik işlemlere ait olarak, alt dikiş, aplike, astar, balen, biye, büzgü, çıt, dikiş payı, drape, düz dikiş, hav, iç astar, vatka, kat verme, klapa, pili gibi deyimler vardır. Terziler, dikiş makinası, overlok, piko, düğme basma makineleri, ütü ve ütü masaları, ütü yastığı mezura, çizgi sabunu, pistole cetveli, gönye, eğri cetvel, düz cetvel, makaslar, iğneler, prova aynası, ölçü defteri, tela, astarlık kumaşlar, kesim için kalıplar, ilik açma makinası gibi alet ve malzemeleri kullanırlar.

SİVRİHİSARLI TERZİLERİMİZ

“Deligazın” Lütfi ve oğlu Nazif, Çininin Ali, Cambaz Hamdi Koçer, “Kız” Mehmet Baykal, Bahri Altan, Terzi Ahmet (öğretmen Sabahattin Eroğlu’nun kayınpederi), “Kadızının” Ahmet, Celal usta, “Hocanın” Ahmet Özgüneş, “Karaalioğlu” İbrahim ve oğulları Hüseyin ve Mehmet Ali, Rüştü Gıcı, Baha Özgüneş, “Kara” Celal, “Hacıiminin” Ali, Süleyman usta, “Tenekecilerin” Mustafa Yahnacıoğlu, Ali Şenol, “Karamehmedin” Mustafa, Muammer Bayar, Muammer Akgül, İsmet Yüksel, Cafer Ergür, “Kerziğin” Necati Zamangil, Salim Akgözlü, Muzaffer Gıcı, Cafer Gıcı, Kemalettin Akgözlü, Sami Çelikbaş, Mustafa Atışkan, Mustafa Yamaç, İhsan Kalay, Muzaffer Kalay, Fikret Güven, İhsan Aytekin, Süleyman Aytekin, M. Ziya Ünalan, Avni Altın, Faik Altın, Sandıkçının İbrahim Kaya, İhsan Kılıçaslan, Ahmet Kılıçaslan, Karaveli usta, “Aşıkların” Ali usta, “Macar” Mehmet Bitirgen, “Fındığın Emmi(Kemal Kaynakçı’nın babası), “Helvacı Nuri Ahmet ve oğlu Necati, Hafız İnci, Kemal Kilci, Tevfik Avcı, Hikmet Erol, İhsan Arıkaya, Kemal Özkar, Cafer Alapala, Ferit Gürsöğüt, Yusuf Gürsöğüt, Halil Baş, Sabahattin Önder, Cevdet Alkan, İrfan Gider, Yusuf Karataş, ” Holivud”Mustafa Topul, “Külaş” Hüseyin Damlaca, Hüseyin Olgaç, Şerafettin Poyraz, Ali Büyükbaş, Genç Osman, İbrahim Söker, Yavuz Söker, Necati Bayar, İsmet Bayar, “Kuzatların” Metin Kara, Aytekin Sayal, Gültekin Sayal, Remzi Uluyol, Ahmet Soysal, İhsan Çerçevik, Ali Kavas, Kadir Filizgil, Necati Akgözlü, Ruhi Gül, Orhan Ekici, Sabahattin Akgözlü, İsmet Şengel, Yusuf Şengel, Cahit Sarıoğlu, Ayhan Tabak, Orhan Tabak, İhsan Kuzucuoğlu, “Postacı Mehmet Çıngır, İhsan Koçak, Muharrem Kılıçal ve kardeşi, Salim Oygur, İbrahim Akpara, Nuri Şen, Muzaffer Aydın, Tahsildar Ali usta, Sadrettin Atak, İbrahim Aksu, ” Postacı”Osman Akdere, Hamdi Şen, Sabahattin Selek, Bircan Akdemir, Yılmaz Şahin, Hacı Akgözlü, Dindar Leblebici ve ortağı Tevfik, Eyüp Karaer, İsmail Ay, Harun Ay, Erşan Sızar, Muammer Yücekara, Hamdi Karaduman, Kadir Elagöz, Kadir Çelik, Hakkı Çelik, Zülfikar Tosun, Sami Çelik, Haydar Kaya, “Hacıhafızların” İhsan Katırcı, Ulvi Yüzügüllü, Ali İhsan Tosun, İsmet Erdal, Turhan Tabak, Tahsin Göbekli, İhsan Göbekli, Ömer Koru, Nafiz Korkmaz, Mehmet Akyol, Hidayet Elcik, Abidin Danış, Mustafa Danış, Ekrem Parlak, Muammer Taşkaya, Gürbüz Balcı, İbrahim Balcı, Vesile Batça Demir, Ahmet Berberoğlu, Ali Özer, İbrahim Çelik, Şahin Akbaş, Attila Kaya.

Terzi ustalarımızdan ahirete intikal edenlere Allah’tan rahmet niyaz ederim. Hayatta olanlara sağlık ve saadetler dilerim. Saygılarımla, Yaşar YURTDAŞ

(Not: İsmini hatırlayamadığımız ustalarımız olabilir. Bildirildiğinde memnuniyetle ilave edilecektir.)

TERZİLİK MESLEĞİ GERİLİYOR

Giyinme sektörünün atası olan terzilik de diğer birçok el emeğine dayalı zanaat gibi gün geçtikçe kayboluyor. Bir ustamız, “Biz eskiden bayramlarda elbiseleri yetiştirmek için dükkanda sabahlardık, çırak ve kalfalarımız olurdu.”diyor. Bugünün terzi ustaları, mesleğin devamından endişeli, eskiden olduğu gibi bu mesleği devam ettirecek çırak, kalfa da yetişmiyor diye dert yanıyorlar.

Bir ustamız da, “Millet hazır giyime yönelince biz de tadilata yöneldik. Eski sanat da kalmadı. Terzi elinden çıkma elbiseler kadar dayanıklı olmayan konfeksiyon ürünleri, daha ucuz olduğu için tercih edilir hale geldi. Gerçek terziler tüm bu nedenlerden dolayı yavaş yavaş işlerini kaybettiler. Hal böyle olunca terzilik mesleğine eskiden duyulan ilgiden eser kalmadı.” diyor.

TERZİYE SİPARİŞ VERMEK

Tavsiye ederiz. Terzi dükkanına uğrayıp bir giysi sipariş edin. Kalitesini ve ömrünü seri üretim ürünlerinizle kıyaslayın. Üstelik ihtiyacınız olan giysiyi tam da istediğiniz şekilde sipariş usulüyle elde edebileceğinizi unutmayın. İstediğiniz renk, kumaş, ek bir cep, aklınıza ne gelirse… El emeğinin kıymetini ve size özel üretilmiş bir giysiyi kullanmanın keyfini çıkarın…

ÇIRAK CÜCE ABDULLAH’IN ZOR ANLARI

Ben “Cüce” lakaplı, Abdullah Kurşun’u çıraklık döneminden değil, ama Mal Müdürlüğü’nde odacılık yaptığı dönemden tanırdım. Bu yaşanmış hikayeyi, bana M.Ziya Ünalan usta anlattı. Ben de sizlerle paylaşmak istedim.
Terzi Cambaz Hamdi Koçer ustanın çırakları, Cüce Abdullah ve Abidin, hafta sonu Babadat köyüne gitmeye karar verirler. O gün dükkan kapalı olacağı için, köye gidip, keyiflerince gezip, harçlıklarından artırdıkları para ile bir kaç mısır alıp, külleyip, yiyeceklerdir…

Pazar günü, kararlaştırdıkları gibi buluşup, Babadat köyüne giderler, köyün özünde mısır külleyip yerler, biraz dolaşırlar, yedikleri bir kaç mısırla karınları doymamıştır. Vakit öğle olmuş, iyice acıkmıştırlar. Köyde tanıdıkları tek kişi köyün imamı Ali Hoca’dır. Ali Hoca, aynı zamanda Cambaz ustanın kayınpederidir. Abdullah, ustasının yakında bebeklerinin olacağını da işitmiştir…

İster çocukluk deyin, ister açlık… Abdullah’ın aklına bir “cin” lik gelir. Camiye doğru ilerlerler ve öğlen namazı çıkışında Ali Hocanın yanına yaklaşırlar, çırak Abidin henüz bir şeyin farkında değildir. Cüce Abdullah, Ali Hoca’ ya müjdeyi patlatır:

-“Hocam, müjde dede oldun, nur topu gibi torunun oldu!” der.
Hoca, bu habere pek sevinir, müjde karşılığı çocuklara kaymaklı, ballı bir ziyafet çeker.
Çıraklar, karınları tok, Sivrihisar’a dönmek için yola düşerler. Ancak, Abidin telaşlıdır:
-“Hoca’ya söylediklerin doğru değil, usta bunu duyarsa yandık.” der.
Abdullah, belki sabaha yanlışımız doğulur diyerek, sözüm ona arkadaşını teselli etmeye çalışır.
Ertesi gün, dükkandalar… Abdullah, o gün, ustanın kayın-pederi Ali Hocanın da, neşe içinde dükkana doğru gelmekte olduğunu görür, biraz sonra kopacak fırtınayı hesap eden Abdullah, destiyi aldığı gibi çeşmenin yolunu tutar, ancak bir türlü dükkana dönmez, karşı dükkana sığınmıştır. Ustası onu bulur, haydi dükkana gel diye seslenir.
Abdullah:
– “Ama beni döveceksin, gelmeyeceğim.” diyerek, direnir.
Abdullah’ın çok korktuğunu fark eden usta: – “Sözüm söz, dövmeyeceğim, haydi dükkana gel.” der.
Usta, Abdullah’a uzun, uzun bir nasihatler eder, bir daha böyle yanlış şeyler yapmaması için ondan söz alır, bunun üzerine onu affeder. Usta ve çırağımızın mekanları cennet olsun.

BİR VASİYET

Hamdi Koçer ustanın oğlu Ali İhsan Koçer Orman Mühendisidir ve daha sonra Orman Bölge Müdürü olur. Baba Hamdi Koçer usta, oğluna: -“Evladım, eğer Sivrihisar’ı ağaçlandırmaz isen, sana hakkımı helal etmem.” der.

Orman Bölge Müdürü Ali İhsan Koçer, Sivrihisar’da, H. Bayram Uça tarafından başlatılan ağaçlandırma seferberliğine her türlü desteği sağlayarak, büyük katkılarda bulunmuş ve babasının vasiyetini yerine getirmiştir. Allah onlardan razı olsun.

Süleyman Aytekin

Add Comment

Click here to post a comment

logo

Facebook Sayfa