Sivrihisar Haberleri

Sivrihisar’da Zanaatlar

SİVRİHİSAR’DA DEMİRCİLİK, BAKIRCILIK, KALAYCILIK, SOBACILIK, TENEKECİLİK, SARAÇLIK VE NALBANTLIK ZANAATLARI.

Yurt, sıla, baba ocağı hasretine, geçmişe duyulan aşırı sevgi ve özleme “nostalji” diyorlar şimdilerde. Sivrihisar arastasının o eskilerde kalmış hareketini, bereketini, emeğini, ekmeğini, sevgisini saygısını, dostluklarını ve çekiç seslerinin ruhlara dinginlik veren ahengini unutmak ne mümkün…

Bu duygular içinde, demircilik, bakırcılık, kalaycılık, sobacılık, tenekecilik, saraçlık ve nalbantlık zanaatlarını da sizlerle paylaşmak istedim.

Bu çalışmada bana yardımcı olan, zanaatlarımız, ustalarımız hakkında kıymetli bilgiler veren, Sivrihisar Demir Bakır ve Arabacılar Odası başkanı Yavuz Çetin’e ve odanın genel sekreteri Gözde Kandilci hanıma, esnaflarımızdan Fikri Ilgın, Eşref Özöztürk, Ali İhsan Anar, Rıza Özöztürk ve Hasan Hüseyin Gürkan ustalarımıza çok teşekkür ederim.

2-BAKIRCILIK VE DEMİRCİLİĞİN TARİHÇESİ

Ham maddesi metal olan geleneksel el zanaatları arasında demircilik ve bakırcılığın önemli yeri vardır. Daha sonra, bu zanaatlarla birlikte kalaycılık, tenekecilik ve sobacılığın da geliştiğini biliyoruz. Ne var ki, bir zamanlar Sivrihisar arastasının en gözde zanaatları arasında yer alan bu zanaatların bugün birer birer kaybolduğunu üzüntüyle görüyoruz.

Demircilik ve bakırcılığın tarih ve kültürümüzde çok önemli bir yeri vardır. O yüzden, her ne kadar bu kadim zanaatlarımızın tarihçesini özetlemekte zorlansam da sizlerle paylaşmaktan kendimi alamadım. Madenlerin tarihçelerine baktığımızda; “Tarih Öncesi Çağlar”a kadar gittiğini ve “Maden Devri” içinde; “Bakır Devri”, “Tunç Devri” ve “Demir Devri” olarak yer aldıklarını görürüz…

Bakırcılık, demircilik gibi zanaatlar, tarih boyunca uygarlıkların gelişmesinde, toplumların güçlenmesinde önemli unsurlar olarak yer almıştır. Son yıllarda, arkeolojik kazılarda elde edilen somut veriler, dünyada madenciliğin ilk kez, 10 bin yıl önce Anadolu’da Çayönü’nde başladığını kanıtlıyor. Nitekim, önemli bir kültür merkezi olan Çayönü, Çatalhöyük ve Suberde’de yapılan kazılarda ; M.Ö 7 bin yılında madenin “arıtılma” ve daha sonra da “tavlama” işlemlerinin gerçekleştirildiğine dair verilere ulaşıldığını ve iğne, bız, kanca gibi küçük aletler ve bazı süs eşyalarına rastlandığını yazıyor kaynaklar. M.Ö 5 bin yılında madende “döküm” tekniği bulunuyor. M.Ö 4 binyılında tunç alaşımı elde ediliyor, bakır, altın, gümüş gibi madenler dökme tekniği ile işleniyor.

Büyük Selçuklu devrine gelindiğinde; İslam maden sanatında özellikle pirinç alaşımının geniş ölçüde kullanıldığını görüyoruz…
“Demir Çağı”na ayrıca baktığımızda; Türklerin, kadim Türk yurdu olan Altay bölgesinde M.Ö XV. yüzyıldan itibaren demir üretimini gerçekleştirilmiş ve” Demir Çağı”nın Türkler tarafından başlatıldığı kabul edilmiştir. Bu sebeple, İskitler başta olmak üzere Göktürkler, Avarlar, Uygurlar ve Kırgızlar gibi bir çok Türk boy ve devletinde demir üretimi ve ticareti görülmüştür. Tarih ve coğrafyaya ait eski Türk, Çin ve Arap kaynaklarının hepsinde Türklerin atalarının demirci olduğu bahsedilmekte ve Altaylarda Türkler tarafından tesis edilen bu zanaatın buradan bütün dünyaya yayıldığı belirtilmektedir…

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; demircilik Türklüğün tarih boyunca uğraştığı bir alan olmuş ve Türkler, demirciliği, sadece ekonomik ya da askeri bir uğraş olarak değil, milli ve kutsal bir meslek olarak görmüşlerdir. Türkler, çagdaşları kavimlere göre bu zanaatlara daha erken başlayarak, elde ettikleri bigi, beceri ve tecrübeler ile öteki topluluklardan daha üstün hale gelmişler ve ünyada demircilik mesleğinin atası sayılan Türkler, bu başarıları ile imparatorluğa giden yolların temellerini atmışlar…

3-SİVRİHİSAR`DA ZANAATLAR

Merhum Ahmet Kılıçaslan, “Sivrihisar Örf ve Adetleri” kitabında zanaatlarımızı nasıl anlatmış bir bakalım; “Demirciler, yemeniciler arastasının alt başınday­dı. Demircilerin piri Davut (A.S.)’dır. Ocak tava gelince usta ve çıraklar, besmele ile önlüklerini kuşa­nırlar. “Desdur ya pir” der. Çekiş ve balyozlarını ellerine alırlar işe koyulurlar. Çekiçler ahenkle ve tempo ile vu­rulduğu için, hele aynı anda birkaç demirci çalışmaya başlayınca, çekiçlerden çıkan sesler çok sesli şarkı söy­leyen koroyu andırır. Bu hava arastaya bir canlılık ge­tirirdi.

Demirciler, pulluk ve saban demirleri keser, balta, tahra, çepin, kazma gibi aletleride ya yeniden yaparlar yada tamir ederlerdi. Kesici kısımlara çelikten ağızlık geçirirler su verir­lerdi. Nacak, keser, çepin, balta, kazma, tahra, satır, saç ayağı, tandır, mangal ve hamur tekneleri için esiran çelik keskiler, köpek tasma­ları ve kapı tokmakları, maşalar, kapı menteşeleri, kapı sürgüleri, kapı maymuncukları, kapı kollan borda kapılar için büyük kapı kilitleri. Anahtarları ve kapı halkaları yaparlardı… O tarihlerde, kazamızda, 5-6 demirci esnafı vardı…

Sivrihisar bakırcılar arastasında 8-10 kadar bakırcı dükkanı ve esnafı vardı. O devir bakırcıların iş yaptığı ve para kazandığı bir devirdi… Bakırcılar, esvap kazanları 3-4 tenekelik hereniler 3-5 tenekelik şıra kaynatma leğenleri, hamur leğenleri, dövme bakır tencereler, helkeler, güğüm­ler, ibrikler, abdest leğenleri, hamam taslan su içme maşrapaları, saplılar, çaydanlıklar, demlikler, semaver, bakır mangallar, sahan ve kuzu tabakları, kapaklı çorba tasları, kevgirler, saplı çoban tavaları, yağ eritme tavanları yaparlardı… O zamanlar, yapanda, satanda, alanda, kabı kalaylayan da memnundu. O devirde kanaat vardı. Bundan dolayıda bereket vardı…
Şöyle bir ata sözüde vardır.
“Paran varsa bakıra, artarsa katıra yatır.”
Kalaycı esnafının bir kısmının Bakırcılar arastasında dükkanları vardı. Çarşıda satılan bakırlar kalaycılarda hemen kalaylanırdı. Gezici kalaycılar ise, körüklerini, takımlarını arabalara yüklenir, köylerde körük kurar, köyün kapılarını kalayla, oradan başka köylere giderlerdi…

Sivrihisar’da 4-5 tenekeci vardı. Şadırvandan Yenice Mahallesine giden cadde üstünde tenekeci dükkanları vardı. 1935-1945 yılları arasında Sivrihisar’da 4 adet saraç esnafı vardı. Bu saraçlar, saraciye malzemesinin bir kısmını kendileri imal ederlerdi. Mesela, şaplı deri dediğimiz derileri kendileri tabaklar, temizler ve saraciye imalatında kullanırlardı.

Saraçlar, belleme, eyer, dizgin, hamut, koşum, ok kayışları, yan kayışları, mavi boncukla süslenmiş at başlıkları, bel kayışları gibi şeyler yaparlardı…

Sivrihisar’da 6 adet nalbant esnafı vardı. Nalbantlar, at, katır, öküz ve eşeklerin ayak tırnaklarına nal çakarlardı. Nal olmayan hayvanların ayakları yara olurdu, topal olurdu. Nallara hayvan ayakkabısı denir.”

4-USTALARIMIZ

Merhum Ahmet Kılıçaslan o dönemin ustalarını da şöyle sıralıyor;
Demirciler :
Ahmet “Çavuş” Küçükaslan ve oğlu İhsan Küçükaslan, Demirci “Topal” usta ve oğulları Faik Başerdem, Mehmet Başerdem Hamdi Başerdem, İsmet Başerdem, Ali Mülazım usta, Arpacıların Ali usta, Magının Tahsin Çekiç usta, Magının Ruhi Çekiç usta.
Bakırcılar:
“Kocaman” Hasan Hüseyin usta ve oğullar
Mehmet usta, Hasan usta, Cafer usta,
Gubuzcuların Çakır, Süleyman usta, Mehmet Okur, Ali Usta, Mıstık, “Karavelioğlunun” Süleyman, Ömer usta.
Kalaycılar:
Arif Usta, Mehmet usta, Osman usta, Hasan Hüseyin usta, Ali usta, Haydar usta, “Fatoğlunun” Nuri usta, “Sarıkavaklının” Şükrü usta, Rıza usta.
Tenekeciler:
Mehmet Akpara ve oğulları Hulusi ve Ali İhsan ustalar, Mehmet usta, Hamdi Arığ,
Süleyman usta.
Merhum Ahmet Kılıçaslan’ın kitabında belirttiği ustalarımızın dışında, Sivrihisar esnafları ile yaptığım görüşmeler sonucunda benim tespit edebildiğim ustalarımızın isimlerine aşağıda yer verdim.

DEMİRCİLERİMİZ
Hafız Yurdanur, Hikmet Akgün,
Şükrü Mızrak, Cafer Mızrak, Erol Mızrak, Bekir Mızrak, Eteğin Hasan usta ve oğulları Rifat Küçükaslan, Ömer Küçükaslan,
Kemal Köfteroğlu, Kemal Hızlı,
Selahar Küçük, Erhan Demirkol,
Muzaffer Özat, Mehmet Emel,
Mustafa Başerdem, Özay Başerdem,
Mehmet Emel, Veyis Uğurlu,
Muzaffer Uğurlu, Metin Uğurlu.

BAKIRCI KALAYCI VE SOBACILARIMIZ
(Ustalarımızın çoğu, bakırcılık, kalaycılık ve sobacılık gibi zanaatları bir arada yaptıkları için bu zanaatlarla iştigal eden ustalarımızın isimleri tek listede toplanmıştır)
“Kalıpcılar lakabıyla anılan:
Mehmet Özöztürk, Hayri Özöztürk,
Ünal Özöztürk, Yüksel Özöztürk,
Birol Özöztürk, Eşref Özöztürk ve
Rıza Özöztürk
” Vızıklar” lakabıyla anılan: Ali Anar,
ALİ Rıza Anar, Osman Anar, Kemal Anar,
Ali İhsan Anar. Akif Anar, Abdullah Anar ve Ali Osman Anar. Cafer Özdemir,
“Kalaycı Ak”Mehmet, Hamdi Aksu,
Hebib Şentürk ve oğlu Ahmet Şentürk,
Mustafa Karaer, Haydar Karaer,
“Kocaman” usta ve oğulları, Mehmet Bakırel ve Hasan Bakırel, “Gubuzcuarın” Süleyman,
Tacettin Erken, Remzi Erken, Osman Tombak, Mustafa Tombak, Mehmet Tombak, Fikri Ilgın, Ali Ay, Mehmet Isın ve oğlu Hasan Isın,
Ethem Öcalan, Ali İhsan Fidan, Recep Bağlan, “Göde” Mehmet usta, Hasan Hüseyin Oksay,
“Kümbürlerin Karaoğlan” usta ve oğlu Mustafa Demirel, Mehmet Okur, Hasan Akdemir, Hasan Tahsin Isın, Mehmet Işın, Kadir Özgökçe,
Mehmet Kuzu ve ortağı “Onbirilerin” Hasan,
Osman Kuzu, “Kel” Mehmet, Fikret Oksay,
Süleyman Görener, Ayhan Türkcan,
İbrahim Türkcan, Mustafa İleri, Ali Rıza Şensöz.

TENEKECİLERİMİZ
“Küt” Mehmet, Vehbi Balaban,
Osman Kavalcı, Ahmet Kavalcı,
Muzaffer Akyol, Ahmet Akpara, İhsan Arığ,
Abidin Altıntaş, Hasan Hüseyin Gürkan,
“Bacaksız Erol, Ahmet Akbaba, Süleyman Başerdem, Mustafa Karatepe.

SARAÇLARIMIZ
Cemal Yakar, Hasan Hüseyin usta,
Hamdi usta, “Topal” İbrahim usta,
Süleyman Avcı, Davut Erkara,
Şefettin Erkara, Kemal Isın, Şeref Erkara,
Selahattin Okur, Kadir Sak, İsmail Bitirgen.

NALBANTLARIMIZ
Ahmet Usta, Nazım “Çavuş”, Fuat usta,
“Hacıgökmenin” Ahmet usta, Kani usta,
“Kara” Mustafa Küçükaslan, Ali Biçer,
“Hörüklerin” Ali usta, “Kel” Ali Açıkgöz,
Halil Açıkgöz, “Aşıkların” Mehmet Ali Çelik,
İbrahim Kulaksız, Mustafa Çelik,
Habib Özdemir.
Ustalarımızdan ahirete intikal edenlere Allah’tan rahmet niyaz ederim. Hayatta olanlara sağlık ve saadetler dilerim. Adını unuttuğumuz ustalarımız var ise affola. Bildirildiğinde memnuniyetle listemize ilave edilecektir.

5-ESNAF ODASI VE ESNAFLARI ZİYARET

Arastada, bugün az sayıda da olsa zanaatını sürdürmekte olan esnafımız, Sivrihisar Demir Bakır ve Arabacılar Odası’na kayıtlı. Odamıza yaptığım ziyarette, oda başkanımız Sayın Yavuz Çetin, Sivrihisar’da sanayi esnafının ilk defa, 1952 yılında Mustafa Kemal Kaynakcı, Osman Kavalcı, Osman Söker, Mustafa Tombak ve Kemal Hızlı’nın kurucu üyelikleri ile “Madeni Sanayiciler Derneği”ni kurduğunu, bu derneğin 1992 yılında odaya dönüştüğünü, daha sonra, Sivrihisar” Marangozlar ve İnşaatçılar Odası”nın katılımı ile bugün üye sayısının 160’ya ulaştığını belirtti. Dernek ve oda olarak kuruluşundan bu yana sırası ile Hafız Yurdanur, Rifat Soysal, Remzi Erken, M. Kemal Kaynakcı, Hüseyin Çeliker, Öner Özbay, H. İbrahim Koç’un başkanlık yaptıklarını ve 2014 tarihinden bu yana da kendisinin oda başkanlığı yaptığını ifade etti. Oda yönetimi olarak, 5362 Sayılı Kanun çerçevesinde ; kamu yararını gözetmek ve üyelerinin mesleki yönden gelişmesi ve sorunlarının giderilmesini sağlamak maksadıyla çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Esnaflarımızla da görüşmelerim oldu. Arastada zanaatlarımızın son temsilcileri olarak bir kaç kişi kalmış. Bakır, kalay ve sobacılık yapan ustalarımızdan Fikri Ilgın ustamıza yaptığım ziyarette, söyleşimize;
“73 yaşındayım, 13 yaşımda çırak olarak başladım kalaycılığıa, 60 yıldır bu mesleği yapıyorum, bizim mesleğimiz çileli, artık yoruldum, eskisi gibi çalışamıyorum.” sözleri ile başladı, daha sonra, “Köylerde de kalaycılık yaptım, ayaklı körük, kalay, nişadır, tuz ruhu, kezzap yağı, pamuk vs. alet ve malzemelerimi alır, köylere giderdik, o köyün bütün kaplarını kalaylar bir başka köye giderdik.” diye devam etti. Askerden dönüş günlerini ise şöyle anlattı, “Kendi dükkanım yoktu, askerden gelince dükkan kiraladım, yıllık 3 sarı lira kira ödüyordum, bir gün dükkan sahibi “dükkanı boşalt” dedi, “şaşkınlık içinde ne olduğumu bilemedim, elimdeki saç yere düştü, çok üzülmüştüm. 50 tane sarı liraya ki, o zamanın behrinde sarı liranın tanesi 300 lira idi, acı zulüm denkleşririp bu dükkanı aldım. O zamandan bu yana hep çalıştım. Çok bi gelirimiz olmazdı ama muhanete de muhtaç değildik.” diye sürdürdü sözlerini. Bağ-Kur’ dan emekli olduğunu ilave etti, bu yasayı çıkaranlara hayır dualarında bulunarak… 1960-1965 yıllarında 16 kalaycı varmış arastada. Ustamız, ” 1970′ lerde alüminyum, saç ve plastik kap, kacak çıkınca, zanaatımız geriledi, bu zannatı yapan azaldı. Aslında bu işi yapan olsa, zanaat yine geçerli, ama çırak yetişmiyor, bu işe heveslenen de kalmadı, ancak bazı bölgelerde bakırcılar esüs eşyası yaparak geçimlerini sağlıyorlar” dedi. Birlikte bir kaç fotoğraf çektirdik, sonra kendisine teşekkür ederek, tekrar görüşmek dileğiyle oradan ayrıldım.

Şu anda, baba zanaatlarını hazır soba ve züccaciye satarak sürdüren bir zamanların meşhur sobacıları “vızıklar” ailesinden Ali İhsan Anar ve yine meşhur sobacı aile “Kalıpcılar”dan Eşref Özöztürk ve Rıza Özöztürk ustalarımızla da görüştüm. Bana, çocukluklarından bu yana bu zanaatın içinde olduklarını, o dönemlerde arastanın çekiç sesleri ile çınladığını, çok hareketli olduğunu söylediler… Onlardan, Sivrihisar’ da ilk kuzuneyi meşhur ustalardan Cafer ustanın yaptığını öğrendim.

Eşref Özöztürk, “babamın takımları, o zamanlar yaptığımız kovalı soba, şeytan sobası kalıpları hala duruyor, ben Metal İşleri bölümünü bitirdim, babamdan da aldığım tecrübe ile rahatlıkla soba yapabilirim” diye anlattı.
Tenekeciliğin son temsilcilerinden Hasan Hüseyin Gürkan ustamız ile de görüştüm.

1949 doğumlu usta, Tenekeci olarak 14 yaşında vergi mükellefi olmuş. Ustası Osman Kavalcı imiş, ustasından lehim ve radyatör tamiri işlerini öğrenmiş, askerlikten sonra kendi dükkanını açmış.

Ustamız, konuşmasında; “Eskiden silindirden çörten çıkarırdık, 40-50 metre çörteni dalıma aldım mı, iki büklüm olurdum, çok çalıştım, şimdi çörtenleri hazır yapıyorlar, ama montajı yapmak için yine adam lazım, o yüzden bizim mesleğimiz her zaman geçerli” diyor.

Usta, tüp gazın 1963’te geldiğini, daha önce gaz ocağında havyayı kızdırır, nişadır ve lehim kullanarak, saat kutuları, idare, huniler, ıbrıklar, toz şeker ölçekleri, gaz ocağı, lüks tamirleri ve teneke vb. lehim işleri yaptıklarını, silindir makinesi, kordon makinesi, caka, kollu zımba aletleri ve makas, çekiç, tokmak gibi aletler kullandıklarını anlattı.

Görüştüğüm esnafların her biri, gelişen teknoloji ile daha seri, daha ucuz üretim yapılması, çırakların ve ustaların yetişmemesi gibi nedenlerle geleneksel zanaatların birer, birer yok olmasından büyük üzüntü duyduklarını ifade ettiler.

6-ZANAATLARIN KÜLTÜRÜMÜZDE YERİ

Geleneklerle bezenmiş bir hazine, hatta kana kana içtiğimiz bir bardak demli çaydır Anadolu. Bünyesinde sakladığı her mesleğin ise kendine has bir dili vardır. Daha önce hiç duymadığınız kelimeler, tanımlamalar, kavramlar çınlar kulağınızın yanı başında…

Bütün zanaatların ve özellikle demirin Türk kültüründe, Türk töresinde ayrı bir yeri vardır.
Tarihe ışık tutan destanlarımızda demir çok önemlidir ; “Alp Er Tunga Destanı”nda Türkler demir millet olarak tasvir edilmiş, “Oğuz Kaan Destanı”nda demir, Oğuz Kaan’ın kudret kaynağı olmuş, “Ergenekon Destan”ı “Manas Desran”ı ve “Dede Korkut Hikayeleri”nde demir hep ilham kaynağı olmuştur…

Demir-Temur-Timur olarak şahıslara isim olmuş, coğrafyada dağlara adı verilmiş, komşu ve düşman kavimler Türkleri, “bayrağı, zırhı ve bileği demirden bir millet” olarak tasvir etmişler. Öte yandan demir, kılıç olmuş, “Kök girsin, kızıl çıksun.”yani sözünde durmazsan kılıç kanına bulansın öcünü alsın, diye üzerine ant içilmiş…
Zanaatlar, atasözlerimizde yer almış:
“Demir tavında dövülür.”
“İşleyen demir paslanmaz.”
“Kalaylı bakır küflenmez.”
Emîr Timur ;
“Bir mıh, bir nalı kurtarır. Bir nal, bir atı kurtarır. Bir at, bir komutanı kurtarır. Bir komutan bir orduyu kurtarır. Bir ordu, bir memleketi kurtarır!..” sözleri ile küçük ihmallerin, büyük felaketler doğuracağını vurgulamış…
……
Muzaffer Sarısözen’in Sivrihisarlı Nazife Öncel ve Kezban Açıkel’den alarak derlediği;
“Hay Nalbandı, Nalbandı
İşte geldi, gelin atı nallandı,
Gelin hanım, küçük beye yollandı.
Haydi gelinim almaya geldim,
Güllerin dermeye geldim.
Dört duvara dört eyseri çaktılar,
Emeğimi orta yere döktüler,
Ak ellere al kınalar yaktılar.
Haydi gelinim almaya geldim,
Gülleri demeye geldim. ”
sözleri ile Sivrihisar türküsü olmuş, radyolarda okunmuş…
……..
Zanaatlarımız ile ilgili paylaşımın bu bölümünü, 29 Nisan 2017 tarihinde, şiirsel bir dille anlatmaya çalıştığım “Arasta” ile tamamlamak istiyorum.

ARASTA
Arastayı dolaşıyorum, geçmişi hayalimde,
Arastayı aradım, durdum kalan izlerinde…
Arasta, Sivrihisar eteklerinde hayat sürmüş,
Arastada sohbet tatlı, mutluymuş insanlar…
Arastada emek, ekmek, kanaat, paylaşma varmış,
Arastada usta, kalfa, çırak birbirini sever,
sayarmış,
Arastada yan yana sıralı dükkanlar,
Arastada alın teri ile sulanmış güller kokar…
Arasta, sanki yıllar ötesinden bir ağıt yakar,
Arastada susmuş artık çekiç, örs sesleri,
Arastada körük basmaz, dönmez olmuş çarklar…
Arastanın o büyülü dünyası gitmiş,
Arasta, şimdi üzgün, sessiz ve ıssız,
Arasta, şimdi küskün, kırgın ve sahipsiz…
Arastada zaman durmuş, çalmaz ritm sazlar,
Arastada vurmaz olmuş saatlerde tik taklar…
Arastada kalmamış demir, bakır, kalaycı,
Arastada keçeci yok, hani nerede hallaç,
Arastada yemenici yok, hani nerede saraç…
Arastada yaşlı usta maziyi arar olmuş,
Arastada yaşlı usta hayalleri ile yaşar olmuş.
(Sivrihisar arastasında, alın teri, göz nuru döken birbirinden değerli ustalarımızın emeklerine duyduğumuz saygının, vefanın gereğidir yaptığımız. Onlar unutulmasın istiyoruz…)

Saygılarımla. Yaşar YURTDAŞ

Add Comment

Click here to post a comment

logo