Tarihi Eserler ve Turizm

Su Değirmenleri

Su Değirmenleri; Su gücü ile çalışan değirmenlerdir. Çocukluğumuzda değirmenlerle tanışmamız masallarla olmuştur. Değirmenlerde geçen cin peri ve bilge masalları çok ilgi çekici idi. Bir de sahip oldukları merkeplerle gece gündüz demeden buğdayları götürüp, öğüttürüp getiren cefalı ve vefalı insanlar çocuk gönlümde değirmen merkezli kahramanlık senaryoları oluştururdu.

Hane reisi kışlık dediği buğdayını ambarına depoladığı, bağını bozup pekmez, nardenk, tarhana, reçelini hazırladığı, bağından kestiği kuru ağaçları parçalayıp izbesine ahırına yerleştirdiği, bulgur yar­ma denesini hazırladığında, büyük bir tevekkülle ve şükürle, geçim derdinden yarı yarıya kurtulmuş hissederdi kendini. Harman kalktığında alınan buğday (misafir de dahil edilmek sureti ile) ihtiyacı geçmiş yılların tecrübesine dayanarak tesbit edilirdi. Mahsul, döğenlerde (dü­ven) her ne kadar öküz dışkıları Yunan bakiyesi miğferlere alınıyor ise de, gayri müsait şartlarda ezilip buğday elde edil­diği ve selektörden geçmediği için, kazanlarda güzelce yıkanır süzülür, dip kö­şe temizlenen sokak veya meydanlara serilen sergiler üzerinde kurumak üzere yayılırdı.

Kuşların tavukların kirletmemesi ve yememesi için, tatilde olan çocuklara bekleme görevi verilirdi. Bu işe: daneden ga­lat tabiri ile “dene beklemek” denirdi.

Kuruyan buğdaylar yıkanmış kelere de­nen yün çuvallara konur değirmene gönderilmek üzere hazır edilirdi.

Şehir halkı yakın zamana kadar, yani motorla çalışan un değirmenleri ve un fabrikalarının yapımına ve özellikle ek­mek ihtiyaçlarını fırınlardan temin alışkanlığına kadar, ekmeğini evinde yapardı. Ekmekleri ya tandır üzerine konan toprak saçlar üzerinde bazlama olarak, yahut ta yine tandır üzerine konan saçlarda pişirilen yufka şeklinde hazırlanırdı. iptidai ev fırınlarında tepsi ekmeği de pişirilirdi.

Üç beş günlük ihtiyacı karşılayacak miktarda pişirildiğinde, ekmekler çillenmesin diye sepetler içinde kuyu boş­luğuna sallanır, ihtiyaç halinde çıkarı­lan ekmekler ısıtılıp yenirdi. Kışlık için komşuların da iştiraki ile teknelerde yoğrulan biteği üzerinde hazırlanan yu­mak tabir edilen birer yufkalık mayasız hamurlar, “yassı ağaç” tabir edilen diz üstü masalarda, “okluagaç” tabir edilen oklava ile açılır, “pişirgeç” tabir edilen uç kısmı yassı oklava yardımı ile tan­dırda pişirilirdi. “Saçkı” tabir edilen saman imalat artığı yakıtın, “külle” tabir edilen havalandırması bulunan tandır­da yakılması sureti ile ısıtılan saçta, yufkalar çevire çevire iyice pişirilir ve sinilerde üst üste konur serin bir yerde saklanırdı.

İhtiyaç halinde, yufkalar yazın bağlardan toplanmış güzel kokulu “çiçek” tabir edilen otdan yapılmış özel süpürge yardımı ile serpme sureti ile ıslatılıp üzeri bezle kapatılır, yufka yumuşadığında “dürge” tabir edilen şekilde katlanır ve sofraya getirilirdi. Alın-teri göz nuru mahsulü aile boyu hazırlanan ekmek, hakkı verilerek “nan-ı aziz” izzetli nimet kabul edilir. Çö­pe animak bir yana en büyük hürmeti görürdü.

Sivrihisar ilçesinde. Kepen Köyünde Ke­pen Çayı üzerinde üç adet su ile çalışan değirmen vardı. Babadat, Biçer, Hortu, Zey, Elcik, Kaymaz, Okçu ve Sakarya vadisinde Kurtşeyh’de (Fettioğlu Değirmeni) bu değirmenlerden bulunuyordu. Su miktarına göre bir iki veya çok taşlı olurdu. Değirmenlerde hisseler saat üzerinden belirlenir “döner taşı” olmak zengin­lik alameti sayılırdı. Enerjide sıfır maliyetle üretim revaçtaydı.

Yine değirmenler, genellikle buğdayı un yaparken “hak” tabir edilen belli ölçekte mahsul alırlardı. Daha sonraları motorla çalışan un değirmenleri, su ile çalışanla­rın yerini aldı. Su değirmenleri; duran tasları, üzerine yıkılan damları, kuruyan kanalları, çatlayıp çürüyen savakları olukları ile tarihe karıştı.

“Değirmen bile, mahsulü dişendikten hemen sonra iyi öğütmez, taşların karşılıklı aşınması lazım. Evlilikte geçim de beyle­dir. Sabır ister karşılıklı feragat ister” misalleri “saçımı değirmen damında ağartmadım” tabirleri, niceleri… hafızalarda kaldı.

Güftesi Yunus Emre’ye, bestesi İsmail Dede Efendi’ye ait Beytullah-ı tavaf edenlerin vecd ile dönüşlerini tasvir eden “Yörük değirmenler gibi dönerler..” benzetmesi ile değirmenler hafızalarda hoş seda olarak kaldı.

* * *

Bütün Yönleriyle Sivrihisar
Orhan Keskin – 2001
logo