Ülke Haberleri

Ulu Mabed Ayasofya

– FETİH ve ULU MABED AYASOFYA –

HZ. MUHAMMED (S.A.V)’in İSTANBUL’UN FETHİNİ MÜJDELEDİĞİ HADİS-İ ŞERİFİ

” لَتُـفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَـلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا، وَ لَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ”

“İstanbul muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, O ordu ne güzel ordudur.”

Fetih müjdesine nail olmak için Araplar ve Türkler tarafından değişik tarihlerde defalarca kuşatılan İstanbul 1453 yılına kadar fethedilememişti. Hristiyanlığın Katolik mezhebine bağlı Latin haçlıları tarafından 1204 yılında istila edilip yağmalanan şehir ve kilise, fethe yakın zamanda da Bizansların elinde bakımsız ve harap bir durumda bulunuyordu.

Fetihten bir yıl önce 1452’de Zamanın Papası IV. Nicholas İstanbul’un savunulmasına destek vermek şartıyla Katolikler ile Ortodoksların Ayasofya’da toplanıp Ferrara/Floransa’da aldıkları Birleşme Kararını imparatorun huzurunda ilan ediyorlardı. Birleşmeyi “zındıklık” hadisesi olarak nitelendiren yerli halkı Ortodokslar, “Ayasofya artık kirlendi, saflık ve kutsallığını yitirdi” diyerek ondan yüz çevireceklerdir. İşte Şehrin Valisi Grandük Lukas Notaras’ın “İstanbul’da Kardinal şapkasını görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederim” şeklindeki ünlü sözü bu kırılma anında söylenmiştir.

Aylar süren kuşatma neticesinde 29 Mayıs 1453 Salı günü Fetih gerçekleşmiş, Fatih Sultan Mehmet saygıyla içerisine girdiği Ayasofya’da “secde-i şükran” olarak iki rekât şükür namazı kılmıştır. Ulu Mabed’de ezanın ilk olarak o sırada okunduğu biliniyor. İstanbul gibi Ayasofya da Fetih’ten sonra Müslümanların şifalı ellerinde yeniden hayat bulacaktı. Özet olarak söylenecek olursa, “Fatih Bizans’ı yıkmış ama İstanbul’u kurtarmıştı”

Fethettiği şehrin ve çevresinin içerisine düştüğü harabiyetine üzülen Fatih Sultan Mehmed’in şehircilik kavrayışı, koruma bilinci, yeni alınan Kostantiniyye’de imar, inşa ve tamir faaliyetlerine derhal başlanması emrini vermesi, evlerin ve surların tamirine girişilmesi, Sultanın bir an önce şehre Belgrad ormanlarından temiz ve akar su getirilmesi yolundaki buyrukları, Ayasofya’yı nicedir zihninde ve kalbinde sahiplendiğini, aklın örsünde ruhun çekiciyle ağır ağır dövdüğünü gösteren alametlerdir.

Nitekim bu şehre aynı zamanda “ilk belediye başkanı” (şehremini) diyebileceğimiz İstanbul Kadısı olarak atadığı Sivrihisarlı Nasreddin Hocanın torunlarından Hızır Bey Çelebi’nin zamanın büyük bir âlimi ve şairi olması da fetih günlerinden altın bir çelenk hâlinde önümüze düşmektedir.

Molla Yegân’ın talebesi ve damadı olan Sivrihisarlı Hızırbey Çelebi, İstanbul’un fethinde Fatihin yanında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) methiyelerine mazhar olmuş, İstanbul’un ilk kadısı olarak Ayasofya’nın kıblesini tayin etmiş, yıkık ve harap olan şehrin imarını üstlenmiştir. 86 yıl sonra ibadete açılan Ayasofya’nın vakfiyesinde onun mührü vardır. Fethin manevi mimarı Akşemseddin Hz.lerini de anmadan geçmeyelim. Allah cümlesine rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.

ÜÇ KEZ İNŞA EDİLEN ULU MABET

İlk Ayasofya’nın yapımında, Konstantin’in Annesi Helena’nın da büyük rolü vardır. 235 yılında Kudüs’e giden ve oradaki mabedleri hayranlıkla seyreden Helena, dönüşünde muhteşem bir mabet yaptırmasını oğlundan istedi. M.360 yılında Bizans İmparatoru Konstantin tarafından ilk inşasına başlanılan Ayasofya, oğlu Konstantius tarafından bitirilmiş ve 44 yıl sonra bir isyan sırasında çıkan yangında yıkılmıştı. (Birinci Ayasofya’nın yıkılmasına İmparator Arcadius’un eşi İmparatoriçe Aelia Eudoksia’nın heykeli yol açmıştı. Kaidesinde ismi hâlâ okunabiliyor.)

Bunun üzerine ikinci Ayasofya, İmparator II. Theodosius tarafından daha büyük olarak aynı yerinde yaptırılmıştı. 117 yıl sonra tekrar yanarak yıkılan Ayasofya, üçüncü defa İmparator I. Justinianus tarafından 532 – 537 yılları arasında bazilika planlı bir mabet (katedral) olarak inşa ettirilmiştir. Ayasofya’nın ilk ismi Megali Eklessia, yani “Ulu (Büyük) Kilise” idi. Sonradan yaygınlaşan Hagia Sophia (Hz. İsa’ya (a.s) adanmış bir mabed) veya Latincesiyle söylersek Sancta Sophia, Müslümanların deyişiyle “Ayasofya” kelime manası itibarıyla “yüce bilgelik”, “âli hikmet” manalarına gelmektedir.

Fetihten sonra Camiye dönüştürülen Ayasofya, nicedir suya hasret kalmış bir bitkinin kana kana su içtiğinde kendine gelmesi gibi fetihle beraber dirildi ve yeni sahibinin elinde cami hiyerarşisinin zirvesine çıkarıldı. Ona “Ulu Cami” statüsü verildi. Asırlar boyu protokolde daima ilk sırayı işgal etti. Ayasofya için fetih bir son değil yeni bir başlangıçtı. Tüm Osmanlı dönemi boyunca da sadece bir ganimet gibi görülmedi, bir gözbebeği olarak el üstünde tutuldu. Ayasofya’ya yapılan katkılardan biri de 1. Mahmut Kütüphanesi ve onun kapısı da kendi dönemi için bir baş eser niteliğinde, “Ya Fettah” yazılı tokmakları ise bir geleneğin en estetik yansımaları arasındadır.

Son dönemde Osmanlı Devleti çökerken toprakları emperyalist devletlerin iştahını kabartıyordu. İşgalciler için İstanbul demek, Ayasofya demekti. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise, Fethin sembolü olan Ayasofya için Türk ve İslam düşmanı İngiliz LORD CURZON “Ayasofya bir sembol olacak ise Müslümanlığın değil, Hristiyanlığın sembolü olmalı” demişti. Ayrıca, “Ayasofya’yı yeniden kilise yapamıyorsak bari cami olmaktan çıkarıp müze yaptıralım” tezi ortaya atılmıştı.

AYASOFYA-İ KEBİR CAMİ-İ ŞERİFİ

1934 yılında müzeye dönüştürülen Ayasofya’nın, Padişah 1. Mahmud döneminde (1739) yaptırılmış olan Hünkar Mahfili (yapının dışında, Ayasofya’nın asıl mekanı olmayan) bölümünde 1991 yılında Namaz kılınmaya başlandı ve minarelerinde ezan okundu. 86 yıl aradan sonra da (2020) Cami olarak tamamen ibadete açıldı ve adı “Ayasofya-i Kebir Camii” oldu.

Ayasofya Neden Önemli ?

Ayasofya hakkında en çok merak edilen hususlardan biri, “Müslümanlar Ayasofya’ya neden bu denli önem vermektedirler” sorusudur. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) müjdesiyle yüzyıllar öncesinden fethi “muhakkak” vurgusuyla bildirilmiş, dolayısıyla ümmete emredilmiş bulunan kutlu şehrin baş mabedi olması olgusu bu yorumu taçlandırmaktadır.

Biri gelenek, diğeri bizzat hadis-i şerifle teyit edilmiş manevi dinamiklerdir ki, Müslümanların Ayasofya’daki kutsal havayı Fetih’ten çok önce zihnen sahiplenme ve içlerine sindirmelerine, hatta medeniyetlerinin öz parçası gibi özlemelerine sebebiyet vermişti.

Üçüncü ve son kez olarak inşa edilen Ayasofya mabedi ibadete açıldığında, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) dünyayı teşriflerine henüz 34 yıl vardı. Müslümanların İslamiyet’in zuhurundan önceki Hristiyanlara ve eserlerine yönelik tavrı sonrakilere yönelik tavrından neden farklı olmuştu? Sorunun cevabı oldukça basit olmakla beraber şaşırtıcıdır da:
İslam’dan önceki “Hristiyanlık”, yani İsevilik o zamanın “İslamiyet’i olarak görülüyordu da ondan.*1

Şanlı ecdadımızın Resulullah Efendimize peygamberlik gelmeden önce mevcut bulunan Yahudi ve Hristiyan mezheplerine yönelik tavrı ile nübüvvetten sonra kurulmuş olanlara karşı tutumu farklı olmuş, ilk gruptakiler âdeta Yahudi veya Hristiyan değil, anlam itibarıyla o zamanın Müslümanları” olarak değerlendirilirken, ikinci gruptakiler Hak Din geldikten sonra da ona tabi olmamakta direnip inadına dalalete sapanlar kategorisinde ele alınmıştır.

Dolayısıyla Ayasofya nübüvvetten önce yapıldığı için Müslümanlar nezdinde “Hak Din”in mabedi muamelesi görmüş ve bu dini sıcaklık içerisinde bağırlarına basılmıştır.

Son dinin mensupları olarak Müslümanlar, Kur’an-ı Kerim’in telkini ve amentüleri (inanç esasları) icabı kendilerinden önceki ümmetlerin zamanın Hak Dini mensubu olarak verdikleri mücadelelerin aziz hatırasına saygı göstermek zorunda hissetmişlerdi kendilerini. Dolayısıyla onların gözünde Hz. İsa (a.s) ve Hz. Musa (a.s) ile Kur’an-ı Kerim’de isimleri zikredilen diğer peygamberler esasen birer “Müslüman” idiler.

İslam’ın vahiy tarihine getirdiği bu sıra dışı kucaklayıcı yorum, Müslümanların gözünde dinlerinin kurucusuna peygamberlik gelmeden 34 yıl önce inşası bitirilmiş olan Ayasofya’yı Ortodoks mezhebine mensup Hristiyanların değil, o tarihte yaşamış hak din mensupları diyebileceğimiz İsevi Müslümanların yapmış ve yaptırmış oldukları anlamına geliyordu.

Tarihin En Uzun Şiiri:

Ayasofya gibi dünya tarihine mâl olmuş bir yapıyı yüzyıllardır çeşitli konuların uzmanları çok farklı yönlerden inceledi. Sadece birkaç tanesini ansak bile etkileyici bir liste ortaya çıkar. Jeologlar taşlarını, speleologlar altyapıların içlerini, deprem uzmanları yer hareketlerine yanıtlarını, dendrokronologlar ahşap aksamının geçmişini incelediler ve incelemeye devam ediyorlar.

***

Müslümanlar tarafından maddi ve manevi bir öneme sahip olan, ibadete açılması ile üzerimizdeki kara bulutların dağılacağına inandığımız ve camiye dönüştürülmesini yıllardır özlemle beklediğimiz Ayasofya’nın cami olarak açılışı ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.

Büyük Fetih, Küçük Fetih >

Faydalanılan Kaynaklar:
– Ayasofya Entrikaları, 2017 – sh. 44-45,53-56,63,91-96
– Arif Müfid Mansel, “Ayasofya” (ilaveler), İslam Ansiklopedisi, cilt 2, İstanbul 1979, Milli Eğitim Bakanlığı, sh.53
– Semavi Eyice, “Ayasofya”. Osmanlı Ansiklopedisi: Tarih/Medeniyet/Kültür, cilt 2, İstanbul 1993, Ağaç Yayıncılık, sh.44
– Timothy E. Gregory, Bizans Tarihi (A History of Byzantium), Çeviren: Esra Ermert, İstanbul 2016, Yapı Kredi Yayınları, sh.148
– Paul Wittek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu, Çeviren: Fahriye Arık, İstanbul 1947, sh.62
– İslamiyet’in diğer peygamberler yanında Hz. İsa’yı da kucaklayan bakışı için bkz. Muhammed Ataûrrahim, bir İslam Peygamberi Olarak Hz. İsa, Çeviren: Kürşat Demirci, İstanbul 1985, İnsan Yayınları
– Stefanos Yerasimos, “Kostantiniye kiliselerinden İstanbul camilerine bir değişimin tarihi” Editör: Annie Pralong, Bizans: Yapılar, Meydanlar, Yaşamlar, Çeviren: Buket Kitapçı Bayrı, İstanbul 2016, Kitap Yayınevi, sh.185
– Tursun Bey, Târih-i Ebü’l-Feth, Hazırlayan: A. Mertol Tulum, İstanbul Fetih Cemiyeti Neşr. İstanbul 1977, sh.63
– Mehmet Niyazi, Derin Tarih, Sayı:3 – Haziran 2012
– Ulu Mabed Ayasofya, İsmail Kandemir – 2004
– Danişmend Kronoloji, 1
– Tarihin En Uzun Şiiri Ayasofya, 2020 – Sedat Bornovalı

*1- Url: D.İ.B – Din İşleri Yüksek Kurulu

Derleyen/Yazan – Murat Sevimbay


Add Comment

Click here to post a comment

logo