Genel

Yemeni ve Arasta

Yemeni denince başa örtüleni değil ayağa giyileni, ayakkabı denince yemeni gelir akla demiştik ya, yemeni denince de arasta gelirdi akla.

Çarşının göbeğindeki şadırvandan güneye doğru indiğinizde sağlı sollu serpiştirilmiş kunduracı dükkanlarından sağa doğru dönünce giriverirsiniz yemenici arastasına. Birbirlerinin benzeri, mimari yönden, tamamen değişik yapıda, önü peykeli, yatık kepenkli yer seviyesinden bir metre kadar yüksekte dizili dükkanlar.

Arastada saya diken makine sesleri pişmiş cava gönünü döğen muşda sesleri ve müşteri cıvıltıları birbirine karışırdı.

Hazır uymaz ise ayağına hemen alınır ölçüsü ayağınızın. Sağ ayağın konur bir kağıt üzerine, itina ile çizilir kurşun kalemle etrafından. Bir de tarak ölçüsü alınır mezro ile. Hepsi bu kadar. Hazırdır bir iki günde ayakkabın. Sayası, ya vaketa ya sahtiyandı. Rengi, daima siyah. Tercih edeceğin bir renk yoktu zaten.

Peki verdin siparişi, giydin ayağına yemeniyi ya biraz dar gelmişse, o zaman ustanın size vereceği yanıt gayet klasikti: “Önümüz kış yağmuru karı gördü mü deri salıverir kendini” ve şayet yemeni bol gelirse ayağına bu defa da;

“- Önemli değil takma kafanı bol diye ıslanıp kurudu mu çeker deri. Tam ayağına kalıbını alır! Mesele kalmaz o zaman” deyiverir. Yemeni ayağına tam oturmuşsa zaten problemin yoktur. Her ne şekilde ise de sipariş verdiğin ayakkabı şenindir artık.

Bugünkü gibi hazır ayakkabılar ise malzeme ve işçilik bakımından pek makbul sayılmadığını da hatırlamakta fayda vardır. Kadınlar evlerde terlik, dışarıda ise Pandohla giyerlerdi. Özel yün tülden yapılmış renk renk gülleri takılırdı terliklere. Hani ya seyri de hoş olurdu.

Gül deyip geçmeyiniz. Genç kızlar için güllü pabuç moda idi işte. Hatta rivayet edilir, adam asılmaya gidiyormuş da karısı seslenmiş kocasına: “Bey ne olur bana gelirken bir terlik getir. Amma güllü olsun, güllü!” Diye bağırmış arkasından.

Çocuklar için ise, sandalet bebelere de edik dikilirdi. Hep kahve rengi sahtiyandan. Yemenicide derilerin ıslanıp yumuşaması için bulundurulan içi su dolu kaplara Dağar denirdi. Herhangi birine sen de Dağar suyundan yaladın mı? Diye sorulurdu daima. İşte soran varsa ben de ona cevabım hazır.

Babamın dükkanında okulun kapalı olduğu yaz aylarında daima “Dağar suyu” yaladım. Onun için biliyorum bu mesleğin inceliklerini. Fakat ne söyleyeyim, şimdilerde geziyorum da yemenici arastasından içim ürperiyor adeta. Nerede kaldı o coşku hani nerede o muşda sesleri. Artık tarih oldu yemenicilik ve yemenici esnafı.

O nur yüzlü Emin ustayı, mesleğinin pirini görür gibi oluyorum. Ve daima şakrak ve neşeli çalışmalarına daima siyaseti sokan ve memleket meseleleri için yanıp tutuşan Mehmet Katar ustayı, seri ve dinamik çalışmaları ile Kozanlı Mustafa ustayı, yemeni kalıplarında reform yaratmak pahasına, İstanbullara kadar giden titiz usta Kara Mustafa’yı, oğlu Hüseyin ve Memet ile sessiz sedasız çalışan Esprileri ve neşesi ile arastaya neşe saçan Sümmen Emmi’yi. Bizim dükkanın hemen bitişiğindeki oğlu Rasim ve Şerafettin’le çalışan ak sakallı nurani yüzlü Aktakkanın şakalarını,

Yemeni dışında ortopedik bot dikme maharetini gösteren, tatlı sohbete müşfik baba Fahri Keskin emmi ve çalışmaktan zevk alan oğlu Ahmet ağabeyi, Molalarında sık sık babamın yanına gelerek harp hatıralarını anlatan Ibık’ın H. İbrahim ustayı.

Sosyal meselelerde daima gönüllü olan, Eskişehir’de ilk Sivrihisar pansiyonunu kurup yüzlerce hemşerimizin tahsiline yardımcı olan iri vücudu, gür sesi ile arastayı dolduran Salim Usta’yı ve daha nicelerini.

Ve bu arada garip efendiyi, Hakığın Omar usta ile esnaf cemiyeti başkanlığını yürüten rahmetli babam. “Yemenici İmam” diye anılan babam Ahmet Kılıçal’ı hürmetle yad ederim.

Kasabamızın tek gazete bayi olup haftada bir gün gelen “Köroğlu” gazetesini satan Kunduracı Niyazi ustayı, Modern giyinişti güzel konuşan Tüfekçi Mehmet Usta’yı Çıraksız kalfasız çalışmaktan zevk alan az ve öz çalışan yeşilin Mustafa Usta’yı, Çanakkale’de girdiği süngü harbinde düşmanın göğsüne sapladığı süngüyü zayıf olduğu için çıkaramayıp düşmanla birlikte yere düşüp hastanede gözlerini açan o kahraman kunduracı Sadık Usta’yı hürmetle yad etmeyi vicdani bir borç bilirim.

Sokağa atılacak kadar eskimiş otomobil lastiklerini işe yaratıp, zor şartlarda bıçkı ile keserek boy boy onlardan çarık tabanı yaparak, bu hususta bir reform yapan çarıkçı Akbacak kardeşleri anmadan geçemeyeceğim. İşte bu idi arasta. İyisi ile kötüsü ile dürüst çalışkan insanları ile…

eski arasta - Yemeni ve Arasta

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Yemeni ve Arasta