Blogspot inanç

Hicri Yıl ve Hicret

1443 hicri yil - Hicri Yıl ve Hicret

Hayırlara vesile olması niyazı ile Hicri yeni yılınızı tebrik ederiz.

HİCRET bir zorunluluktu. Efendimiz S.A.V, doğup büyüdüğü el üstünde tutulduğu EMİN sıfatı verildiği 53 yılını geçirdiği MEKKE den ayrılmak zorunda kalmıştı. LA İLAHE İLLALLAH dediği için. Bunu söylememesi için neler teklif edilmişti. Ama o bir elime AY ı bir elime GÜNEŞİ koysanız ben bunu söylemekten asla vazgeçmem demişti.

Mekke müşrikleri söylenen La ilahe illallah’ın ne manaya geldiğini neleri kaybedeceklerini çok iyi biliyorlardı, kurdukları tüm zulüm düzeni sona erecekti. Medine ye Hicret ten çok kısa süre sonra muhteşem bir dönüş le MEKKE fetih edilmişti. Ama efendimiz tekrar Mekke’de kalmadı. Tarihin her döneminde Hicretler yaşandı hâlâ devam ediyor.

Anadolu bir anlamda Medine oldu tüm İslam coğrafyalarına belki de onun için RABBİM bereketlendirdi bu güzelim toprakları. Hicri yılımız sadece kutlamalarda kaldı yürürlükten kalktı. Tekrar Hicretler yaşanmasın ümidi ile Hicri yılımız İslam coğrafyasında yaşayan tüm mazlum Müslümanlara hayırlar getirsin inşa-Allah. -E. KAYA-

HİCRETİN BAŞLAMASI

Hz. Muhammed’in peygamberliğinin on üçüncü senesi, hac mevsiminde Mekke’ye Medinelilerden yetmiş üç erkek ve iki kadın geldi. Onlar, Cenap-ı Peygamber ile buluştular; Medine’ye göç etmesi hususunda konuştular. Hazret-i Peygamberi kendi nefisleri ve evlâd ü iyâlleri gibi muhafazaya söz verdiler. Hazret-i Peygamber, bundan sonra ashabın önde gelenlerine hicret müsaadesi verdi. Sahabeler birer birer hicret ettiler, Mekke’de Peygamberle İmam-ı Ali ve Ebu Bekir kalmışlardı.

Medinelilerden bir çoklarının İslâm’a girmesi, Peygamber’in ashabının oraya hicreti ve Medine’nin İslâm merkezi olmak istidadını göstermesi Kureyşlileri son derece şaşırttı ve korkuttu. Bu hal onlar için beklenmedik bir darbe idi. Lâkin her düşüncenin üstünde ve Kureyş için ölüm kalım meselesi hükmünde olan bir husus daha vardı ki, o da Medine’nin, Mekke ile Şam arasında hâkim bir nokta olması idi. Kureyş eşrafı ticaretle uğraştıklarından Medine Müslümanların eline geçtiği takdirde artık Şam ile serbestçe ticaret yapma imkânı kalmayacaktı.

Bununla beraber artık şu Muhammedîler tehlikesine bir son vermek üzere Kureyş ’in meşrutî meclisi olan Darü’n-Nedve’de toplandılar. İslâm’ı nasıl mahvedeceklerini müzâkereye koyuldular. Herkes bir görüş söyledi. Kimisi Peygamber’in hapsini, kimisi sürülmesini münasip görüyordu.

En güçlü görüş sahibi olan Ebu Cehil, bu fikirlerin hiç birisini uygun bulmadı. En kestirme yol olmak üzere Hz. Peygamber’in öldürülmesini teklif etti. Öldürme fiilinin sorumluluğunun bütün Kureyş ’e ait olması ve Haşimioğullarını diyet kabulüne mecbur etmek üzere her kabileden birer adam ayırdılar. Bu şirret kişiler Ebû Cehil, Ümeyye bin Halef, Hakem, Ebu Leheb vesaire gibi reislerin maiyetinde olarak Peygamberimizin hanesini kuşatma altına aldılar. Peygamber Allah tarafından bundan haberdar edildi ve Medine’ye göç etmesine izin verildi.

Peygamber, İmam-ı Ali’yi çağırdı; sahabelerine verilmek üzere kendisine bazı eşya ve emanetler verdi ve: -“Yâ Ali! Ben Medine’ye gidiyorum, bu emanetleri yerlerine ver, sonra sende Medine’ye gel, fakat şimdi yatağıma yat ki müşrikler beni yatıyor sansınlar.” dedi.

Ali, Peygamber’in yeşil hırkasına bürünüp yattı. Peygamber müşrikler tarafından görülemeyerek, hanesinden çıktı, o geceyi, tarihin kaydetmediği bir zâtın1 evinde geçirdi. Kureyşliler aldandıklarını fark ettiler, yatakta yatanın Ali olduğunu anladılar. Hiddetlerinden çıldıracak duruma geldiler. Mekke’yi alt üst ederek arayıp taradılar, fakat Peygamber’den haber alamadılar. Onun üzerine bulana yüz deve vaat ettiler. Tabiatıyla ne kadar haşarat varsa Peygamberi ele geçirmek ve yüz deveyi kazanmak hülyasıyla Mekke civarına yayıldılar.

Peygamber gizlenmesinin ertesi günü öğle vakti Ebu Bekir-i Sıddık’ın evine gitti. O gece her ikisi beraberce Mekke’den çıktılar. Sevr dağında bir mağarada gizlendiler. Kureyşliler mağaranın kapısına kadar gelmişken, Peygamber’le Ebu Bekir’in orada bulunduğunu anlayamadılar. Cenâb-ı Peygamber ve Ebu Bekir-i Sıddık, mağarada üç gün kaldılar.

Ebu Bekir’in oğlu ve onun kadar doğru ve seçkin olan Abdullah geceleri gelir ve Peygamber’e haber getirirdi. Sonra kılavuzları develerini getirdi. Develerine binip Medine’ye yollandılar. Arkalarından Süraka namında bir pehlivan yetişti. Lâkin diğer bir bahiste bildirdiğimiz üzere Hazret-i Peygamber’i yakalama fikrinden vazgeçmeğe mecbur oldu.

Resulü Ekrem’in Mekke’den çıktığı Medine’de duyulmuştu. Medineliler onu üç dört gün beklediler. Bir pazartesi günü idi ki Peygamberin gelişini beklemek üzere yine Medine dışına çıkmışlardı. Lâkin sıcak basıncaya kadar gelen giden olmadığından tekrar şehre dönmüşlerdi. O gün pek sıcak bir gündü. Medine’de, dam üzerine çıkmış olan bir Yahudi kızı uzak mesafeden Hazret-i Peygamber’i gördü, Müslümanlara müjdeledi.

Peygamber’in ashabı, sevinç ve memnuniyetin verdiği şevk ve kuvvetle onu karşılamaya koştular. Medine’ye bir saat uzaklıkta olan Küba kariyesinde onunla karşılaşmış oldular. Cenâb-ı Peygamber pek yorgun idi. Orada üç gün konakladılar ve Küba mescidini kurdular.

Hazret-i Peygamber henüz Küba’da iken Ali de yetişti. Cuma günü idi ki Cenâb-ı Risâlet-meâb devesine bindi. Medine’ye yollandı. Beraberinde ashabı kiramdan yüz kişi vardı. Cenâb-ı Peygamber, Medine civarında bir vadiye uğradı. Orada cumayı kıldı, bir hutbe okudu ki, Peygamber’in ilk hutbesidir.

Peygamberimizin Medine’ye vardıkları gün, dünyanın en büyük ve en mühim inkılâbının bir muvaffakiyet devresine girdiğini müjdeleyen büyük bir gün idi.

***

KAYNAK: İSLAM TARİHİ
Ş. FİLİBELİ AHMED HİLMİ
ÖTÜKEN YAY. SAH. 175, 176

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Hicri Yıl ve Hicret