inanç

Hikmet Verilen Kimse

hikmet verilen - Hikmet Verilen Kimse

“Kime hikmet verilmişse ona çok hayır verilmiştir”

“O hikmeti dilediğine/dileyene verir. Kime hikmet verilmişse, doğrusu ona çok hayır verilmiştir: Fakat derin kavrayış sahiplerinden başkası bunu kavrayamaz.” (Bakara – 269)

Bu ayetteki hikmeti İbn-i Abbas ve daha başka otoriteler Kur’an olarak anlamışlardır. Kur’an, Allah tarafından “Hakîm Kitab” olarak nitelendirilmiştir.

Hikmet verilen kimse, aklı nefsin eline değil nefsi aklın eline verir. Akıl nefsin atı olursa, nefis aklı şerre sürer. Ancak bunun için bir şart vardır: Aklı da imânın eline vermek. İmânın hükmü altına giren akıl, kendisine bağlanan duyguları kontrol eder, hükmeder, onları iyi yönetir.

Hikmet hükmetmektir, yani yönetmektir. Yönetmek için kaptanın kaptan köşkünde ve dümenin başında, tayfanın da tayfa makamında olması şarttır.

Allah ruhu, hayat gemisinin kaptan köşkünde otursun diye üflemiştir. Akıl, vicdan, irade ruhun üç organıdır. Ruh akılla bilir, vicdanla duyar, iradeyle yapar. Eğer akıl, vicdan ve irade pasif olursa ruhun organları felç olmuş demektir. Ruh artık o gemiyi yönetemez olur.

Eğer hayat gemisinin kaptan köşkündeki ruh akıl, vicdan ve irade ile bedeni yönetirse, dil, göz, kulak, el ve ayak bu kaptana tabi olur. Bu organlar temyiz yeteneği kazanırlar. İnsan diline, gözüne, kulağına, eline, beline, ayağına sahiptir; dili, gözü, kulağı, eli, ayağı, beli o insana değil.

Böyle biri diline gelen her şeyi söyleyemez, kelimelerini yönetir. Böyle biri her şeye bakamaz, gözünü yönetir. Böyle biri kulağına her gelene inanamaz, kulağını yönetir. Böyle biri her canının çektiği yere gidemez. Hikmetten pay alan eli ayağı yönetmez, aksine elini ayağını o yönetir.

Hikmetten pay alan duygu ve düşüncesini yöneten insandır, duygu ve düşüncesi tarafından yönetilen değil. Tefekkür; aklı yönetmektir. Hitabet; dili yönetmektir. Salih amel; eylemi yönetmektir. İrade; arzuyu yönetmektir. Vicdan; kalbi yönetmektir.

İbadetlerin tümü de insana yönetmeyi öğretmektedir. Namaz; vakti ve bedeni yönetmeyi öğretir. Zekât; serveti yönetmeyi öğretir. Hac; kitleyi yönetmeyi öğretir. Oruç; şehveti yönetmeyi öğretir. Cihat; gayret ve çabayı yönetmeyi öğretir. -Kadir Yaşın-

Kur’an ve Felsefe

Kur’an hikmeti, zengin ve meşhur insanı değil, iyi insanı güçlü kabul eder. Bu felsefe; yardımlaşma, ittifak, dayanışma, birbirini tamamlama ve kardeşliğe götürür. Kur’an, hayatın sonuna gelindiğindeki toplam mutluluğu hedefler. Felsefe ise anlık mutluluğu yüceltir. Kur’an insanın kendisini de ihmal etmeden başkalarının ve insanlığın mutluluğunu ego ideali olarak gösterir.

Felsefe insanda yemek, içmek, cinsellik gibi somut zevkleri yüceltir, seksi ve parayı idealize eder. Mutluluk yöntemi olarak şöhreti, eğlenmeyi, zevk peşinde koşmayı gösterir. Ama insan o zevkleri kaybettiği zaman acı çekmeye başlar.

Kur’an-ı Kerim dayanak noktası olarak kuvveti değil, hakkı kabul eder. Kuvvetli olan değil, haklı olan güçlüdür. Gayesi menfaat değil, fazilet ve rızayı İlâhîdir. Faziletli, iyi insan olmak yaşam ideali olarak verilir. İyilik yapmanın insana hiçbir maliyeti yoktur, erdemli olmak daha kârlıdır. Değerlilik ölçüsü olarak erdemli olmayı kabul eder. Kur’an talebesi hayatta yöntem olarak mücadele yerine yardımlaşmayı seçer.

Toplumların bağlantısında da ırk, milliyet bağı yerine din, sınıf, vatan bağını kabul eder. Aynı vatanda yaşayan herkes eşittir. İnsanın nefsinin, zevklerinin peşinde koşmak yerine insan-ı kâmil olmaya sevk eder. Kur’an’ı Kerim’in bütün bu tavsiyeleri 1995’li yıllarda ortaya çıkan sosyal beyin çalışmaları tarafından doğrulandı. Yaşam bir mücadele, doğal ayıklanma, güçlünün zayıfı yok etmesi gibi felsefenin düsturlarını altüst etti. – N.TARHAN

***

Sivrihisar Kültür Portalı

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Hikmet Verilen Kimse