Blogspot

Sığınmacılar ve Mülteciler

siginmacilar - Sığınmacılar ve Mülteciler

Bu memleket in aklı selim Aydın münevver şahsiyetleri nerede!

Suriyeliler özelinde sığınmacılar konusuna çözüm odaklı insani görüşleri sunacak siyaset dışı mesela Üniversitelerden bilim insanı sosyologlar yok mu? Ne çabuk unuttuk ege denizinde boğulan yüzlerce kadın çocuk bombalardan kaçanları.

Bugün iktidara talip siyasilerin faşizan söylemlerini Tarih kaydediyor. Anadolu insanına yakışmayacak sözler.!

Gitsinler, kamyonlara koyup göndereceğiz gibi ırkçı alman dazlaklarının tavrı gibi sözler. Seçilmiş bir belediye başkanı Suriyeliler den 10 kat fazla SU parası alacağım demesini de Tarih kayda geçirdi.

Tarih boyunca bizler her tarafa çeşmeler yaptırıp bir SU medeniyeti inşa etmiş. Bu medeniyetten nasibi olmayanların davranış biçimleri bunlar.

Bu yüzyılın acıklı sorunu böyle maganda üsluplar la çözülür mü? Siyasi malzeme yapılır mı. Gelecek nesillerimizin utanacağı sözler söyleyenlerden değilim.

Allah cc Resulü nü KAPINA GELENE sakın yüzünü ekşitme onlara kötü söz söyleme mealin de uyarı yapıyor. Bizler böyle bir Dinin mensuplarıyız. Sonuç olarak bu göç akını bir problem.

Gelenlerin uyum sorunu var. Misafir gibi davranmıyorlar. Çalıştıkları yerlerde düşük ücrete sömürülüyorlar. Gençleri sokaklarda parklarda başı boş dolaşıyorlar. Eğitim yok. Azınlık psikolojisi gereği toplu dolaşıyorlar.

Daha birçok olumsuz tablo sayılabilir bizim gördüklerimiz bunlar. İktidar bunlara çözüm bulmak durumundadır. Geri dönüş ortamları diğer ilgili devletlerle müştereken sağlanmalı. Kesin kalma olmamalı. Muhalefet partileri de ucuz kışkırtıcılık dan vaz geçmeli.

Bundan sonra olumlu atacakları adımlarda daha önce söylediklerini unutturmaz, 80 öncesinin katliamları Sivas Maraş çorum olayları da böyle siyasilerin kışkırtması sonucu olmuştu, aynı tutumu yine muhalefet partileri yapıyor. iktidara gelebilmek için zalim Esed e şirinlik için ateşe körükle gitmeyin.

Milletimiz irfan sahibidir böyle kışkırtmalara gelmez. Ümit ediyoruz, başkaca gündemi olmayan aciz siyasilerin oyununa gelmez. İlk sözü söyleyen Ümit Özdağ bir haftadır sessizce seyrediyor. E. KAYA

***

Yerine yeni bir yapı ikame etmeden veya değiştirmek istediğin kişinin yerine yenisini hazırlamadan, yapıyı yıkmak veya kişiyi değiştirmek kaostur.

Düşmanları boş verdik ama dostların, hükümetin ve Erdoğan’ın yanlışlarını dile getiriyoruz savunmasıyla, hükümete ve Erdoğan’a öldürücü darbeler vurması kabul edilemez. Hiçbir fani baki değildir ve ülkelerin kaderlerini şahıslara bağlamak intihardır tespitini buraya koyalım.

Ben aynı hedeflere yürüdüğümüzü düşündüğüm dostlara soruyorum. Ak Partinin ve Erdoğan’ın yanlışları var. Bunları ifade edelim ama kıralım dökelim ve Erdoğan iktidarını sonlandıralım derseniz, benim soracağım soru şu olur. Tamam, sonraki planınız nedir?

Kervan yolda düzülür gibi aslında doğru olmayan bu sözü, özellikle siyaset alanında uygularsak cinayet olur ve varılacak yer kaostur. Aynı hedefe yürüdüğümüzü düşündüğüm dostların, Ak Parti ve Erdoğan’a ölümcül darbelerle saldırması beni, acaba bu dostlarla hedefimiz aynı değil mi düşüncesine sevk ediyor.

Müslümanız ve büyük bir imparatorluğun bakiyesi ve mirasçısıyız.

Tartışmalara sebep olan sığınmacı ve mültecilerin tamamı aslında aynı imparatorluğun unsurları ve mirasçılarıyız. Yani bu insanlar Meksika’dan bize gelmiyorlar.

Ben Balkan göçmeniyim. İmparatorluk sınırlarında yaşarken, devlet benim yaşadığım imparatorluk topraklarını koruyamayarak aslında beni mağdur etmiştir. Ben Razgrad’da değil Edirne’de yaşıyor olsaydım, muhacir değil bu vatanın yerlisi olacaktım. Ne kadar haksız bir tanımlama öyle değil mi?

Bu demek değildir ki imparatorluğun kaybedilen topraklarında ki, bütün insanlar Türkiye’ye göç etsinler ve buna hakları vardır. Fakat bu kaybedilen topraklarda gerçekten sıkıntıya düşen insanlar için Türkiye’nin yerine getirmesi gereken bir sorumluluğu da olmalıdır.

Dolayısıyla sığınmacı ve mülteci meselesine bu zaviyeden bakmamız daha gerçekçi ve daha adaletli olacaktır. Her şey bir tarafa ölümden kaçan insanlara yardım etmek insanlık icabı ve Müslümanların vazifesidir.

Şimdi meselenin diğer veçhesine göz atalım.

Aynı imparatorluğun unsurlarıyken, farklı coğrafyalarda yaşayan farklı kültürlerde insanlardık. Sınırların ayrılması ile bu farklılıklar daha da derinleşti. Bu farklılıklar sığınmacı ve mülteciler ile Türk vatandaşları arasında çatışmalara sebep olmaktadır. Benim gözlemlediğim, sığınmacı ve mülteci kardeşlerimizin, yaşadıkları topluma uyum konusunda gerekli çabayı göstermedikleri yönündedir.

Rahat, fevri ve toplum kurallarını umursamaz tavırları toplum içinde rahatsızlığa ve tepkiye sebep olmaktadır. Bu davranışları, kendilerini bir kaşık suda boğmak isteyen faşist ve sekülerlerin ellerine koz vermektedir.

Devletin görevi ise bu kardeşlerimizin uyum içinde yaşaması için gerekli tedbirleri alması ve suça meyilli, uyumsuz kişileri sınır dışı etmek olmalıdır. Özellikle toplumda güvenlik sorunları ve güvenlik endişesine sebep olan hiçbir mülteci ve sığınmacıyı savunmak mümkün değildir.

Sığınmacı ve mülteci kardeşlerimiz, kendilerine en zor zamanlarda, içerideki faşist ve sekülerlerin bütün itirazlarına rağmen kapılarını açan Türk Devletinin elini rahatlatmalı ve kendilerinin de huzur içinde bu topraklarda yaşamaları için azami dikkati göstermek zorundadırlar.

En önemli görev devletidir. Devlet kontrol ve denetimlerini arttırmalı, vatandaşların bu husustaki şikayetlerini titizlikle değerlendirip sonuca bağlamalıdır. Zor zamanlardayız. Allah hepimize kuvvet ve sabır versin. N. VATANSEVER

***

Bolu Belediye Başkanının düşündürdükleri !..

Bize sığınmış insanlara karşı hep böyle kayıtsız, umursamaz mı idik? Niye vatanını kurtarmak için orada savaşmayı tercih etmemiş, kaçmış gelmişte, burada yan gelmiş yatıyorlarmış!.. Hemster gibi çoğalıyorlarmış vs. Utanmasalar insanların nüfusunu bile kontrol etmeye kalkacaklar. Bu sadece bir belediye başkanının hezeyanı mı? Yoksa medya üzerinden toplumu dönüştürme çalışması mı?

Cumhuriyet kurulduğu zaman nüfusumuz 17 milyon civarındaydı ve bunların asgarî 3 milyonu kaybedilen topraklarımızdan veya dışından gelmişlerdi, yani her beş kişiden biri doğduğu yeri terk ederek Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmıştı. Acaba o zamanın mültecilerine de aynı ithamları yapanlar olmuş mudur?

Türkiye’ye göçler, ekseriyeti Balkanlardan olmak üzere 1923’ten sonra da devam etti. 50’li yıllara kadar eski Yugoslavya ve Makedonya’dan gelenler, 80’li yıllarda Bulgaristan’dan gelenler, hatta hâlen Türkiye’de kaçak yaşayan ve çalışan 100 bin civarında Ermeni’nin varlığı da unutulmamalı.

Ufak bir ipucu: 20. Yüzyılda biz 3 devlet kurduk diye açıkça ifade ediyorlar artık. Lâkin biiznillah tren kalktı ve bizi artık eskisi gibi kontrol edemeyeceklerini biliyorlar.

Mevla’m görelim neyler, neylerse güzel eyler…
Abdullah Zeki Taşlıca, 29 Temmuz 2021

***

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Sığınmacılar ve Mülteciler