Blogspot

Yakma Beni Ne Olur

Konusan Agaclar - Yakma Beni Ne Olur

KONUŞAN AĞAÇLAR: YAKMA BENİ NE OLUR

Dünyanın en güzel süsüyüm, tacıyım, güzelliğiyim. Beni hareketsiz zannedersin amma, kökümden en tepedeki yaprağıma kadar canlıyım, hayat doluyum. Senin için faydalıyım ben. Sana hiç ihanet etmedim ve sana hiç “hayır” demedim. Küçük bir fidan da olsam, koca bir ağaç ta olsam, sana hep itaat ettim, ram oldum, boyun eğdim.

Sana beşik oldum, en güzel ve masum uykularını benim üzerimde uyudun. Hatta, sana ninni gibi gelen, tatlı gıcırtılar da çıkarırdım. Şimdilerde bu tahtı plastiklere / sentetiklere kaptırdım ama, beni bilen bilir; sağlıklıydım ben, arkadaştım, kardeştim sana. Ne olur, beni yakma…

Okula ilk gittiğinde, sana “sıra” oldum, benim üzerimde oturdun, benim üzerimde yazdın. Defterin ve kalemin de benden yapıldı. Beni bu hâlimle çok sevdin, biliyorum. Ben de seni gizli gizli sevdim, fakat sen bunu hiç bilmedin.

Bir zamanlar benden “sefineler” yaptın; kimine kadırga dedin, kimine sandal; denizlerin ve nehirlerin üzerinde benimle yol aldın. Evler de yaptın benden. Hatta, en güzel ve en sağlıklı evleri, benden yaptın. Çünkü senin ruhunu teskin ediyordum. Yakma beni…

Ben hayat doluyum. Senin gibi gezip dolaşamasam da, beni Yaratan, beni neşelendirecek olanları, ayağıma getirdi. Başka vahşî hayvanlardan kurtulmak ve korunmak isteyen küçük ve âciz hayvanlar, beni “emin” bildiler. Hani o küçük güzel kediler var ya, onlar beni çok severler, ben de onları çok severim. Dünyanın neşvesi / şenliği kuşlar yuva yaparlar, dallarımın üzerinde.

Bir de, sincaplarım var; etrafımda, üzerimde koşup oynarlar. Sonra, benim ağaçkakanlarım var; gagaları ile üzerimde yuva açarlar; biraz gıdıklanırım ama, onları sevgiyle bağrıma basarım, yavrularına şefkat ve merhamet olurum. Ne olur, yakma beni…

Sıcak mevsimlerde ve yorgunluk zamanlarında benim gölgeme sığınırsın, seni güneşten korurum, serinlersin. Dallarımdan ve yapraklarımdan gelen esrarlı nağmeler seni mest ‘eder. Aslında o esrarlı nağmeler, benim “zikrimdir, sen bilemezsin. En rahat ve en sakin, benim gölgemde uyursun. Yakma beni…

Gençlik zamanlarında, sevdiğin insanın ismini benim üzerime hâk ‘edersin; biraz canım yanar ama, sabrederim, inlemem, ses çıkarmam. Ama, benim dibime bevl’eder ve def’i hacet yaparsan, buna çok üzülürüm; çünkü beni zehirlemiş olursun. Hem de, bir gün gelip benim gölgemde dinlenmek isteyen insanların nefretlerine ve beddualarına sebep olursun, bunu yapma sakın. Beni yakma…

Ben sâdece dışarda değil, senin yaşadığın mekânların içinde de güzellikler olurum. Sanatkârlar beni dantel gibi işlerler; hani “kündekâri” derler ya. Eskiler en güzel minberleri benden yaparlardı, hiç görmedin mi?

Bazı cinslerim çok sağlam ve dayanıklı olur. Meselâ “abanoz” cinsim öyledir. Mimar Sinan’ın şâheseri Süleymaniye Camisi’nin giriş kapısı, bu cinsimdendir. Beni yakma, olur mu? Ben senin dostunum, arkadaşınım, muhafızınım. Köklerimle toprağı tutarım, heyelanları ve erozyonları önlerim. Toprağa sâhip çıkarım. Sel geldiği zaman, bütün gücümle, ona mukavemet ederim.

Benim rengim, senin gözlerinin ve ruhunun sağlığı için bir şifadır, biliyor musun? En güzel meyveler benim üzerimde olur, bilmez misin ? Ayvalar, narlar, elmalar, armutlar, vişneler, kirazlar, kayısılar, erikler saymakla bitmez. Her birinin de ayrı bir rayihası, ayrı bir letafeti ve lezzeti olur.

Ve bir gün, sana “taht” olurum, insanların omuzlarında. Eh, her canlı gibi, benim de bir ömrüm vardır; bir gün nihâyete erer ve ölürüm. O zaman yak beni, canım yanmaz. Amma, “yaşarken” yakma beni. Ne olur, yakma beni…

Selâm ve dua ile kıymetli dostlarım.
Rasim Duman 05 Ağustos 2021 – Kayseri

CANIMIZA KIYDILAR

“Dalımızda yorgun kuşlar dinlensin, gölgemizde çocuklar oynasın, sert esse de rüzgârlar ile savrulsun mis kokumuz. Biz tek tek ağaç birlikte Ormanız. Bu vatanın her evladının her milletinin ferahıyız.

Bizim sizin ideolojileriniz ile işimiz yok. Siyasi partileriniz ile işimiz yok. Dallarımıza konan kuşların, yuva yapan karıncaların, şu aheste tosbağaların partisi yok, çalıdan çalıya zıplayan tavşanlar muhalefet, ormanlar kralı aslan da iktidar değil.

Bizim yani ağaçların ve hayvanların tüm canlılar gibi yaradılış gayemiz var. Siz insanlar için varız. Sizinle lisanımız farklı ama biz de canlıyız. Canımıza kıydılar.

Siz biz olamadınız, siz bir olamadınız ama biz hepimiz bittik. Siz öyle vazgeçmişsiniz ki bizden sizin derdiniz yine siz. Çünkü bir ağacın gölgesindeki ferahlığı unutmuşsunuz.

Siz bu topraklar için can veren çocuk yaştaki Mehmetçikleri, Korelileri, Azerileri hepsini unutmuşsunuz. Atatürk’ün çocuklarıyız derken Atatürk’ün bu topraklar için liderlik ettiği o muharebeleri de unuttunuz.

Şehit kanı ile vatan için sulanmış toprakları vatan toprağına kastedenlere peşkeş çekenleri savunur olmuş adına da özgürlük demişsiniz. At izi it izine karışmadı aslında. Kürt izini hain izine karıştırıp siyaset ile süsleyip bu vatanın evlatlarını birbirlerine vurdurdular.

Selamı var kuşların, artık uçmayacaklar, selamı var mavi denizin artık solmuş, selamı var o cennet bahçesi koyların, artık size yolları kolları kapalı. “Biz bu Vatanın varlığıydık, inandığınız savunduğunuz partilerin değil” diyorlar.

“Adına siyaset dediğiniz o seviyesiz kısır döngüde ateşin çocuklarına özgürlük isteyenler de kül olsun” diyorlar.

Asalet Salgınoğlu

Add Comment

Click here to post a comment

dizi
logo
sivrihisar sehrengizi 1 - Yakma Beni Ne Olur